“Ucuz ve yaşanabilir Türkiye’yi ne hale getirdiler!?”
MAKALE
Paylaş
05.04.2026 05:15
256 okunma
Ersoy Baba

 

 

Merhaba değerli okuyucularım.

Çizerimiz Kasım Özkan geçen hafta bir ev kazası geçirdi. Başını korumak için gayret ederken kaburgalarını koruyamadı. 6 tanesini birden kırdı. Aşağıdaki yazı geçen hafta hazırdı. Bir karikatürü kalmıştı. Kaburga kemikleri kırılmak suretiyle çizim yapılmasını engelledi. Ben de yazıyı bu hafta yayınlamak üzere tekrar düzenledim. Arkadaşlar kasım beye:

-“Kimin bedduasını aldın da o kadar kaburgayı kırdın?” diye sordular.

-“Beddua almak adetim değil. Olacak olan oluyor. Ancak hastanede geçen 3 günün sonunda eve çıkabildim. Eğer dualar olmasaydı kafatasım veya kalça kemiğim kırılır hastaneden de eve gelemezdim. Helvamı yiyor olabilirdiniz.” Dedi.

Kendisine geçmiş olsun dileklerimi buradan iletiyorum. Bu tür kazalarda kafatası ve kalça kemiğinin yanı sıra sağ el parmaklarına da dikkat etsin. Zira karikatürü o parmaklarla çiziyor. Bu saatten sonra yeni karikatürist aramayalım. Bizi “yatay” zekaya mahkûm etmesin.

***

Bir arkadaşımızın düğününden çıkışta yakınımız bir aileyi aracımızla Ankara’da Gazi mahallesindeki evlerine bırakmış dönüyorduk. Arabanın arka kısmında düğün salonundan çiçekler vardı. Arabamızı abim kullanıyordu.

O zamanlar (yani 70’li yıllar) sokaklarda aydınlatma lambaları olmazdı. Caddelerdeki aydınlatmalar da ara ara yanardı. Zaten gündüzleri bile evlerde elektrik olmadığı saatler olduğu saatlere göre çok daha fazlaydı. Karanlık caddeden giderken elini kaldırıp “dur” işareti yapan bir silüet gördük. Ankara’nın kömürlü isli havasında zar zor belli oluyordu. Tam yanından geçerken silüetin bir polis olduğunu fark ettik. Durmamak mantıklıydı. Ama arkaya dönüp baktığımda polisin silahını çektiğini ve şarjörünü boşaltmak üzere üzerimize doğru doğrulttuğunu gördüm. Bağırarak abimi durdurdum. Durunca polis sallana sallana yanımıza gelip aracın içini süzdükten sonra açık camdan kafasını ve silahlı elini içeri sokarak:

-“Düğünden mi geliyorsunuj?” diye sordu.

-“Evet”

-“Siz sarhoj görünüyorsunuj. Hıck… İçmişsiniz? Çok kötü kokuyorsunuj”

Hayatta bırakın sarhoş olmayı, alkol kokusunu bilmezdik. Ama pencereden içeri kadar kafasını sokup abuk subuk konuşan polis zil-zurna sarhoştu. Üzerimize kusmasından çekindik. Abim:

-“Biz içki kullanmıyoruz amirim. Ayrıca buralar sizin için bile tekin yerler değil. Gideceğiniz yere kadar götürelim” dedi. Polisin ikna olması kolay oldu. Arkaya oturdu. Yolumuz üzerinde inerken de:

-“Bu seferlik gözj yumuyorum. Bir daha içkili araba kullanmayınz. Hıck” diye de nasihat ede ede sallana sallana karanlıkta kayboldu gitti.

O zamanlar trafik kuralları öyle işliyordu. Karanlıkta fark etmeyip durmasak bir sarhoş polis tarafından öldürülerek cezalandırılacaktık. Yani şimdiki cezalar sadece para cezası.

***

Yine o zamanlar Bolu dağında sollama yasağını delip yürüme hızında ilerleyen kamyonu geçtiğimizde karşımızda polis ekibini bulmuştuk. Ekibin hemen öncesinde Varan tesislerine giriş vardı. Polis bizi durdurma fırsatı bulamadan aracı kullanan arkadaşım tesise dalıp park etti. Araçtan çıktığımızda tepemizde nefes nefese kalmış bir polis gördük. Koştura koştura gelmişti. Derince bir nefes aldıktan sonra:

-“Az geride hatalı solladınız. Ehliyet ve ruhsatınızı alayım”

Ben henüz yeni idim trafikte. Ama neler döndüğünü de üç aşağı beş yukarı biliyordum. Ama arkadaşım bu konularda tecrübeli olmalı ki bozuntuya vermeden elini cebine attı. 15 lira çıkarttı. O zamanlar 15 lira gerçekten bir çorba parasıydı. Ama mercimek değil, Kelle-paça çorbası parası. Direk polise uzattı.

-“Amirim açız. Ve yolumuz uzun. Sizi meşgul etmeyelim. Bizi görmemiş olun. İşimize bakalım” deyip eline tutuşturdu. Cevap vermesine fırsat vermeden de arkasını dönüp tesise doğru yürüyüp girdi. Ben de peşinden.

Yani yeni trafik kanunlarına göre hatalı sollama 2.719,-TL. Şimdinin rakamıyla kelle-paça çorbası parası olan 250,-TL ile kurtarmıştık. Şimdi böyle bir durumda 250 TL’yi teklif edip polisin eline tutuşturmayı bırakın, bunu düşünmeyi bile düşünemezsiniz.

-“Görün işte güzelim ucuz ve yaşanabilir Türkiye’yi ne hale getirdiler!?”

Trafikte anlaşmazlıkları araçlardan inip kendi aramızda çözüyorduk.

Kapı cebindeki haydar da bunda önemli fayda sağlıyordu. “Kafa göz gidiyordu. Ama bedavaydı.”

Şimdi araçtan inip kavga eden sürücülere kişi başı 180.000,-TL ceza yazıyorlar. Bedava olagelen bir şeyi iptal edip ceza tutanakları doldurmak, olaya karışanları bulmak için ekiplerin seferber edilmeleri, o cezanın ödenmesi için vergi dairelerini meşgul etmek gibi bir sürü bürokrasiyle uğraşıyorlar.

Eski Türkiye’de bedavaydı. Sadece işin sonunda biraz pamuk, yara bandı falanla halloluyordu.

Eskiden arka camda New York veya Texas plakası bulundurulurdu. Bir Nato üyesi ülke olarak Moskova plakası takacak halimiz yoktu. Bu: “Benim bi ayağım dışarda. New York’ta da aracım var”mış gibi hava sağlıyordu. Şimdi buna bile ceza koymuşlar.

4.779,-TL’yi ödeyip gene öyle gezelim diyoruz. Onu da kabul etmiyorlar.

Eski trafik kanunu harikaydı. Dolmuşlarda ön camdan sadece sağ alt kısımda caddede bekleyip binmek için el kaldıran müşterinin görüleceği kadar bir açıklık vardı. Gerisinde bir sürü yazılar, resimler, biblolar olurdu. “Hindistan gibi çok gelişmiş bir ülkede” bile buna göz yumuluyor. Ama burada ceza sebebi.  Üstelik 2.167,-TL. Yok artık!

Hükümet hazineyi doldurmak için bu kadar ceza artırımına gitti.

Ben ise buna fırsat vermeyeceğim.

İnadına kırmızı ışıklarda durup yeşil yanana kadar yerimden kıpırdamayacağım.

Hız sınırına kasten uyacağım.

Aracımda yasak süsleri vesaireleri kesinlikle bulundurmayıp bu cezaları onlara yazdırtmayacağım.

-“Herkesi de bu konuda uyarıp bu hazine doldurma çalışmalarına taş koyacağım.”

Hadi bakalım: El mi yaman bey mi?

***

Daha yazacak çok şey var. Ama Afyon’a yolculuk var. Eskiden 1,5 saatte gidiyordum. Şimdi devletle inatlaştığım için 3 saatte gideceğim. Hatta molalarla 4 saatte. Yazsın cezayı yazabiliyorsa!

***

Yazının ortalarına gelmişken…

Şaka şaka. Sonuna geldik. Hemen oflayıp puflamayın. Fıkramızı da kısadan yazıp helalleşelim. Dedim ya yolumuz uzun. Gerçi benim zaman problemim yok.

Temel’in de bir kuzusu varmış. Kuzuyu kucağına alıp elma ağacına doğru yükseltip elma yedirirmiş. Arkadaşları:

-“Ula Temel. Kuzuyu ağaca doğru tutup elma yedirmek uzun sürmüyor mu?”

-“Uzun sürse nolacak. Kuzunun zaman problemi mi vardur ki?”

***

Kalın sağlıcakla.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya