Merhaba değerli okurlarım.
Yazılarımda siyasete girmemeye özen gösterdiğimi hepiniz bilirsiniz. Kenarından girdiğim yazılarım bile yayınevinin Ersoy Baba yazılarının basılması hazırlığında sansüre uğramama ve kitabın basımının dondurulmasına kadar gitti. Bu sebeple siyasete girmemeye özen gösteriyorum.
Hocalarımız enteresan insanlardı. Çeşit çeşittir. Hepsini yaptıkları görevler sebebiyle saygı duyuyorum. Kimi sakin sakin görevini yapıp kenara çekilir. Kimi esprili ve giydirmeli konuşur. Kimi de çok sert azarlamalarla ve kınamalarla görevine devam eder.
Hocamızın biri bir cenaze evine taziye için uğrar. Kısa ve öz anlatmıştır:
-“Şehir farklılığı ve Ramazan yoğunluğum sebebiyle dostumuzun vefatından yaklaşık bir ay kadar sonra evine taziyeye gidebildim. Geleceğimi duymuş olan eş dost akraba erkekleri de cenaze evine teşrif etmişlerdi. Salonda oturmuş sohbet ediyorduk. Rahmetlinin vefatının üzerinden bir ay gibi bir süre geçmiş olması sebebiyle hüzün ve acı kalmamış gibiydi. Sohbetin ilerleyen kısımlarında baktım salondaki beylerin gözleri yavaş yavaş kaymaya, uyuklama belirtileri göstermeye başladılar kolay yoldan konuyu değiştirdim.
İslam’da çok eşlilik konusunu açtım. Hangi durumlarda ve ne şartlarla bunun olabileceğini konuşmaya başladığım anda salondaki bütün gözler dibine kadar açıldı. Herkes pür dikkat dinlemeye başladı.
Evin hanımı çaylarımızı getirdi. Tepsiyle sehpaya bıraktı. Yaklaşık 10 cm üstten sert şekilde bırakılan çaylar bize mesajı verdi. Hanım taifesi bu sohbetten haz almamıştı.
Ben de mesajı almıştım. Dikkatleri yeterince açıldığı için eski konuya geri döndüm.”
Muhalif yazar Newşin hanım uşak belediye başkanının ve diğer itirafçıların belgeleriyle anlattığı uçak ve otel partilerindeki bol kadınlı aktivitelere çok bozulmuş.
-“İktidara giderken bu tür grup partileri yapamazsınız! Buna hakkınız yok! Sırası değildi!” şeklinde azarlamış.
Yani demek istemiş ki:
-“Acele etmeyin. İktidara giderken yapılacak iş değil bunlar. Hele bi iktidar olun. Tüm güçler elinize geçsin. Ondan sonra fazlasıyla yapın. Kimse size karışamaz” demek istemiş.
Ya da günahını almayayım ama söyleme tarzından hissettiğim:
-“Bensiz nasıl yaparsınız ula!”
Adamların her birinin, istisnasız her birinin 1’den çok sevgilisi var. Kiminin 2, kiminin 6 tane. Belediyelerden akan paralarla hepsini doyurabildiği gibi diğer tüm muhalif yöneticileri ve sevgililerini de doyurabiliyorlar. Bunlarınki “çok eşlilik” değil tabi.
Ço Keşlilik.
Bunlar nikahtan uzak durarak edindikleri bu sevgilileri bezdiklerinde sus paylarını da verip kenara koymak gibi adetleri vardır. Çok eşlilik değil Ço Keşlilik.
Bu arada keş kelimesi uyuşturucu veya sigara bağımlısı olan kişiler için kullanılan bir argo tabirdir. Buradaki bağımlılıkları farklı bir keşlik tabi.
Bunlardaki keşlikte Antalya’daki başkanları level atlamış. Sevgilisini oğluna nikahlamış. Bunları burada yazarken midem bulanıyor.
Onlar da etkin pişmanlık yasasından istifade edebilmek için her şeyi ortaya dökmüşler. Eğer susup bütün pislikleri ortaya dökmeseler muhalif camiada baş tacı olacaklardı. Şimdi ise genel başkanları sabah akşam bunlara küfrediyor.

Ağzından salyalar akıtarak hakaretler küfürler ve tehdit mesajları atmasının ana sebebi kendi pisliklerinin de ortaya dökülüyor olmasındandır. Yoksa bunca ahlaksızlığa hırsızlığa karşı çıktığından değil.
Bir Ersoy baba makalesinde daha hiç siyasete dokunmadan yazmayı başardık.
Bazı abiler kızacaktır.
-“Nasıl dokunmadın. Yazdıkların Türkiye’nin siyasi gündeminde olanlar!”
Olaylara o pencereden bakarsak altınları toplayıp mahalleyi dolandıran kaçak kuyumcular da siyasete girer. İşin içine altınlar girdiyse bunda İngiltere’den altın stoğumuzu Türkiye’ye getiren Berat Albayrak ve dolayısıyla Kayınpederi suçludur. Kuyumcunun bir suçu yoktur!
Bir Ersoy Baba yazısının sonuna daha geldik. Ersoy Baba makalesi diyecektim ki Marka Uzmanı Sema kızımızın uyarısı aklıma geldi. Bu yazılar sadece yazı. Makale daha üst seviye ilmi araştırma vs.de kullanılan bir terim. Ama İnternet haber sitelerinde ve gazetelerde “Makale” başlığı altında yayınlandığı için dilimize öyle dolanmış. Bilin istedim.
Biliyorum ki fıkra bekliyorsunuz. daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Ama ekranlarını yeni açan okurlarım fark etmemiş olabilir diye yeniden yazıyorum:
Köylü Rıza efendinin küçük kuzusu büyümüş. Kocaman olmuş. Rıza efendi de bunu çiftleştirip yeni kuzuları olsun istermiş. Sormuş, soruşturmuş. Köyün öbür çıkışındaki Hasan’ın damızlık koçu varmış. “Ona götür” demişler. Rıza efendi hayvancılık yapmadığı için bu konuları bilmiyor. Komşuları biraz da ti’ye alarak yardımcı olmuşlar:
-“Koyununu yormadan götürüp getir. El arabasına yükle. Hasan’ın ağılına kadar götür. İş bittiğinde gene yormadan getir. Ertesi sabah koyunun oturuyorsa bu iş olmuştur. Eğer ayakta duruyorsa maya tutmamıştır. Tekrar el arabasına yükle, yormadan götürüp getir.”
Rıza efendi saflığından sözü dinlemiş. Sabah erkenden koyununu el arabasına yükleyip Hasan’ın ağılına kadar taşımış. Koç ile bir araya getirmiş.
Ertesi sabah merakla ağıla koyununun yanına gidip bakmış. Maalesef koyun ayakta imiş. Tekrar el arabasına yükleyip aynı işi yapmış. Bir sonraki sabah tekrar baktığında koyunun yiye ayakta olduğunu görünce 3. Kez Hasan’ın ağılına taşımış.
Sonraki sabah Rıza Efendi kahvaltısını yaparken hanımına:
-“Bi bak bakalım koyun ayakta mı oturuyor mu?” diye seslenmiş. Kadın biraz sonra gelmiş:
-“İnanmayacaksın ama senin koyun el arabasının üstüne çıkmış. Seni bekliyor”
***
Kalın sağlıcakla.
(1).png)