Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, artık günlük hesaplar değil, asırlık hedefler konuşulmalıdır. Çünkü seçimler beş yılda bir yapılır; fakat devletler nesiller boyunca inşa edilir.
Bugün Türkiye tam da böyle bir kavşaktadır.
Etrafımız ateş çemberiyle kuşatılmışken, ekonomik baskılar artarken, dijital dünyanın görünmez sınırları zihinleri işgal ederken, aile kurumu sarsılırken, gençler kimlik arayışı içinde savrulurken, yapılması gereken ilk şey birbirimizi suçlamak değil; bizi biz yapan ortak değerlerde buluşmaktır.
Yakın siyasi tarihimizde bunun örnekleri görülmüştür.
Farklı dünya görüşlerinden gelen insanlar, ülkenin ve milletin geleceğini ilgilendiren büyük meselelerde aynı masada oturabilmiş, ortak sorumluluk alabilmiştir.(1991)
Çünkü bazen farklılıklar değil, ortak tehditler konuşur.
Bazen siyasi rekabet değil, vatan meselesi öne çıkar.
İşte o zaman kişisel hesaplar küçülür, millî sorumluluk büyür.
Bugün de ihtiyaç duyduğumuz ruh budur.
Millî kimlik; yalnızca nüfus cüzdanına yazılan bir ifade değildir.
Millî kimlik; tarih şuuru, dil sevgisi, kültür mirası, aile yapısı, inanç hürriyeti, ortak hafıza ve geleceğe dair müşterek ideal demektir. Kimliğini kaybeden toplumlar önce yönünü, sonra gücünü, en sonunda da bağımsız karar verme iradesini kaybeder. Bu yüzden mesele yalnızca siyaset değildir.
Mesele eğitimdir. Mesele gençliktir. Mesele kültürdür. Mesele ahlâktır. Mesele medeniyet iddiasıdır.
Artık şu gerçeği görmek zorundayız: Millî hassasiyet taşıyan siyasi partiler, vakıflar, dernekler, akademisyenler, kanaat önderleri ve gençlik hareketleri birbirini rakip görmek yerine aynı davanın farklı sorumluluk alanları olarak değerlendirmelidir.
Birlik demek, herkesin aynı düşünmesi değildir. Birlik; ortak değerlerde buluşabilme olgunluğudur.
İstişare edebilmektir. Birbirini dinleyebilmektir. Farklılıkları çatışma sebebi değil, zenginlik olarak görebilmektir. Maalesef uzun yıllardır en büyük kaybımız, enerjimizi birbirimizle mücadele ederek tüketmemiz olmuştur. Oysa küresel güç odakları ekonomiyle, medya ile, teknolojiyle ve kültürel araçlarla ortak hedef doğrultusunda hareket ediyor. Biz ise çoğu zaman küçük ayrılıkları büyütüyor, büyük hedefleri gözden kaçırıyoruz.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni tartışmalar değil, yeni bir Millî İş Birliği Kültürüdür.
Bu kültür; makam paylaşımına değil, sorumluluk paylaşımına dayanmalıdır.
Çıkar ortaklığına değil, ilke ortaklığına yaslanmalıdır. Çünkü samimiyetin olmadığı yerde ittifak olur; fakat bereket olmaz. Güven olmaz. Devamlılık olmaz.
Kalıcı birlik için üç temel şart vardır: Ortak tehdit bilinci… Ortak ideal… Ve ahlâklı istişare kültürü…
Birbirini kolayca suçlayan, farklı düşüneni hemen ötekileştiren bir dil, hiçbir hayırlı netice üretmez.
Aynı kıbleye yönelenlerin birbirine sırt çevirmesi, bu coğrafyanın kaldırabileceği bir yük değildir.
Unutmayalım… Bu topraklar bize miras kalmadı. Bizden sonraki nesillere emanet edildi.
O emaneti korumanın yolu; sadece seçim kazanmak değil, güçlü bir toplum, sağlam bir aile, şuurlu bir gençlik ve köklü bir medeniyet tasavvuru inşa etmektir.
Çünkü bugün vereceğimiz mücadele yalnız bugünün değil, yarının Türkiye'sini belirleyecektir.
Unutmayalım ki Millî kimliğini koruyan milletler ayakta kalabilir. Birliğini koruyan devletler güçlenir.
Ortak ideal etrafında kenetlenen toplumlar ise geleceği inşa eder.
"Millet olmanın şartı aynı kökten gelmek değil; aynı istikamete yürüyebilmektir. Türkiye'nin ihtiyacı da işte bu ortak istikamettir."
27.06.2026
Hasan Günay