DEMOKRASİ: EMPERYALİZMİN TRUVA ATI MI?
MAKALE
Paylaş
15.01.2026 20:19
241 okunma
İlhan Akkurt

II. Dünya Savaşından önce son üç asırda, güçlü ülkeler (bunların büyük çoğunluğu Batı’lı devletler) coğrafi keşiflerin ardından, yeni keşfedilen ülkeleri fiilen işgal ederek sömürgeleştirip, bunların zenginliklerini sömürmeleri sonucunda güçlendikçe, birbirleriyle sömürge yarışına girişip, bu yarış sonucunda dünya çapında, iki büyük savaşa yol açmışlardır. Batı’nın Amerika, Afrika, Avustralya, Uzak Asya ve Hindistan’ı keşfetmesiyle, neredeyse tüm dünya ülkeleri sömürgeleştirip, insanlar köleleştirildi ve ekonomik kaynaklar çalınıp, Avrupalı medenî (!) korsanların ülkelerine taşındı. Böylece hepsi maddi güce boğuldu ve ekonomileri ilerledi. En büyük sömürgeci güç olan İngiltere, dünyadaki 192 ülkenin 170 ülkesini kısa bir dönemde olsa işgal etmiştir ve bu da dünyanın %90’ıdır. “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” sözü boşuna söylenmemiştir. 1922’de 458 milyon kişi; yani dünya Nüfusunun dörtte biri, Britanya/İngiltere İmparatorluğu’nun egemenliği altındaydı ve toprakları 33.000.000 km2’yi kapsıyordu. Bu kadar toprağa sahip olan İngiltere’nin 18. yüzyılda nüfusu tek başına sadece 5milyon; Galler ve İskoçya ile birlikte 8 milyondu.

II. Dünya Savaşı’nın galibi ABD, dünyanın yeni hâkim gücü olunca, hem Komünizme karşı hem de önceki emperyalist Avrupalı sömürgecilerin elindeki ülkelerin bağımsızlıkların destekleyip, onların elinden alabilmek için her kapıyı açan iki önemli maymuncuk slogan ortaya attı; ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ. Bu amaçla daha önce yine ABD tarafından organize edilen Cemiyeti Ahvam, 1945 yılında Birleşmiş Milletler adını aldı. Böylece ABD, dünya çapında özgürlük, demokrasi ve medeniyet misyonerliğine soyundu. Bir devlet hele ki bu devlet, kapitalist Batılı bir devletse insanlık hayrına bedavadan böyle bir misyonerliğe girişmez. Bu sloganlar gerçek niyeti gizleyen perdelerdir. Aslında bu misyonerlikte ABD’de gerçek aktör değildir. Onun da arkasına gizlenmiş küresel güçler vardır. Bunlar kapitalizmin gerçek kurucuları ve organizatörleri, Dolara dayalı bankalar zincirini yöneten oligarklardır. Bunlar devletler üstü doları basan, para trafiğini yöneten ve dünya devletlerine para sağlayan, bilinen önemli küresel şirketlerin sahipleridir. IMF ve Dünya Bankası bunların uluslar arası organizasyonlarıdır. Petrol, doğal gaz, uçak, silah, navlun, sigorta, değerli madenler, borsa vb. ticareti dolara bağlandı. Sözde bunlar özgürlük, demokrasi ve insan hakları savunucuları olup diktatörlüklerin düşmanı geçinirler. Peki, bu düşmanlığın gerçek sebebi nedir? Her ne kadar bu tür rejimleri savunmasak ta, padişahlık, sultanlık, şeyhlik ve adına cumhuriyet denen diktatörlükler geçekte kendilerini ülkelerinin sahibi görürler. Bu sebeple ülkelerinin zenginliklerini başkalarıyla paylaşmak istemezler. Bu durumda bu ülkeler başkaları tarafından sömürülmeleri pek mümkün değildir. Oysa demokrasi denen özgürlükler ülkelerinde, ülke kaynaklarının nasıl işletileceği uluslararası kanunlara göre yapılır ve herkese açıktır. Bu ülkelerin zenginliklerinin ülke içinde gerçek bir sahibi yoktur. Bu durumda bu kaynakların işletilmesinde yeryüzündeki bütün insanlar eşit haklara sahiptir. Ancaaaaak, böyle görünse de gerçekte parası ve işletme teknolojisine sahip olanlar bu işlere talip olur. Yani gerçek şu eşitlik bazen en büyük eşitsizliktir. Bir koşu/maraton müsabakası düşünün. Herkes eşit şartlarda koşacak. 1 yaşından 100 yaşına herkes eşit şartlarda, hep beraber koşacak. Böyle bir yarışı kim kazanacaktır? Kazanan yarıştan önce bellidir, yarış aleti olan kişi.

Ülkelerindeki zengin kaynakları işletecek sermaye ve teknolojiye sahip olmayan ülkeler, bu kartellerin kapısını çalmakta ve küçük bir devlet hakkını vermek şartıyla, bu kaynaklara küresel karteller çökmektedir. İşte demokrasi emperyalist ülkelere ve küresel kartellere bu imkanı sağlamaktadır. Ancaaaaak, oligarklara göre bir ülkeye demokrasi girmesiyle, sadece çok partili seçme ve seçilme rejimine geçilmiş olmak yetmiyor. Demokratik rejimlerin kendine göre küresel kanunlarının da bu ülkelerde yürürlüğü girmesi gerekiyor. Buna en açık örnek Avrupa Birliği’dir. AB için sadece demokrat olmak yetmiyor. Bir sürü kanun ve kriteri de aday ülkenin uygun olması gerekiyor. Gümrük Birliği de benzer yutturmacadır. Gümrük vergileri/duvarları üye ülkeler  için kalkması gerekiyor. Neymiş efendim her ülke eşit şartlarda bir birine ihracat yapacak. Eskiden bunun adı Ortak Pazardı. Peki, ortaklarlara mal satacak sanayisi olmayanın hali ne olacak? Genliğimizde buna “Onlar ortak biz Pazar” derdik. Yani demokrasi adı ile bir ülkeye küreselci kanunların da girmesi gerekiyor. Aslında demokrasi kendi içinde bu kanunları gizleyen bir TRUVA ATI olmaktadır.

Libya’da Kaddafi petrol gelirlerini halkıyla büyük ölçüde paylaşıyordu. Eğitim ücretsiz, sağlık yurt içinde ve dışında ücretsiz, konut bedava, elektrik su yakıt bedavaya yakındı, evlenenlere yardım, çiftçilere her türlü yardım, faizsiz kredi, işsizlere maaş, vergiler çok düşük vb.  Ama ülkede özgürlük ve demokrasi yokmuş. Algı operasyonlarıyla halkı manüpilo edip, Kaddafi’yi halkına linç ettirdiler. Sonu nereye vardı. Ülke 15 yıldır iç savaşta ve ikiye bölünmüş halde. Ekonomi felç, insanlar aç ve Kaddafiyi arar vaziyettedir. Irak ayni durumda. Gelelim Venezuela gerçeğine. Ülkede serbest seçim yani demokrasi var. Maduro seçimle işbaşına gelmiş bir devlet başkanı ancak ülkede zengin petrol yatakları 1976 yılında küreselcilerin elinden alınıp, devletleştirilmiş küresel kartellere zırnık koklatmıyorlar. Venezuela sahip olduğu petrol rezerviyle, dünyanın en büyük petrol ülkesidir. Küresel kartellerin jandarması ABD, bu ülkeye 10 yıldır ambargo uyguluyor. Önceki başkan Chavez ve onun yolundan giden Maduro’yu diktatör ilan etti, başına ödül bile koydu ve sonunda konutunu basarak, alıp kaçırdı. Hadi Libya’da demokrasi yoktu ama burada, demokrasinin varlığı ile var olan özgürlükte vardı. Aslında içi boş bir Truva Atı’nın bir ülkeye girmesi yetmiyor. Adamların elini kolunu bağlayan küreselci kanunların da bu atın içinde ülkeye girmesi gerekiyor. İşte Truva Atı’nın içinde bulunması gereken ve ülkenin kaynaklarını küreselcilere açan kanunlar da demokrasi ile birlikte uygulamada olması gerekiyor. Demokrasi; bu kanunları diktatörden kurtulan ülkeye taşıyan paravan bir sistemdir. (Yanlış anlaşılmasın bir ülkeyi keyfince yöneten ve sömüren bir dikta yönetimini savunmuyoruz. Demokrasi ve özgürlük karşıtılığını da savunmuyoruz. Ancak bir ülkenin kendi kaynaklarını kendisinin hakkı olduğunu ve dilediği gibi halkının yararına işletilmesini savunuyoruz.)

İran’ı, Grönland’ı bekleyen akibet te budur. Oligarklar için aslında ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ bir Truva Atı olarak kullanılıyor diyoruz. Bunların gerçekte özgürlük ve demokrasi davasında samimi olmadıklarını kanıtlayan gelişme GRÖNLAD davalarıdır. Bu ülkede demokrasi ve özgürlükler, ABD’den daha fazla var ve ayrıca ülkede diktatörlükle suçlanacak bir idare de yok. Makalemizin konusu her ne kadar özgürlük ve demokrasinin istismarına dikkat çekmek olsa da küresel güçlerin son günlerde buna da ihtiyacı kalmadı. Bu kavramları kullanmak bir işe yaramayacaksa, “SUYU BULANDIRMA” gibi anlamsız bahanelere (biz gelmezsek Rusya veya Çin gelecek, Danimarka burayı koruyamıyor) sarıldılar. Adamlar bir ülkeye göz koyduysa, ille de Truva Atı gibi işi kamufle edecek bir şeyden vazgeçip, doğrudan bu ülkeyi işgal etme hakkını kendilerinde gördüklerini, açıkça ilan etmekten bir sakınca görmemektedirler. Yani kendileri için bir ülke gerekliyse, artık kendileri için Truva Atı gibi her hangi bir meşruiyet aramayıp, açıkça işgal etme hakkını kendilerinde görmektedirler. Bu ülke bir NATO ülkesi olsa bile. Takke düştü kel bütün açıklığı ile göründü. Sahip oldukları zenginlikleri Küreselcilerle paylaşan, özellikle Ortadoğu ülkelerindeki şeyhlik, krallık ve sultanlıklara, demokrasi ve özgürlük adına tek laf etmemeleri de bu konudaki samimiyetsizliklerinin ispatıdır. Tek dişi kalmış canavar gücü yettiğinde hak, hukuk, adalet dinlemiyor ve niyetini gizleyecek bir şey de aramıyor. Son günlerde oligarklar Nadir Toprak Elementleri’nin peşine düşmüş görünüyorlar. Ülkemizde bu madenlerin varlığı çok yüksek ve yeni yatakların keşfi de yolda. Bütün bunlar bu emperyalistlerin iştahını kabartmaktadır. Yeni bir dünya paylaşımı yolda görünmektedir. Güçsüzlerin işi zor. Onlar tuzaklarını kursalar da tuzaklarını bozacak birileri çıkacaktır. Aslında bu bir hak ile batıl savaşıdır ve kıyamete kadar da sürecektir.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya