“GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL”-6
İnsanı insan yapan başat değerlerden biridir dürüstlük.Mevânâ “Ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün.” der.Dil ne diyorsa el onu yapar.
Dürüstlük bireyin ve toplumun en güçlü güvenlik sigortasıdır.Dürüst insan kendisiyle ve çevresiyle barışıktır.Dürüstlüğün olduğu yerde huzur,güven,gelişme vardır.
Dilimiz, yüzyıllar içinde, insani değerleri sembolleştiren eşsiz güzellikte deyimler ve atasözleriyle nakış nakış işlenmiştir.Doğruluk ve dürüstlüğü anlatmak için “sözünün eri”, “özü sözü bir” , “içi dışı bir” deyimleri kullanılır.
Dervişin fikri neyse zikri de odur.” atasözümüzle de aynı güzel erdemli davranış vurgulanır.
Başkasına verdiği öğüde uymayan,hatta o öğüdün tersini yapan insanları anlatmak için yine hoş deyimlerimiz vardır: “Ele verir talkını,kendi yutar salkımı.”,”Ele verir öğüdü,kendi keser söğüdü.” Dürüstlüğün olmadığı yerde sahtekâlık,ikiyüzlülük,yalan,güvensizlik, vardır.Bu hastalıklı hal,bütün insanlığın en önemli açmazlarından biri hatta birincisidir.
Barış,dostluk,kardeşlik,yardımlaşma,merhamet, hoşgörü nutukları atıyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi,Uluslararası Adalet Divanı,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,Uluslar arası Af Örgütü gibi sayısız kuruluşlarımız var.Ne güzel!Huzur,güven ve esenlik içinde olmamız gerekmez mi?Malesef, kötülüklerin kol gezdiği bir dünyada yaşıyoruz.Neden?Çünkü varlık nedenimiz olan doğruluğumuzu ve dürüstlüğümüzü kaybettik.
İnsanlık, binlerce yıldır iyiliğin öncüleri olan peygamberlerin aydınlık çağrısına;aklının, vicdanının,iradesinin sesine kulak tıkamış,nefsinin ve hırslarının selinde sürüklenip gelmiştir.Doğruluk,dürüstlük gibi insani değerlerin hasretini çekiyor olmamız bundandır.
Kur’an Rabb’imizin insanlığa son çağrısıdır.Müslümanların,bu çağrının ışığını önce kendi hayatlarına,sonra da ufukları kararan insanlığın hayatına taşımaları gerekmez miydi? Ütopik bir hayal mi yoksa?
Sevgili dostlarım!Kendimizi hesaba çekmeliyiz.Dürüstlük,insanı ne ölçüde izzetli,onurlu, saygın ve güvenilir kılarsa,sahtekarlık ve ikiyüzlülük de o ölçüde aşağılık bir varlığa dönüştürür.1500 yıldır “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud>112) diyerek bizi doğruluğa ve dürüstlüğe çağıran Kur’an’a rağmen,niçin ikiyüzlülüğün zilletinden kurtulamıyoruz? Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olamıyoruz da ondan.
Sözünün eri olmak ne güzel bir erdemdir!Dediğini yapan erliği hak eder.Söylediğimiz, Allah’ın sözü de olsa,onu bütün benliğimizle içselleştirip hayatımıza taşıyamazsak,o ayete ihanet etmiş oluruz. Peygamberimiz “yaşayan Kur’an” olduğu için,kopkoyu bir şirk ortamında vahyin ışığını kalplere taşıyabilmiştir.
Dosdoğru konuşmak ve onu yaşamaktır hüner.
“İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de kendinizi unutuyor musunuz?” (2.Bakara>44)
“Ey iman edenler!Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz?” (61.Saf>2)
Bu kutlu çağrılarda kınananlar Budistler,ateistler,sekülaristler değil,iyiliği öğütleyip de ona uymayan iman sahipleridir.Demek ki iman sahipleri iyiliği başkalarına öğütleyip kendilerini unutabiliyor,yapmayacakları şeyleri.söyleyebiliyorlarmış.
Kur’an, insanlığın tek kurtuluş reçetesidir ve yüzyıllardır elimizdedir.Fakat vahyin aydınlığından habersiz milyarlar, bu aydınlığa koşmaları gerekirken, müslümanlıktan ve müslümanlardan adeta kaçmaktadır.Çünkü İslamın aydınlık yüzü, Müslümanların şahsında utanca dönüşmüştür.Tekrar vurguluyorum:Müslümanlar Müslümanlığa yük olmaya başlamıştır.
Ünlü düşünür Muhammet Hamidullah “ Kaçın bu müslümanlardan,sığının İslama!”, İngiliz şarkıcı Cat Stevens (Yusuf İslam) da “ İyi ki müslümanları tanımadan önce Kur’an’ı tanımışım.” diyor.Bu sözler içler acısı halimizi,sözünün eri, dürüst insanlar olmaktan uzaklaştığımızı anlatmaya yetmez mi?
Söylediğine bütün samimiyetiyle inanıp onu yaşamayan inandıramaz.Kendi mumuna ışık veremeyen başkasının yolunu aydınlatamaz.