.jpeg)
Sesli Dinle
Selâm üzerinize olsun.
Sevgili Peygamberimiz Abdullah b. Ömer'e şöyle buyurmuştur. “Dünyada bir garip gibi yahut bir yolcu gibi ol!" [1] Gerçekten de dünya hayatı, kısa bir yolculuktan ibarettir. Bu yolculuğun sonu ise ebedî hayata açılan kapı olan ölümdür. Her canlı ölümü tadacaktı, ondan kaçış yoktur. Ölüm, yok oluş değil, geçici dünya hayatından sonsuz olan asıl yurdumuza göçüştür. Dünya, imtihan ve ekim yeridir,ahiret ise hasat yurdudur. Bu dünyada ne ekersek, ebedî hayatta onun karşılığını biçeriz.
Allah Resul’ünün hayatı, ölüm ve musibetler karşısında nasıl davranmamız gerektiğini gösteren en güzel örnektir. O, dünyaya gelmeden babasını, küçük yaşta annesini kaybetmiş; hayatının en zor dönemlerinde en büyük destekçisi olan sevgili eşi Hz. Hatice'nin vefatının acısını yaşamış, Hz. Fâtıma dışında bütün evlatlarını toprağa vermiştir. Buna rağmen Rabbine teslimiyetini ve sabrını hiç kaybetmemiştir. Oğlu İbrâhim'in vefatı üzerine gözyaşlarını tutamayan Allah Resulü, buna şaşıranlara şöyle buyurmuştur. “Bu, merhamettendir. Göz ağlar, kalp hüzünlenir. Ama biz ancak Rabbimizin razı olacağı şeyleri söyleriz. Ey İbrâhim! Senin ayrılığından dolayı gerçekten üzgünüz." [2] Böylece bize, hüzünlenmenin insanî olduğunu; fakat isyan ederek feryat figan etmenin, üstünü başını yırtmanın ve Rabbimizin takdirine karşı gelmenin doğru olmadığını öğretmiştir.
Bu kutlu örnek, yıllar sonra bizim ailemizin yaşadığı büyük imtihanda da yolumuzu aydınlattı. Meryem kızımız dünyaya gelmeden kısa bir süre önce kayınpederim ile kayınvalidem Elâzığ’a gelmişlerdi. Kızımız 31 Temmuz 1978 tarihinde dünyaya geldi ve adını kayınpederim koydu. O günlerde kayınpederim, baldızımın küçük oğlunun geçirdiği bir kaza sonucu vefat ettiğini anlatıyor; annesinin bu ağır acı karşısında büyük bir metanet göstererek Kur'an okumasına hayran kaldığını söylüyordu. Eşim de bebeği Meryem'i kucağında tutarken içinden, "Benim de evladım ölse aynı metaneti gösterebilir miyim?" diye düşünmüş ve ablasının bu sabrına imrenmişti. Aradan otuz üç yıl geçti. Bu defa imtihan bizim kapımızı çaldı. Kızımız Meryem, 22 Şubat 2011 tarihinde Rabbine kavuştu. Eşime, "Birisi bize bir emanet verse, sonra da onu geri istese, emanetini teslim etmez miyiz?" diye sordum. "Elbette teslim ederiz." dedi. Ben de "Allah bize Meryem'i emanet olarak vermişti; şimdi ise emanetini geri aldı." dedim. Tam o anda eşim, yıllar önce ablasına imrenerek kurduğu o cümleyi hatırladı. Sanki Rabbimiz kalbine, "Şimdi sen de aynı metaneti göster." Hamdolsun, O'nun lütfuyla eşim de bu ağır imtihan karşısında sabır ve teslimiyet gösterdi.
Ölümün ne zaman geleceği bilinmez. Öyleyse ölüm kapımızı çalmadan önce biz Rabbimizin kapısını çalalım. Çünkü ölüm ertelenmez tövbe kapısı açıktır. Ömür bu kadar kısa iken amelleri kısaltıp emelleri uzatmanın ne anlamı vardır? Yolun sonu ölümdür; fakat mümin için ölüm bir son değil, Rabbine kavuşmanın başlangıcıdır. O hâlde her günümüzü, Rabbimizin razı olacağı şekilde yaşamaya gayret edelim.
[1] Hadislerle İslâm, Cilt 1, s. 339.
[2] Hadislerle İslâm, Cilt 5, s. 15.