Giriş
Günümüzde Müslümanlar maalesef, hayatın her alanında büyük bir “sosyal-ekonomik-siyasi…” parçalanma(tefrika) ve kargaşa(fitne, fesad) içinde bulunuyorlar. Bunun temel sebebi de öncelikle zihni-fikri-kavramsal kargaşadan doğuyor. “Zihni-itikadi-kelami” yani teorik problemleri çözmeden, uygulamadaki yani pratikteki problemleri de çözmek mümkün görünmüyor. Önemli problemlerden biri de ihtilaf-tefrika ilişkisidir. Bu ilişki sağlıklı bir şekilde çözülmek zorundadır. 14 asırlık İslam tarihi içerisinde itikadi-ameli-ahlaki anlaşmazlıkları büyük oranda kavgaya dönüştürmeden çözmüş olan İslam uleması veya aydınları, bugün de bu problemi çözmek zorundadır. Aksi halde tefrika ortadan kalkmadıkça, İslâm âleminde arzulanan birlik(vahdet)hedefine ulaşılması bir hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Mehmet Âkif “En büyük düşmanıdır rûh-ı nebî tefrikanın/Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın” diye feveran etmekte ne kadar haklıdır. Bu nedenle bu makalede; ihtilafla tefrikanın ne anlama geldiğini, aralarındaki farkları, tefrikaya gitmeden ihtilafları gidermenin yollarını ve eğer giderilemezse düşmanlık oluşturmadan birlikte yaşamayı sağlayacak bir “Tefrikasız İhtilaf Ahlakı” oluşturmak için yapılması gerekenleri ele alacağız inşallah…
Kaynaklarda ve Ayetlerde Tefrikanın Anlamı
“Tefrika” terim olarak belirli bir dinî, fikrî veya siyasî birliğe sahip insan topluluklarının bölünüp parçalanmasını, fırkalara ayrılmasını ifade eder. Tefrikanın karşıtı vahdet / cemâattir… Kur’ân-ı Kerîm’de tefrika kelimesinin türevleri hem sözlük hem terim anlamında birçok âyette geçmektedir… Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp bölünmeyin(Âl-i İmrân 103) buyurularak müslümanların dinî ilkeler ve Hz. Peygamber’in sünneti etrafında toplanmaları emredilir… Naslarda bölünüp fırkalara ayrılmanın kınanması, İslâm tarihinde itikadî ve siyasî fırkaların ortaya çıkmasına ve dinden sapmalara engel olamamıştır. Çatışmaların çoğu dini yorumlamada görüş ayrılıklarından ziyade siyasal çekişmelerden kaynaklanmıştır… İctihada açık hususlarda farklı yorumların ortaya konulması, Kur’an’da övülen düşünme, akletme ve ibret alma gibi iyi niyetli zihnî çabaların bir neticesi olup, kınanan tefrika sınırları içinde yer almaz…”(Tuncay BAŞOĞLU, Tefrika, https://islamansiklopedisi.org.tr/tefrika)
Tefrika, bir bütünü parçalamak ve birbirinden tamamen ayrı iki veya daha çok gruba dönüştürmektir. Tefrika; birbirine kötülük etmeye kadar varan, sürekli anlaşmazlık ve ay(kı)rılık demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de değişik türevleriyle birlikte "tefrika" kelimesinin geçtiği 70 küsur ayet varsa da burada konumuzla ilgili olanları tefrika ile ilgili kelimeleri vurgulayarak inceleyeceğiz:
“Ve-iż feraknâ bikum-ul-bahra: Hani bir zaman sizin için denizi yarmıştık;”(Bakara 50) ayetinde görülür ki Allah, bir bütün halindeki denizi yarmış ve İsrail oğullarının içinden geçip kurtulacağı bir yol açarak, tamamen birbirinden ayrı, iki deniz haline getirmiştir… “Kullemâ ‘âhedû ahden nebeżehu ferîkun minhum bel ekśeruhum lâ yu’minûne: Her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir fırka(ayrılıkçı grup) onu bozdu? Zaten onların çoğu inanmazlar”(Bakara 100). Burada da Yahudiler içindeki, inananlardan ayrı inançsız bir fırkanın bozgunculuğu anlatılıyor (Bakara 101 de aynı mealde)... “Yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihi beyn-elmer-i ve zevcih(i): Bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı.”(Bakara 102). Bu örnekte “Tefrik” kalıbı içinde, bütün bir aileyi parçalayıp, boşanmış birbirine düşman iki fırka haline getirmek vardır(Talâk 2 de boşanıp ayrılmak anlamında)… “Ve-in yeteferrakâ: Ve eğer ikisi(karı-koca) ayrılırlarsa”(Nisâ 130) ayetinde de tamamen boşanarak ayrılmak anlamındadır… “Lâ nuferriku beyne ehadin”(Bakara 136, 285, Âl-i İmrân 84, Nisâ 152) ifadesinde müminlerin hiçbir resuli diğerlerinden ayırmadığı açıkça belirtiliyor.… Yukarıda anlamı verilen “Va’tesimû bihabli(A)llâhi cemî’an ve lâ teferrakû”(Âl-i İmrân 103) ayetiyle de fırkalaşmak kesinlikle yasaklanıyor… “E fe kullemâ câekum rasûlun bimâ lâ tehvâ enfusukum-u-stekbertum fe ferîkan keżżebtum ve ferîkan taktulûn(e): Her ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklendiniz ve bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz, değil mi?”(Bakara 87). Ayetlerde geçen “ferîk” sözü de fırkanın daha bir üst halidir(cahil-cehîl gibi) ve kısmen değil “tamamen ayrışmış, kopmuş bir kısım” demektir(Bakara 146, Âl-i İmrân 23,78, Mâide 70, Nûr 47,48, Neml 45, Rûm 33, Şûrâ 14, Beyyine 4 ayetlerinde de aynı anlamda)… “Ve yurîdûne en yuferrikû beyn(A)llâhi ve rusulihi: Allah ile elçileri arasını ayırmak isteyenler”(Nisâ 150), hiylekâr kâfirler olarak tarif ediliyor, “Allah’a inanırız ama resullerine inanmayız” diyenler gibi… “İnne-lleżîne ferrakû dînehum ve kânû şiye’an leste minhum fî şeyen: Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılmışlarla senin hiçbir ilişkin yoktur”(En’âm 159) ayetiyle de özellikle kitab ehli fırkaları yeriliyor… “Kâle hâżâ firâku beynî ve beynike: İşte, dedi bu, benimle senin aramızın ayrılma (vakti)dir”(Kehf 78). Yani Allah’ın alim kuluna Musa muhalefet eder ve sonu tamamen ayrılık(firâk) olur…“Ve yevme tekûmu-ssâ’atu yevme iżin yeteferrakûne: Kıyametin kopacağı gün, işte o gün (Müminler ve kâfirler) birbirinden ayrılır”(Rûm 14). Buradan da anlaşılacağı gibi bu artık, cennet veya cehenneme gidecek kadar kesin bir ayrılıktır… “Min elleżîne ferrakû dînehum ve kânû şiye’ân kullu hizbin bimâ ledeyhim ferihûn(e): Onlar dinlerini parçalayıp, bölük bölük oldular. Her bölük, kendi yanındakiyle böbürlenmektedir”(Rûm 32). Burada da birleşme mümkün olmayan düşmanca bir ayrışma vardır…
Gelen ayet içinde hem tefrika hem de ihtilaf ilginç bir şekilde, birlikte geçmektedir: “Velâ tekûnû kelleżîne teferrakû ve’ḣtelefû min ba’di mâ câehum-u-lbeyyinât”(Âl-i İmrân 105). Bu ayet, lafız sırasına uygun olarak “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın” şeklinde çevrildiği gibi, “ve”den sonraki kısım hal cümlesi olarak alınıp, “Kendilerine apaçık deliller geldiği halde ayrılığa düşüp, parçalananlar gibi olmayın” şeklinde de çevrilmiştir. (https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=3&ayet=105) adresindeki “Türkçe Kur’an Mealleri” sitesinde verilen 51 meal içinde 17 yazar(Y.N. Öztürk, Ü. Şimşek, Ş. Piriş, S. Tevfik , M. İslamoğlu, M. Çavdar, M. Esed, M. Okuyan, M. Çakır, M. Özdemir, M. Kısa, İ. Yorulmaz, E. Aktaş, C. Said, B. Bayraklı, B. Sağlam, A. Parlıyan) ikinci şekilde çevirmişlerdir. İslamoğlu ayrıca dip notda, “Yasak olan görüş farklılığı değil, bu farklılıkların inanç birliğini parçalamasına izin vermektir” sözünü de ekler. Zaten olayın gelişimine uygun olan da, önce bir konuda anlaşmazlık (ihtilaf) çıkması, sonra ihtilaf çözülemeyip derinleşince ayrışma(tefrika) olması ve daha da ilerisi düşmanca tefrikaya dönüşmesidir. Yukarıdaki ayetler taraması da gösterir ki “tefrika”; denizin yarılması, karı-kocanın boşanarak ayrılması, kıyamet günü hesabı görülen cennet ve cehennemliklerin kesin olarak birbirinden ayrılması gibi, kesin bir ayrışma ve birbirinden kopuş anlamına gelir.
Kaynaklarda ve Ayetlerde İhtilafın Anlamı
“”Half kökünden türeyen ihtilâf… “söz veya davranışta birinin tuttuğu yoldan ayrı başka bir yol tutmak” demektir. Bedreddin el-Aynî “her kişinin kendi başına bir görüşe sahip olması” şeklinde tanımlar… iki farklı ihtilâf kavramından da söz edilir…“görüşler ihtilâfı” ve “cinsler ihtilâfı”… cinsler ihtilâfı varlıkların zatlarına ilişkin farklılıklardır. Bu tür ihtilâfın dünya ve âhiret nizamının esasını teşkil ettiğini belirten bazı âlimlere göre, “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir” hadisi (kesin bir senedi bulunmayan, Aclûnî), ümmetin fertlerinin ilimler ve sanatlar konusunda farklı eğilimlere sahip olmalarını ifade eder (Cürcânî, Şâtıbî)… Fıkhî mezheplerin kendi içlerindeki görüş ayrılıkları da bu kapsamdadır… ihtilâflara düşen insanlar arasında hüküm vermeleri için peygamberlerin gönderildiği ifade edilmiştir(Bakara 213). Peygamberlerin açıklamalarından sonra hâlâ ihtilâflarını sürdürenler ise birçok âyette kınanmış(Âl-i İmrân 19,105, Câsiye 17) ve nihaî hükmün âhirette bizzat Allah tarafından verileceği belirtilmiştir(Âl-i İmrân 55, Mâide 48, En‘âm 164)… Fıkıh ilminde ihtilâf… ictihada açık konularda muhtelif sebeplerle ayrı kanaatler benimsenmesini ifade etmektedir… Ashap Resûlullah döneminde bile ictihadî hükümlerde ihtilâf eder, ancak Hz. Peygamber’e müracaatla ihtilâflarını hallederlerdi. Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Sahâbe, yeni bazı meselelerde ihtilâf ettikleri halde her biri diğerinin muhalefetini kınamaksızın câiz görür ve insanları ferdî ictihadlardan engellemeye asla çaba sarf etmezdi. Şûra neticesi üzerinde görüş birliği sağlanan kararlara ayrı bir önem vermekle birlikte ashap, bütün özel hükümlerde icmâ hasıl olmasını da asla savunmazdı… Ahmed b. Hanbel de ihtilâfın müsbet bir şey olduğunu vurgulamıştır. İbn Hazm, dinde ihtilâfın câiz olmadığını söylerken bununla, Allah ve resulünün emrine muhalefetin asla câiz olmadığını… belirtir(el-İḥkâm). Ayrıca aklı kullanma ve düşünme emredilmiş olup… insanların farklı kapasitelere sahip bulunmaları sebebiyle, ihtilâfa düşmeleri kaçınılmazdır. Hz. Peygamber’in, Kur’an ve Sünnet’te cevabını bulamadıkları konularda sahâbeye verdiği ictihad izninin de ihtilâfa sebep olacağı gayet açıktır. İctihadda isabet eden kimsenin iki, hata edenin bir sevap kazanacağını ifade eden hadiste (Buhârî, Müslim) hata edene bir sevap verilmesi, ihtilâfın tasvip edildiğini gösteren bir başka delildir… Avn b. Abdullah…ihtilâfın dini yaşamayı kolaylaştırdığını vurgulamıştır… İmam Mâlik’in, “Âlimlerin ihtilâfı yüce Allah’ın bu ümmete bir rahmetidir. Herkes kendisince doğru olana uyar, herkes Allah’ın rızâsını aramaktadır” sözü, o dönemde İslâm toplumunda yaşanan vâkıanın bir tesbitidir… Humeyd, Halifesi Ömer b. Abdülazîz’e toplumda birlik sağlamayı teklif edince, halife ihtilâfların bulunmasını hoş karşıladığını belirterek yönetimi altındaki eyaletlere mektup gönderip, kendi bölgelerinin fakihlerinin birleştikleriyle hüküm vermelerini emretti… Müzenî…ihtilâfların hallini akademik bir yolla çözüme kavuşturmayı teklif eder. Ona göre ihtilâf halinde şûra usulüne başvurularak doğru çözüm aranmalıdır…”” (Şükrü ÖZEN, İhtilâf, https://islamansiklopedisi. org.tr/ihtilaf).
“” İnsanlar arasındaki ihtilaf… insanların yeryüzündeki hayatını kolaylaştırarak, imkânlarını arttırmaktadır... ihtilafın rahmet olabilmesinin ön şartı, farklılıkların… birbirini teyit ve takyit ederek, takviye etmesidir. Farklılıkların birbirini teyit ve takviye etmesi durumuna kısaca “salah” dediğimiz gibi, farklılıkların birbirinin aleyhine etkin olduğu duruma “fesat” denilmektedir…”” (Tahsin GÖRGÜN, İhtilâf Ahlâkı,https:// www.kastamonur.com) ... Makaleler).
“ Her şey zıddıyla/muhalifiyle bilinir, gece-gündüz, dişi-erkek, renklerin-dillerin ayrı oluşu ve benzeri ihtilaflar O'nun ayetlerindendir ve gayri kesbidir… bu nevi ihtilaflar eşyanın tabiatındandır… insanların tümü için geçerli olan ve müslümanları da bundan ayrı tutamayacağımız, bu nevi farklılıklardan kaynaklı düşünsel/ eylemsel ihtilafların yaşanması tabiidir…” (Kemal SONGÜR, İhtilaf Ahlakı, https://www.islamiyontem.net › ihtilaf-ahlaki 181).
Yukarıdaki alıntılar bile ihtilafın tabii olduğunu göstermeye yeter. Ancak ayetlerle de bu gerçeği ortaya koymak sonuçların kabulünü daha kolay hale getirecektir. Bu nedenle hepsini değil sadece konumuzla ilgili ayetleri, ihtilafla ilgili kelimeleri vurgulayarak gözden geçireceğiz:
“…Beaśa (A)llâhu-nnebiyyîne mubeşşirîne ve munżirîne ve enzele me’ahumu-l-kitâbe bilhakki liyahkume beyne-nnâsi fî mâ-ḣtelefû fîh(i) ve mâ-ḣtelefe fîhi ille-lleżîne ûtûhu min ba’di mâ câet-humu-lbeyyinâtu baġyen beynehum fe heda(A)llâhu-lleżîne âmenû li mâ-ḣtelefû fîhi : Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere Nebiler gönderdi ve beraberlerinde hak ile kitab indirdi ki (bu ayet de, ‘kitab gönderilenlere resul, gönderilmeyenlere nebi denir’ diyen çağdaş allamelere kapak olsun), nas arasında ihtilâf ettikleri şeylerde hüküm versinler. O kitab verilenler kendilerine bunca beyyineler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ihtilâfa düştüler, bunun üzerine, Allah onların ihtilâf ettikleri şeylerde, iman edenleri doğruya hidayet buyurdu” (Bakara 213). Görüleceği gibi arka arkaya üç ihtilaf sıralanmış. İlk ihtilaf, aralarında müjdeleyici-uyarıcı ve üstelik hak bir kitab getirmiş ve o kitabla hüküm veren nebilerin bulunduğu ve üstelik hepsinin tek bir ümmet olduğu bir ortamda, tabii olan değişik yorum ve davranışlarla ilgili. “Ve mâ enzelnâ ‘aleyke-lkitâbe illâ li tubeyyine lehumu-lleżî-ḣtelefû fîhi ve huden ve rahmeten li kavmin yu’minûn : Biz sana kitabı onların ihtilafa düştükleri şeyi kendilerine açıklaman ve iman eden bir topluluğa hidayet ve rahmet olsun için indirdik ”(Nahl 64). Burada da Allah’ın elçisi, anlayış farkından doğan bir ihtilafı, hidayet ve rahmet kaynağı bir kitab yardımıyla çözmektedir. Yani ihtilaf var ancak düşmanlık yoktur. İkinci ihtilaf ise, hak kitaba rağmen, ihtiras ve kıskançlıklar yüzünden aşırı ihtilafa, açık düşmanlığa dönüşmüş bir muhalefet(Fussilet 45, Zuhruf 63 mealleri de aynı anlamda). Üçüncü ihtilaf ise Allah’ın iman edenleri hidayete ileterek kurtardığı, sapıklığa kadar giden bir tefrika: “Faḣtelefe-l-ahzâbu min beynihim feveylun lilleżîne keferû min meşhedi yevmin ‘azîm : Sonra gruplar kendi aralarında (kötü) bir ayrılığa düştüler. Büyük günün görüleceği zaman vay o kâfirlerin haline! (Meryem 37). Yani küfre kadar giden ihtilafın cezasını o gün göreceklerdir. Zümer 3. ayeti müşriklerin aralarındaki ihtilafla ilgili, Zuhruf 65 ise Îsâ(a.s.)’ı dinlemeyen yahudiler arası ihtilafla ilgilidir… Yûnus 19 ayetinde de tek ümmet oldukları halde yerilen kötü bir ihtilaf içinde oldukları, (Yûnus 93, Hûd 110) ayetlerinde ise beni İsrailin kendilerine ilim geldikten sonra bile kötü bir ihtilaf içine düştükleri belirtiliyor. Yukarıda tefrika bölümünde Âl-i İmrân 105 ayetinde tefrikaya kadar giden bu ihtilaf açıklanmıştı. Yukarıda alıntılarda, gerçekte ihtilafın tabii olduğu, düşmanlık anlamında olmadığı, ancak aralarındaki kıskançlıklar dolayısıyla düşmanlığa dönüştüğü geçmişti. Kevni(oluşumla ilgili) ayetlerde ise ihtilafın düşmanlık olmadığı daha net olarak görülecektir:
“İnne fî ḣalki-ssemâvâti vel-ardi ve ḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri le âyâtin li-ulî-l-elbâb(i): Şübhesiz, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün ihtilâfında (ard arda gelmesinde) akıl sâhibleri için elbette deliller vardır”(Âl-i İmrân 190). Gece ve gündüz ihtilafının asla bir düşmanlık olmadığı, üstelik yaşayan insanlar için bir rahmet olduğu çok açıktır(Yûnus 6, Mü’minûn 80 ve Câsiye 5 de aynı anlamda)… “Ve huve-lleżî enşee cennâtin ma’rûşâtin ve ġayra ma’rûşâtin ve-nnaḣle ve-zzer’a muḣtelifen… : Ve O ki, Asmalı ve asmasız bahçeleri, çeşit çeşit hurmaları ve zirai ürünleri… yetiştirendir”(En’âm 141). Çok açık ki, renkleri-tatları-şekilleri çeşit çeşit (muhtelif) olan zirai ürünler ve hurmalar, birbirinin düşmanı değildir ve bizim için rahmettir, kişi sevdiklerini seçip yer… “Ve mâ-żerae lekum fî-l-ardi muḣtelifen elvânuhu: Yeryüzünde sizin için, renkleri çeşit çeşit yaratıp çoğalttığı, canlı-cansız her şeyi de (sizin hizmetinize verdi)”(Nahl 13). Burada da sadece renklerinin çeşitliliği belirtilmiş düşmanlığı değil, ki bizim için bir rahmettir. (Fâtır 27, Zümer 21) ayetleri de aynı şekilde zirai ürün renklerinin muhtelif olduğunu vurgular… “Ve-ddevâbbi vel-en’âmi muḣtelifun elvânuhu keżâlik : Ve hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır”(Fâtır 28). Burada zirai ürünlerin dışında kalan hayvan ve davar renklerinin, tabii olan çeşitliliği hatırlatılmış… “ Yaḣrucu min butûnihâ şerâbun muḣtelifun elvânuhu fîhi şifâun linnâs : Onların karınlarından içinde insanlar için şifa bulunan değişik renklerde bir içecek(bal) çıkar” (Nahl 69). Burada da muhtelif renklerdeki balların renklerinde düşmanlık olamayacağı çok açık, sadece göze güzel gelen bir değişiklik… “Ve min âyâtihi ḣalku-ssemâvâti vel-ardi vaḣtilâfu elsinetikum ve elvânikum inne fîżâlike le âyâtin lil’âlimîn: Göklerin ve yerin yaratılması ile dilleriniz ve renklerinizdeki çeşitlilik, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır” (Rûm 22). Özellikle bu ayetde, insanlar arası dil ve renk(yani ırk) değişikliği düşmanlık değil, aksine tabii bir gerçek olarak, yani Allah’ın ayetleri olarak açıklanıyor…
Geçen ayetler topluca dikkate alınınca görülür ki ihtilaf; varlıklarda, onların hareket-renk-biçim-koku-tadlarında, insanların düşünce-duygu-tavır-yetenek-renk-lisan-ırk-şekillerinde, yıldızların hareketlerinde, gecenin- gündüzün peşpeşe(takiben bağde halfin ve halfin, halife de aynı kökten) gelişinde, toplumların sosyal tabakalaşmalarında... tabii olarak ortaya çıkan değişiklik, çeşitlilik, başkalıktır. Asla düşmanlık anlamına gelmez, kavgayı gerektirmez. Ancak özünde kötü olmayan tefrika; ihtiras, menfaat, haset gibi kötü niyetler nedeniyle düşmanlığa dönüşürse önce fırkalaşmaya sonra da savaşa kadar gider.
Devam Edecek......