Gazze’nin Bize Anlattıkları…
Giriş
Bazı felaketler vardır; yalnızca yaşandıkları coğrafyayı değil, insanlığın tamamını yaralarlar. Hiroşima böyledir. Auschwitz böyledir. Ruanda böyledir. Filistin de böyledir. Çünkü Filistin meselesi, sıradan bir sınır anlaşmazlığı değildir. Bu mesele yalnızca iki halk arasındaki siyasi bir ihtilaf da değildir. Filistin, modern dünyanın ahlaki sınavıdır. İnsanlığın adalet, özgürlük, hukuk ve vicdan adına kurduğu bütün büyük iddiaların test edildiği yerdir. Bugün Gazze'nin yıkılan evleri, bombalanan hastaneleri, yetim bırakılan çocukları ve toprağa gömülen aileleri yalnızca bir savaşın sonucu değildir. Bunlar aynı zamanda çağımızın vicdan krizinin görünür hale gelmiş şeklidir. Filistin’e bakmak, aslında insanlığın aynaya bakmasıdır.
1. Filistin’in Trajedisi: Toprak Kaybından Daha Fazlası.
Bir halkın evini kaybetmesi acıdır. Bir halkın yurdunu kaybetmesi daha büyük bir acıdır. Fakat bir halkın tarihinin, hafızasının ve varlığının inkâr edilmesi çok daha büyük bir felakettir. Filistin’de yaşanan tam olarak budur. Yüzyılı aşkın süredir devam eden süreç yalnızca toprakların işgali değil; bir halkın geçmişinin silinmesi, kimliğinin görünmezleştirilmesi ve hakikatinin tartışmalı hale getirilmesi sürecidir. Bir çocuğun öldürülmesi kadar korkunç olan şey, o çocuğun ölümünün normalleştirilmesidir. Bir şehrin yıkılması kadar korkunç olan şey, o yıkımın meşru gösterilmesidir. Bir halkın sürgün edilmesi kadar korkunç olan şey ise sürgünün "güvenlik", "medeniyet", "savunma hakkı" gibi kavramlarla süslenmesidir. Bu nedenle Filistin meselesi aynı zamanda bir kavramlar savaşıdır.
II. Modern Dünyanın Ahlaki Çöküşü
Filistin bize sadece İsrail canavarlığını anlatmaz. Filistin bize modern insanı anlatır. İnsan haklarından söz edenlerin insanları kategorilere ayırabildiğini... Demokrasiyi savunanların bazı halklar için demokrasiyi askıya alabildiğini... Özgürlükten bahsedenlerin bazı seslerin susturulmasına sessiz kalabildiğini... Hukuku savunanların hukuku güçlünün çıkarına göre yorumlayabildiğini... Gösterir. Filistin, modern dünyanın en büyük çelişkisidir. Çünkü burada ilk kez dünyanın büyük bölümü aynı anda hem gerçeği görmekte hem de gerçeğe karşı sessiz kalabilmektedir. Bu durum yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, ahlaki bir çöküştür.
III. Çocukların Mezarı Üzerine Kurulan Sessizlik
Tarih boyunca birçok katliam yaşandı. Fakat geçmiş dönemlerde insanların çoğu olan bitenden habersizdi. Bugün durum farklıdır. Gazze’de bir çocuğun ölümünü dünyanın diğer ucundaki insanlar saniyeler içinde görebilmektedir. Bu nedenle çağımızın trajedisi yalnızca zulüm değildir. Çağımızın trajedisi, zulmün canlı yayınlanmasıdır. İnsanlık ilk kez bir felaketi eş zamanlı izlemekte fakat onu durdurmakta yetersiz kalmaktadır. Bu yüzden Gazze'de ölen her çocuk, sadece bir savaşın kurbanı değildir. O çocuk aynı zamanda küresel vicdanın başarısızlığının sembolüdür.
IV. Filistin ve Medeniyet Sorusu
Asıl soru şudur: Medeniyet nedir? Eğer medeniyet yalnızca teknoloji üretmekse, bugün dünya tarihin en medeni dönemindedir. Eğer medeniyet ekonomik büyüklükse, yine öyledir. Fakat medeniyet; insanı korumak, adaleti savunmak ve mazlumun yanında durmak ise o zaman Filistin bize başka bir şey söylemektedir. Filistin’in harabeleri arasında sadece binalar yıkılmamaktadır. İnsanlığın medeniyet iddiası da yıkılmaktadır. Bu yüzden Filistin meselesi, bir coğrafyanın değil bir medeniyet anlayışının krizidir.
Sonuç: Filistin İnsanlığın Vicdan Defteridir
Bir gün savaşlar bitecek. Yıkılan şehirler yeniden kurulacak. Yeni nesiller büyüyecek. Fakat insanlık şu soruyla yaşamaya devam edecektir: “Biz bütün bunlar olurken ne yaptık? Neden sustuk” Tarih, güçlülerin ne kadar güçlü olduğunu değil, insanların zulüm karşısında nasıl davrandığını hatırlayacaktır. Filistin bu yüzden sadece bir ülkenin adı değildir. Filistin, adalet ile güç arasındaki mücadelenin adıdır. Filistin, hakikat ile propaganda arasındaki mücadelenin adıdır. Filistin, insanlığın vicdan defteridir. Ve bu deftere bugün yazılanlar, yarının tarihini belirleyecektir.