Ramazan’dan düşecekse…
MAKALE
Paylaş
11.01.2026 13:30
198 okunma
Ersoy Baba

 

Merhaba değerli okurlarım.

Gününüz aydın ocağınız esen olsun.

Bu haftaki yazıma El-Cezire televizyonunun meşhur spikeri Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna’nın anlattığı bir hatırası ile başlıyorum. Tercüme ederek paylaşan Abdülhamid Doğan’a teşekkürler.

Hatice Bin Ganna anlatıyor:

Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığım bir ziyaret sırasında, büyük bir alışveriş merkezlerinden birine bazı ihtiyaçlarımı almak için gitmiştim. Kasada ödeme sıramı beklerken, içeri tesettürüyle son derece vakur ve iffetli bir Müslüman hanım girdi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Önünde ağır bir kutu sürüklüyordu; kutunun üzerindeki resimden belli ki bu, çim biçme makinesiydi.

Kasadaki görevliye yaklaşan Müslüman Hanım (son derece nazik bir sesle):

-“Hanımefendi, dün sizden bu makineyi ve başka bazı eşyaları satın aldım. Toplam bedeli 500 dolardı.”

Kasiyer (meşgul ve bezgin bir hâlde):

-“İade mi etmek istiyorsunuz?”

-“Hayır… Bedelini ödemek istiyorum.”

Kasiyer (şaşkınlıkla):

-“Anlamadım! Dün aldığınızı söylüyorsunuz. Eğer başka bir yerde daha ucuz bulduysanız, fiyat farkını iade edebiliriz. Ama bunun için de belge gerekir. Yanınızda var mı?”

-“Hayır, ne o ne de bu… Dün bu makineyi kredi kartıyla aldım, evime götürdüm. Evim buradan yaklaşık iki saat uzaklıkta. Faturayı kontrol ederken fark ettim ki, bu makinenin ücreti hesaba eklenmemiş. Mağazayı aramak istedim, ama çalışma saatleri bitmişti. Bunun size zarar vermesini istemedim. Bu yüzden bugün işimden izin aldım, makineyi tekrar buraya getirdim ki kayda geçirin ve ben de bedelini ödeyeyim. Çünkü parasını ödemediğim bir şeyi kullanamam.”

Bu sözler üzerine kasiyer birden yerinden doğruldu. Gözleri doldu. Derin bir hayretle bu Müslüman kadına bakakaldı. Sonra onu sarıldı, öptü ve titreyen bir sesle şöyle dedi:

-“Bu benim hatamdı! Buna rağmen neden geri döndün? Neden bu kadar ağır bir yükü taşıdın? Neden işinden izin aldın ve geliş dönüş dört saat yol yaptın? Seni buna iten neydi?”

Müslüman hanım, İngilizce ama son derece sade, masum ve doğal bir edayla, sanki yaptığı şey dünyadaki en sıradan davranışmış gibi cevap verdi:

Çizgi film, Animasyon, kurgu edebiyat, çizim içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

-“It is AMANA… Bu, emanettir.”

Sonra oturup ona İslam’da emanetin ne demek olduğunu anlattı…

Kul hakkını…

Helâli…

Haramı...

Allah korkusunu…

Kasiyer, gözyaşları içinde mağaza müdürünün yanına gitti. Camlı ofisten onları görebiliyorduk ama ne konuştuklarını duyamıyorduk. Ancak yüzündeki derin sarsıntı her şeyi anlatıyordu. Birkaç dakika sonra müdür, tüm çalışanları sıraya dizdi ve bu Müslüman kadının yaptığını onlara anlattı.

O sırada hanım, mahcubiyetle başını eğmişti. Sanki büyük bir iş yapmamış da sadece dininden öğrendiği basit bir vazifeyi yerine getirmişti.

Çalışanlar ve müşteriler merakla etrafını sardı. İslam’ı sordular. Ahlâkını sordular. İnancını sordular. O ise özgüvenle ama kibirsiz, tevazu ile ama sağlam bir duruşla hepsine cevap verdi.

Bunun üzerine mağaza müdürü ısrarla çim biçme makinesini ona hediye etmek istedi. Ancak Müslüman Hanım, büyük bir edep ve incelikle bunu reddetti:

-“Ben bunu Allah rızası için yaptım. Sevabını istiyorum. Makinenin, bu sevabı gölgelemesini istemem. Çünkü benim için o sevap, her şeyden daha kıymetlidir.”

Bu sözler hayranlığı daha da artırdı. Kadın ödemesini yapıp sessizce mağazadan ayrıldı. Ardında ise derin bir hayranlık, suskunluk ve hayret bıraktı. O gittikten sonra da hem çalışanlar hem müşteriler uzun süre bu sahneyi konuştu.

Ben ise bir Müslüman olarak içimde tarifsiz bir iftihar hissediyordum.

Çünkü o gün, İslam’ı anlatan bir vaaz değil; yaşayan bir ahlâk görmüştüm.

***

Konudan konuya sıçramama baktığınızda atletizmde başarılı olmam ihtimalini düşünüyorsunuz. Ancak ben spor olarak atletizmi değil tekvandoyu seçmiştim. İlkokul 5. sınıftayken Tekvando sporunu yapmak üzere bir kulübe kaydolduğumda acayip havalara girmiştim. Hani derler ya:

-“Bin kilometrelik bir yola bile ilk adımla başlanır”

Ben o adımı atıp kayıt yaptırdığım gün kendimi siyah kuşak tekvandocu hissedip mahallenin çocuklarını dövmeye kalkmıştım. Bir kişi de değillerdi. Ben deyim 3, siz deyin 5.

Tabi ki olmadı. Bunlar beni dövmek için kovaladığında yaptığım atletizm koşusuyla o zamanların rekorlarını egale etmişimdir. Mavi kuşağa kadar devam ettiğim bu sporda bir kupam bile olmuştu. Ortaokul 3’e giderken gençlere fırsat vermek amaçlı olarak o sporu bıraktım. Şimdi yazılarımda konudan konuya sıçrıyorum. Bu daha kolay ve risksiz.

Siyasi konuları burada yazmayı sevmiyorum. Bazan yazıyorsam sevmeye sevmeye yazdığımı bilin.

Bu hafta ABD’de bir aracın içinde bir kadın polisler tarafından çok sayıda mermi ile öldürüldü. Sonra (muhtemelen tepkileri azaltmak amaçlı kendileri koymuş olabilir) araçta bir de silah bulundu. Bu birkaç ay önce olsaydı muhtemelen açıklama şöyle olacaktı:

-“Polisin “DUR” ihtarına uymayan silahlı İslamcı terörist etkisiz hale getirildi”

Ama bu olayda günün anlam ve önemine binaen Emniyet Müdürünün açıklaması şöyle oldu:

-“Polisin “DUR” ihtarına uymayan silahlı “Venezuelalı çete elemanı” etkisiz hale getirildi”

Çünkü gündemlerinde Venezuela vardı. O ülkeye çökmüşler ve devlet başkanını kaçırmışlardı. Her türlü done bu işin algısı için kullanılmalıydı.

Bu ABD ve İsrail iğrenç bir birleşim. Ayrı ayrı durduğunda çok anlaşılmıyor ama bu iki kimyasal birleşince poh kokusunu binlerce kez aşan pis bir koku yayılıyor. İzmir sahilinin yaydığı kokunun bunlarınkinin yanında esamesi bile okunmaz.

Zıpladık muhaliflere.

Sosyal medyada biri yazmış. Bizim çizer de ona cevap vermiş. İyi de sen çizersin. Niye yazarak alanıma müdahil oluyorsun!

-“Şehirlerde şu muhtarlıkları kaldırsak da o kaynağı emeklilere aktarsak daha mantıklı olmaz mı?”

Kasım Ağa’dan cevap:

-“CHP’nin vaadi gibi her muhtara birer sekreter ve birer de özel kalem müdürü tahsis edilip maaşları bağlansın. Bu tahsisattan sonra muhtarlıklar kapatılırsa sadece muhtarların maaşı değil daha büyük bir bütçe emeklilere aktarılmış olur.”

***

Arkadaşa:

-“Üç aylar girdi. Pazartesi ve perşembeleri oruç tutacağım. Sen de tutar mısın?” Diye sormuştum.

-“Ramazan’dan düşecekse tutayım” dedi. Sustum.

Bana soruyorlardı:

-“Ersoy Baba sen çok araba değiştirdin. Bilirsin. Araba alacağım. Hangi arabayı tavsiye edersin?”

Bu soruya cevap vermek kolay. Ama arkasının arkası gelir. Muhabbet bitmez. Ben de kısa kesmek için:

-“Marka model önemli değil. Alacaksan BEYAZ renkli araba al. Onlar hızlı gidiyo”

Birkaç saniyelik şaşkınlığın ardından “bu anlamıyor” diye düşünüp konu değiştirmelerine bayılıyorum. Pazartesi Perşembe orucunun Ramazan’dan düşmesi gibi susturuyor karşındakini.

Buraya kadar yazdıklarıma geriye doğru göz attığımda çok uzun yazmış olduğumu fark ettim. Her bünye kaldıramayabilir. Çok uzun olunca okurlar sağa sola kayıp sosyal medyaya dalıyorlar. Ben de burada kesip yazıda diğer anekdotlara sıçramadan yazı sonu fıkrasına geçiyorum.

***

Fadime dikiş dikerken Temel sürekli müdahale ediyormuş. Bu müdahalelerden bezen Fadime:

-“Ula Temel! Dikiş nakiş yaparken senun fikirlerune ihtiyacum yok!”

Temel:

-“Benum araba kullanurken senun fikirlerine ihtiyaci mi var sanaysun!”

***

Kalın sağlıcakla

 

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya