YENİ BİR EĞİTİM DÖNEMİNE BAŞLARKEN
MAKALE
Paylaş
13.09.2026 12:15
593 okunma
Hasan Günay

‘Yasaklarla değil İrfanla Yükselen Bir Eğitim’

Bugün cuma… 11.Eylül 2026

Minberlerden yükselen söz, yalnızca caminin kubbesinde yankılanıp kalmaz. Hakikati arayan gönüllere, evlat yetiştiren anne babalara, sınıflarda geleceği inşa etmeye çalışan öğretmenlere ve memleketin istikbalini düşünen herkese ulaşır.

Bugünkü hutbenin konusu eğitim ve öğretimdi. Aslında konu, hepimizin ortak meselesiydi. Çünkü eğitim yalnızca okulun, öğretmenin, velinin veya Millî Eğitim Bakanlığının işi değildir. Eğitim; bir milletin kendisini yeniden kurma, geleceğini tayin etme ve çocuklarına nasıl bir dünya bırakacağını belirleme meselesidir.

Hutbede çok önemli bir hakikate dikkat çekildi: “İnsanın Rabbiyle, kendisiyle, toplumla ve çevresiyle olumlu ilişkiler kurmasında, ölçülü ve dengeli bir hayat yaşamasında en önemli etken eğitim ve öğretimdir.” Ne kadar kapsamlı bir tarif… Demek ki eğitim, yalnızca sınav kazandırmak değildir. Eğitim, yalnızca diploma vermek değildir. Eğitim, yalnızca bilgi yüklemek hiç değildir.

Eğitim; insanı kendisiyle barıştırmak, Rabbine karşı sorumluluk sahibi kılmak, topluma faydalı hâle getirmek ve çevresine karşı merhametli bir şahsiyet olarak yetiştirmektir. Bugün eğitim sistemimizi konuşurken işte bu büyük çerçeveyi kaybetmememiz gerekiyor. Çünkü bir milletin eğitim anlayışı, aslında o milletin insan anlayışıdır.

Hutbede bir başka cümle daha vardı ki üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir: “Eğitimden maksat; imanla beslenen, ilimle güçlenen, merhametiyle tüm insanlığı kucaklayan; milletimiz, ümmet-i Muhammed ve bütün insanlık için umut olan bir nesil yetiştirebilmektir.”

İşte maarif davasının özü budur. İmanla beslenen… İlimle güçlenen… Ahlâkla donanan… Merhametle kuşanan… Bilimde ve teknolojide dünyayla yarışan… Ama kendi köklerinden, tarihinden, kültüründen ve medeniyet tasavvurundan kopmayan bir nesil… Bizim aradığımız eğitim modeli budur. Ne sadece kuru bir ezbercilik… Ne sadece sınav merkezli bir başarı anlayışı… Ne de kendi değerlerinden utanan, başkasının ürettiği ölçülerle kendisini değerlendiren bir nesil… Milletlerin yükselişi, yalnızca laboratuvarlarda değil; aynı zamanda vicdanlarda, ahlâkta, ailede, okulda ve toplumun ortak hafızasında gerçekleşir.

Fakat burada bir başka meseleyi de konuşmak zorundayız. Eğitimde yasaklar meselesini… Geçmişte bu ülke, dinî öğrenimin önüne konulan yasakların ağır bedellerini ödedi. İnsanların inancını öğrenmesi, çocuklarına dinini öğretmesi, Kur’an’la buluşması, kendi medeniyetinin kaynaklarına ulaşması uzun yıllar boyunca çeşitli baskı ve sınırlamalarla karşılaştı.

O günlerde bize söylenen şuydu: “Bunlar geride kaldı. Artık eğitim özgürleşecek. Bilgiye ulaşmanın önündeki engeller kalkacak.” Bazıları da haklı olarak umutlandı. Çünkü eğitimde esas olanın yasaklamak değil, öğretmek; engellemek değil, rehberlik etmek; korkutmak değil, yetiştirmek olduğuna inanıyorduk.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, farklı alanlarda yeniden bir “yasaklar kültürü” ile karşı karşıya kalıyorsak, bunun üzerinde düşünmek zorundayız. Dün dinî bilgiyi sınırlayan anlayış ne kadar yanlışsa, bugün eğitimde doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştıran, kaynak çeşitliliğini daraltan, öğretmenin ve öğrencinin imkânlarını sınırlayan anlayış da o kadar yanlıştır. Çünkü mesele, yasağın kimin tarafından konulduğu değildir. Mesele, yasağın eğitim ve öğretimin önünü açıp açmadığıdır.

Bir kaynak kitap… Bir yardımcı materyal… Bir deneme sınavı… Bir öğretmenin öğrencisine daha fazla katkı sunmak için hazırladığı çalışma… Bunlar eğitim hayatının doğal araçlarıdır. Elbette her kaynak denetlenmelidir. Elbette bilimsel yeterlilik, pedagojik uygunluk, içerik güvenliği ve mevzuata uygunluk aranmalıdır. Elbette çocuklarımızın istismar edilmesine, yanlış bilgiye yönlendirilmesine veya ticari kaygılarla eğitim kalitesinin zedelenmesine müsaade edilmemelidir. Ama denetim başka şeydir, yasakçılık başka şey. Düzenlemek başka şeydir, önünü kapatmak başka şey. Kaliteyi yükseltmek başka şeydir, imkânları azaltmak başka şey.

Devletin görevi, eğitimcinin elini kolunu bağlamak değil; eğitimcinin doğruyu, güzeli ve faydalıyı daha iyi yapabilmesi için sağlam bir zemin hazırlamaktır. Öğretmeni sürekli “Acaba bunu yaparsam yanlış mı anlaşılır?” endişesine sürükleyen bir sistem, üretkenliği değil çekingenliği besler. Öğrenciyi farklı kaynaklardan yararlanamaz hâle getiren bir anlayış, araştıran değil bekleyen bir zihin oluşturur. Oysa bizim çocuklarımızın beklemeye değil, öğrenmeye; korkmaya değil, keşfetmeye; ezberlemeye değil, düşünmeye ihtiyacı var.

Bugünkü hutbe, anne babalara ve öğretmenlere de önemli bir sorumluluk yüklüyor. “Evlatlarımızı iyi tanımak zorundayız” deniliyor. Ne kadar doğru… Çünkü çocuklarımız değişiyor. Dünyanın dili değişiyor. Teknoloji değişiyor. İletişim biçimleri değişiyor. Gençlerin beklentileri, algıları ve karşılaştıkları tehditler değişiyor. Bu değişimi anlamadan eğitim politikası üretilemez. Bugünün çocuğuna dünün yöntemleriyle ulaşamayız. Fakat bugünün çocuğuna ulaşacağız diye dünün değerlerinden de vazgeçemeyiz. Asıl maharet, çağın imkânlarıyla medeniyetimizin ruhunu buluşturabilmektir. Çocuğumuza hem kodlama öğreteceğiz hem sorumluluk… Hem yabancı dil öğreteceğiz hem kendi dilinin güzelliğini… Hem yapay zekâyı tanıtacağız hem vicdanı… Hem dünyayı tanımasını sağlayacağız hem kendi tarihini… Hem meslek kazandıracağız hem şahsiyet… Çünkü sadece meslek sahibi insan yetiştirmek, eğitim davasını tamamlamaz. İyi bir mühendis olabilir ama merhametsiz … Başarılı bir hukukçu olabilir ama adaletsiz… Çok iyi bir yönetici olabilir ama emanete riayetsiz… Böyle bir başarı, milletin aradığı başarı değildir.

Hutbenin sonunda Peygamber Efendimiz’in şu müjdesi hatırlatıldı: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” İlim için yola çıkanın önünü açmak gerekir. Öğrenmek isteyen öğrencinin elinden tutmak gerekir. Araştıran öğretmene güvenmek gerekir. Üreten eğitim kurumunu desteklemek gerekir. Doğru bilgiye ulaşmak isteyen gence imkân sunmak gerekir.

Elbette yanlışın önüne geçeceğiz. Ama doğruyu da yanlışla birlikte boğmayacağız. Bir ağacın dallarında kurumuş birkaç yaprak var diye bütün ağacı kesmek nasıl doğru değilse, eğitim alanında görülen bazı yanlışlar sebebiyle bütün kaynakları, bütün gayretleri, bütün eğitimcileri şüphe altında bırakmak da doğru değildir. Devlet, milletin ortak aklıdır. Devletin eğitim politikaları da ortak aklı, tecrübeyi, sahadaki gerçekliği ve geleceğin ihtiyaçlarını dikkate almalıdır.

Bugün Türkiye’nin eğitim meselesi, sadece bir mevzuat meselesi değildir. Bu mesele, aynı zamanda bir güven meselesidir. Öğretmene güven… Velinin emeğine güven… Öğrencinin öğrenme arzusuna güven… Eğitim kurumlarının gayretine güven… Sahada çalışan insanların tecrübesine güven… Ve en önemlisi, milletimizin kendi evlatlarını yetiştirme iradesine güven…

Güvenin olmadığı yerde eğitim gelişmez. Sürekli şüphe üzerine kurulan sistemlerde üretim azalır. Her yeni fikrin bir engelle karşılaştığı ortamlarda heyecan söner. Eğitimde kalite, korkuyla değil; liyakatle, denetimle, istişareyle ve güvenle yükselir.

Artık eğitimde şu soruyu daha fazla sormamız gerekiyor: Biz çocuklarımıza neyi yasaklayacağımızı mı konuşacağız, yoksa onlara neyi nasıl daha iyi öğreteceğimizi mi? Elbette korunması gereken sınırlar vardır. Elbette millî ve manevi değerlerimiz muhafaza edilmelidir. Elbette çocuklarımız zararlı akımlardan, bağımlılıklardan ve her türlü istismardan korunmalıdır. Fakat korumak ile kapatmak aynı şey değildir. Rehberlik etmek ile engellemek aynı şey değildir. Denetlemek ile yasaklamak aynı şey değildir. Eğitimde esas olan, çocuğun önüne duvar örmek değil; önüne ufuk koymaktır.

Bugün camilerimizde okunan hutbe, bize bir kez daha hatırlattı: Eğitim, bir milletin geleceğidir. Eğitim, sadece okulun değil, bütün toplumun meselesidir. Eğitim, imanla ilmi; ahlâkla bilgiyi; teknolojiyle hikmeti; başarıyla sorumluluğu buluşturmalıdır. Bizim ihtiyacımız, yasaklarla daralan değil; doğru ilkelerle güçlenen bir eğitim anlayışıdır. Bizim ihtiyacımız, öğretmeni edilgenleştiren değil; onu maarif davasının asli unsuru kabul eden bir sistemdir. Bizim ihtiyacımız, öğrenciyi yalnızca sınav puanına indirgeyen değil; onu şahsiyet sahibi bir insan olarak gören bir eğitim iklimidir. Bizim ihtiyacımız, geçmişin yanlış yasaklarını tekrar etmek değil; geleceğin Türkiye’sini bilgiyle, irfanla, ahlâkla ve özgür düşünceyle inşa etmektir.

Unutmayalım: Bir milletin geleceği, çocuklarına neyi yasakladığından çok, onlara neyi öğrettiğiyle şekillenir. Yasaklarla büyüyen zihinler değil; hakikati arayan, doğruyu sorgulayan, iyiyi seçen ve sorumluluk taşıyan şahsiyetler yetiştirmeliyiz. Rabbimiz bizlere; ilmi hikmetle, bilgiyi ahlâkla, eğitimi merhametle ve gençliğimizi güzel bir istikametle buluşturmayı nasip eylesin.

Yeni eğitim ve öğretim yılı; evlatlarımıza, öğretmenlerimize, velilerimize ve aziz milletimize hayırlı olsun.

Allah, ilim yolunda yürüyenlerin yolunu açık eylesin.

11.08.2026

Hasan Günay

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya