Mevlânâ’ya atfedilen bu güzel sözün yalın anlatımı şöyledir:
Samimiyetiniz, fedakarlığınız kadardır.
Samimiyet ve fedakârlık; mükemmel bir insan, Allah’ın razı olacağı iyi bir kul olmanın temel üç beş kriterinden ikisidir. “Seviyorum.” demek yetmiyor. “İspatla!” diye sorarlar. Vatanı için gözünü kırpmadan şehit olan bir insanın vatan sevgisi sorgulanabilir mi?
Türkçede “hak etmek” diye bir deyim vardır. “Emek vererek güzel bir sonucu elde etmek” anlamında kullanılır.
Hak edilmeyen başarı,başarı değildir.
Hak edilmeyen para, kazanç değildir. Hak edilmeyen şampiyonluk, şampiyonluk değildir.
Hak edilmeyen kulluk, kulluk değildir.
Hayatın bütün faaliyet alanlarında gördüğümüz işleri hak ederek görmediğimiz için ne verimli bir hayat sürebiliyoruz ne de şerefli bir kul olabiliyoruz.
Peygamberimiz bir hadisinde “Şüphesiz ki Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” buyurur. Allah kullarını, dış görünüşlerinin cazibesine, konforlu kıyafetlerine, servetlerine, mülklerine değil, iyi niyetlerine ve davranışlarındaki samimiyete göre değerlendirecektir.
Yüreğimizi katmadan gördüğümüz işler, yaptığımız ibadetler bize bir kazanç sağlamayacaktır. ”Yazıklar olsun o namaz kılanlara!” ayetindeki kınamaya, ihlastan yoksun bütün işler, ameller ve ibadetler girer. Ağır bir yük gibi kılınan namaz, tutulan oruç; gösteriş için yapılan iyilik, çıkar için zalimleri lanetlemek Allah’ın kınamasından kurtulamaz.
Yüreği katmanın, içtenliğin, samimiyetin, iyi niyetin Kur’anî terminolonideki karşılığı “ihlas”tır. Rabb’imiz, işlerini ve ibadetlerini ihlasla buluşturanların elinden tutacak, önlerini açacaktır. Şu ayetleri okuyarak içinizdeki karamsarlığı söküp atın. Duyarlılığınıza, samimiyetinize, ihlasınıza sımsıkı tutunarak ferahlayın, kulluğunuzu güçlendirin:
"Allah'ın samimi kulları başkadır.
Onlar için belirlenmiş bir rızık vardır.
Çeşit çeşit meyveler vardır. İkramla karşılanan kişilerdir onlar.
Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Nimetlerle dolu Cennetlerdedirler.
(37.Saffat > 40-41-42-43-44)
”Onların yüzlerinde nimetlerin sevinç parıltısını görürsün.” (83.Mutaffifîn>24)
Allah; samimiyetsiz, kötü niyetli ve iki yüzlü olanları ise telin eder. Onlardan desteğini çeker, onları karanlık düşünceleri içinde bocalar bir halde bırakır: “Hiç işitmedikleri halde, işittik, diyenler gibi olmayın. Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir” (8.Enfal>21-22)
Allah, kalplerinde en küçük bir samimiyet ve iyi niyet ışığı gördüğü kullarının ellerinden tutacak, vahyin hayat veren sesini onlara işittirecek ve sevdirecektir: “Eğer Allah onlarda bir hayır görseydi, onlara elbette işittirirdi…” (8.Enfal>23)
Rabb'imiz bu içten yönelişi gösterenlere işittireceğini vadediyor. Bundan daha güçlü bir güvence olabilir mi?
İçlerindeki duyarlılığı ve katıksız samimiyeti koruyanlara Rabb’imin mutluluk veren bir başka eşsiz güvencesi:
“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı duyarlı olursanız, o size, iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.” (8.Enfal>29)
Hay Rabb’im, sensiz hayat anlamsızdır, cehennemdir. Seninle esenlikteyiz, seninle güvendeyiz, seninle huzurluyuz. Sana olan duyarlılığımızı ne kadar güçlendirebilirsek, gözümüze ve gönlümüze, yeşil ışığı kırmızı ışıktan ayırt edebilecek bir keskinlik kazandıracağını müjdeliyorsun. Mutlak emniyetin ve mutluluğun tek kaynağı sensin.
Katıksız bir samimiyetle (ihlasla) yaşayan insanlar sadece Allah’la münasebetlerini ve sonsuz ahiret hayatlarını güvenceye almazlar, dünyaya da ahenk, huzur ve esenlik getirirler.
İki tip insan vardır: Islah edenler, ifsat edenler.
Düzeltenler, iyileştirenler; bozanlar, karıştıranlar. Maalesef dünyamız – kısa soluklu birkaç aydınlık dönem hariç- binlerce yıldır ifsatçıların, azgınların, sapkınların, ölüm ve zulüm kusanların tasallutu altındadır.
Vahyin, vicdanlarının ve fıtratlarının sesine kulak kesilerek yaşayan duyarlı ve ihlaslı yiğitlerin düzeni ve iyiliği sağlamaya dönük ıslah gayretlerine o kadar muhtacız ki…
25 Eylül 2026