Bazı gündüz kuşağı programlarına yansıyan “büyücü/muskacı”, “sahte hoca”, “cinci hoca” gibi kişilere paralarını ve hayatlarını kaptıran insanlarımız düşünüldüğünde, Diyanet İşleri Başkanlığı ve devletimizin bu tür sahtekârlara karşı mücadelede yapması gerekenler noktasında tavsiyeleriniz nelerdir? “Batıl inanç ve sahtekârlığa karşı mücadele birimi” gibi Diyanet bilirkişileri+emniyet iş birliği ile çalışan birimler kurulması faydalı olur mu?
Cevap
Cinler ve büyünün aklı başında, imanlı, salih amel sahibi ve Allah’ına güvenen insanlara maddi ve manevi zarar veremeyeceği görüşünü tercih ediyorum ve bu konuda birçok yazı yazdım. Siteme bakılırsa bu yazıları bulup okumak mümkündür.
Sahtekâr, soyguncu, büyücü ve cincilerle iki türlü mücadele edilebilir:
1
. Her türlü bilgi ulaştırma araçları kullanılarak halka doğru bilgi verilir; bu vazife birinci derecede elbette Diyanet’e düşer, ama başka kişi, kurum ve kanallar da mücadeleye katılmalıdırlar.
2
. Büyüyücülük ve cinciliğin men’i hakkında 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı bir kanun çıkarılmıştır. İlgili madde şöyledir:
“… falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermek ya da murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi eylemler, unvanlar ve sıfatların kullanılması ile bu hizmetlerin yapılması kesinlikle yasaktır.”
“Cezası: Bu kanuna aykırı hareket edenler, en az 3 ay hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca bu kanun kapsamında verilen hapis cezaları için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) hükümleri uygulanmamaktadır.”
Bu cezanın da artırılması uygun olur.
Aşağıda, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun cin ve büyü konularındaki görüş ve uyarılarından iki örnek sunacağım.
Şu halde kanun var, devlet engellemekle görevli, Diyanet de gerekli açıklamaları yapmış; geriye bir birimin, diğer hurafeler yanında ve öncelikle bu konu ile meşgul olması kalıyor; bu yapılırsa elbette faydalı olacaktır.
Cinler
“Cinler de insanlar gibi sorumlu varlıklar olarak yaratılmışlardır (ez-Zâriyât, 51/56). Allah’a inanıp O’na ibadet eden, iyi amel sahibi olan cinler olduğu gibi insanlara zarar vermek isteyen ve onları iman ve güzel amelden alıkoymaya çalışan kâfir cinler de vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de insan ve cinlerin şeytanlarından söz edilir: “İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O hâlde onları iftiralarıyla baş başa bırak” (el-En‘âm, 6/112). Bu âyette işaret edildiği üzere şeytan işi amel işleyen cinlere şeytan denmektedir. Şeytanların başı olan İblis’in cinlerden olduğu Kehf sûresinin 50. âyetinde şöyle ifade edilir: “Hani biz meleklere, ‘Âdem için saygı ile eğilin’ demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandır. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!”