Gençlerimiz sağlıklı bir gelecek için en büyük hazinemiz. Ama ne yazık ki, sigara, alkol, uyuşturucu ve teknoloji bağımlılığı gibi tehlikeler, onların önünü kesmek için her türlü fırsatı değerlendiriyor. Her yıl 1-7 Mart tarihlerinde kutlanan Yeşilay Haftası, işte bu yüzden ciddi bir öneme sahip.
Bağımlılık yalnızca bireyi değil, aileyi ve toplumu da etkileyen, yoran, yıpratan bir savaştır. Ve bu savaşta yeniliyoruz, bir bir yıkılıyoruz. Her bir bağımlılık evlere düşen bir ateştir. Alkol, sigara, bahis, sanal kumar, teknolojik bağımlılık; hepsi bir ateş ve ortalık yangın yeri. Bu yangınlar sönmüyor ama ocaklar sönüyor. Zamanı, sağlığı, varlığı Allah’ın bir emaneti olarak görmemiz gerekirken ne oldu bize, bize ne oldu?
Yaşadıklarımız içimizi öyle böyle değil çok acıtıyor. Bağımlı olanların iç dünyası dile gelse de bir konuşsalar; ne pişmanlıklar nehir olur akar. Onların ailelerinin yaşadıkları ızdıraplar, takatlarını zorlayan fedakarlıklar ve çaresizlikler her Allah’ın günü dünyalarını başına yıkıyor.
Öbür yandan bu hakikatlere kimse itiraz etmiyor ama bu çaresizliklerimize çare ne? Buna dair kitabi ya da toplumsal laboratuvar gözlem ve sonuçlarına göre bir sürü reçeteler yazılabilir, yazılmalıdır da ama benim dikkat kesildiğim nokta; söylemler kadar etkili sonuçlara ulaşamadığımızdır. Öyleyse bir yerlerde yanlış yapıyoruz ya da eksik kalıyoruz.
Daha da bir kitabın ortasından konuşmaya çalışayım: Hakikat bellidir, çare bellidir. Eğer huzurlu bir hayat, mutlu bir topluluk inşa edilecekse bunun tek yolu; salih bir mümin olmaktan geçer. Kimsenin olmadığı yerde dahi yanlış iş yapmayan, yüreğinde Allah korkusu taşıyan nesillerin yetiştirilmesi ile mümkün olur. Allah kelimesinden rahatsızlık duymakla, hayatımızın merkezinden dini uzak tutmakla ancak kendimizi kandırırız ve sıkıntılar olur deniz derya. Bu yöntem doğru ve net çözümdür ve zaman alacaktır, sabırlı ve planlı bir yürüyüş gerektirir.
Kısa vadede yapılabileceklerden, bahsedecek olursak;
Öncelikle erken farkındalık ve eğitim şart. Bu eğitimde “helal-haram” kaygısı da olmalıdır. Okullarda sıradan değil etki uyandıracak şekilde düzenlenecek seminerler, gençlerin riskleri anlamasını ve bilinçli seçimler yapmasına katkı sağlar.
İkinci adım, aile desteği ve iletişimi. Çocuklarla açık ve sağlıklı diyalog kurmak, riskli davranışları erken fark etmek ve rehberlik sunmak bağımlılıkla mücadelede en etkili yöntemlerden biridir. Çocuklar her daim anne-baba sıcaklığını ve sığınaklığını hissetmelidir. Ailesi dışında bir yer arama ihtiyacı duymamalıdır. Bunu da sağlıklı aile içi ilişkiler sağlar.
Üçüncü olarak, toplum ve devletin destek programları devreye girmelidir. Devlet, sanal kumardan tutunda toto,loto,piyango gibi her türlü kumarın pınarını kurutmalıdır. Spor, insanı yücelten gerçek sanat ve kültürel faaliyetler, gençlerin enerjilerini doğru alanlarda kullanmalarını sağlayarak bağımlılık riskini azaltacaktır.
Gençliğe bir ideal verilmelidir. Dava adamlığı şuuruyla yetişen bir gençlik. Bu gençliğe, iyi bir maddi gelecek çabası ideal olmaktan çıkarılıp bunların milli ve manevi yüce ideallere yürümede bir araç olduğu belletilmelidir.
Unutmayalım ki; bağımlılıkla mücadele sadece “hayır” demekle, süslü manşetlerle sınırlı değildir. Artık ne olur sloganların ötesinde netice alacak önleyici ve tedavi edici adımlar atalım.
Farkındalık oluşturmak , sağlıklı alışkanlıkları teşvik etmek ve destekleyici bir çevre oluşturmak, hepimizin görevidir. Bu da dosdoğru inanmakla ve dosdoğru yaşamakla olur.
Yeşilay Haftası, geleceğe güvenle bakabilmemiz için bize bu görevlerimizi hatırlatan bir işaret fişeğidir. Bugün attığımız bilinçli adımlar, yarının sağlıklı nesillerin Türkiye’sidir.