Bu yazıyı Suriye’den yazıyorum. Gördüklerimle kamuoyunda söylenenler arasında uçurumlar var ve gerçeği yansıtmıyor çoğu…
Halep’te, YPG ile Suriye Ordusu arsında 6 Ocak 2026’da ilk çatışmaların başladığı Şeyh Maksut mahallesine girdiğimde büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaşadım. Çünkü gördüğüm sokaklar, yollar, evler adeta mülteci kampına benziyordu. Neredeyse 15 yıl, kendini Kürtlerin temsilcisi diye tanıtan YPG’nin kontrolünde kalan bu mahalle, Lübnan’da gördüğüm Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına benziyordu. Yollar çukur dolu, her yer çamur. Elektrik kabloları açıkta, örümcek ağı gibi her yeri sarmış, evler yıkık dökük ve insanların fakirliği ilk bakıldığında yüzlerinden anlaşılıyor. Dolaştığım sokaklarda çatışma ya da savaş olmamıştı ve bu sefalet yeni değildi. YPG buraları imar edeceğine parayı başka yere harcamıştı, yerin altındaki tünellere.
Caminin İçinden Geçen Tüneller
Şeyh Hasan Cami Şeyh Maksut mahallesinin kenarında ve Halep’i yukarıdan gören bir yere sahip. Camiye YPG militanları tarafından el konulmuş ve içine kum torbalarıyla siperler hazırlanmış. Duvarları kırılmış ve keskin nişancılara ateş alanı yapılmış. Caminin tam ortasında büyük bir çukur açılmış ve altına kazılan tünellere geçiş yolu haline getirilmiş. Mahallenin içine doğru giden birçok tünel var. Cami çok sert bir kayanın üzerine inşa edilmi bu yüzden tünellerin zorlukla kazıldığı belli oluyordu. Zemini çamur olan bu karanlık tüneller yüzlerce metre birçok yöne doğru devam ediyordu. Tünellerde zorlukla ilerlerken çok sayıda tuzak ve mayın olduğunu anlatıyordu beraber yürüdüğümüz güvenlik görevlisi.
YPG militanları bu tünellerden geçerek camiye geliyor, buradan ateş edip çatışmaya giriyor ve sonra aynı tünelden kaçıp mahallenin içine saklanıyordu. Burada şiddetli çatışmaların olduğu caminin harabeye dönen yapısından belli oluyordu. Kubbesinde, duvarlarında büyük top mermisi delikleri vardı. Kıble tarafında “Allah” yazısının altında kum torbaları vardı ve duvar kurşunla delik deşik edilmişti.
Caminin karşısındaki binalara keskin nişancılar, ağır makineli tüfekler yerleştirilmiş ve buradan ateş açılmıştı. O nedenle buradaki apartmanlar da çatışmalarda harabeye dönmüştü.
Camideki ve etrafındaki çatışmalarda zora giren YPG militanları mahallenin içlerine doğru kaçmış ve bu kez bir hastaneyi mevziiye çevirmişti. Hastaneye girdiğimde burada da şiddetli çatışmaların olduğunu duvarlardaki kurşun ve roket izlerinden anlayabiliyordum. Yerlere stetoskoplar, ilaçlar ve hastane malzemeleri dağılmıştı. Duvarlarda asılı Abdullah Öcalan posterleri yırtılıp yere atılmış, hasta odalarındaki yataklar, sedyeler sağa sola savrulmuştu.
Burası da cami gibi bir savaş alanıydı ve Suriye güçleriyle YPG militanlarının çatışma mevziisi olmuştu.
Şeyh Maksut’taki Sefalet
Şeyh Maksud mahallesinin her yanının böyle olduğu düşünülmesin çünkü her yerde çatışma olmamıştı. O bölgeleri dolaştığımda bu kez sefaletin, yokluğun, geri kalmışlığın derin izlerini gördüm sokaklarda. Doğrusu çok üzüldüm, Kürtlere reva görülen bu yaşam şekli utanılacak bir durumdu. İç savaştan önce Halep’in sanayi bölgesinin çalışan işçileri bu mahallerde otururdu. Yani aslında fakirlerin mahallesiydi. Fakat YPG burayı kontrol altına aldıktan sonra demografi tamamen değişti. % 45 olan Kürt nüfus % 80’e çıktı, Araplar ve Hıristiyanlar buradan göçtü. İç savaş ve YPG yönetiminde iki mahallenin fakirliği ve sefaleti daha da arttı.