Bu konuyu ilgili kitaplarımda, köşe yazılarımda makale ve konuşmalarımda defalarca ele almışlığım var.
İhtiyaç hasıl olduğu için bir daha özetlemek istedim.
Ülkenin durumundan önce bir ülkede yaşayan insanların “gâvur” olup olmadıklarına nasıl hükmedilir konusunu da özetlemek gerekiyor.
Mâtürîdî ve Eş’arî mezheblerine (sahih ve mutedil İslam anlayışına göre) büyük veya küçük günahlar, bunları işleyen kimse hükmünü (günah ve haram olduğunu) inkâr etmedikçe kişiyi dinden çıkarmaz (gâvur yapmaz).
İslâmî dava ve gayret sahibi Müslümanları üzen çirkin, müstehcen, haram davranış ve görüntüleri savunacak halimiz yok, ancak Ehl-i Sünnet çoğunluğunun mümin dediği bir günahkâra gâvur demeye de hakkımız yoktur.
Hâricîler ile Mu’tezile bu konuda farklı düşünce ve inanca sahiptirler. Ahmed b. Hanbel, İbn Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye ise özellikle namazın terki günahını İslam’dan çıkış sebebi saymışlardır.
Ülkeye gelince:
Bir ülkenin ilk defa İslâm ülkesi vasfını kazanması Müslümanların veya İslâm düzeninin hâkim olması ile gerçekleştiğine göre bunları kısmen veya tamamen kaybeden İslâm ülkesi yeniden harb ve küfür ülkesine dönüşür mü?
Bu soruya cevap arayan müçtehitler ikiye ayrılmışlardır. Ebû Yûsuf, Muhammed gibi müçtehitlere göre bir İslâm ülkesinde İslâmî olmayan hükümler (düzen) hâkim hale gelir, açıkça icra edilirse ülke yeniden küfür ve harb ülkesi haline gelir. İmam Ebû Hanîfe’ye göre ise, bir İslâm ülkesinin harb ve küfür ülkesine dönüşebilmesi için üç şartın birden gerçekleşmesi gerekir:
a) Ülkede İslâmî olmayan hüküm ve uygulamaların açıkça icrası (başka bir düzenin hâkim olması),
b) Ülkenin, aralarında bir başka İslâm ülkesi bulunmaksızın harb ülkesine bitişik hale gelmesi,
c) Müslüman veya zimmî olduğu için İslâm’ın kendilerine can ve mal güvenliği verdiği kişilerin bu güvenliklerinin ortadan kalkması.
İlk müçtehitler zamanında nazarî olarak yürütülen bu münâkaşa, Moğolların İslâm ülkelerini istilâsı ile fiilî ve amelî bir saha bulmuş, o zamanda yaşayan fıkıh bilginleri, istilâya uğrayan ülkelerin durumunu münakaşa etmişlerdir. Ebû Hanîfe’nin ileri sürdüğü şartlar açısından meseleye bakan Hanefî fukahâsının görüşlerini, 827/1424 yılında vefat eden Muhammed el-Bezzâz, meşhur Fetâvâ kitabında şöyle dile getirmiştir: “Bugün kâfirlerin elinde bulunan (eski dâru’l-İslâm) ülkeler, şüphesiz İslâm ülkeleridir... Kâfir idarecilerin idareleri altında bulunan memleketlerde cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir...