Devlet aklı nasıl düşünür nasıl çalışır nasıl davranır ve nasıl hareket eder
Devlet aklı kurumsal hafızasına bağlı olarak
Tarihine medeniyetine kültürüne bağlı kalarak düşünür jeopolitiğine göre çalışır imkan ve kabiliyetlerine göre davranır sert ve yumuşak gücüne paralel olarak da harekete geçer
Hem jeopolitik hem reel politik ve hem de değer politik devlet aklının olmazsa olmaz üç alanını oluşturmaktadır
Bu üç alandan sadece bölgenin jeopolitiğini analiz ettiğimizde afro asyanın tarihi geçmişini üç HANEDANLIĞIN teşkil ettiğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz ilki OSMANLI hanedanlığı ikincisi HASBURG hanedanlığı ve de üçüncüsü de ROMANOF hanedanlığıdır ki Afro Avrasya jeopolitiğinin tarihini şekillendiren üç ana hanedanlığın hem kendi içindeki iktidar savaşlarını ve hem de karşıt hanedanların ilişkilerini savaşlarını barışlarını ve de ittifaklarını görebiliyoruz
Jeopolitiğin TARİHİ şekillendirmede ne kadar hayati öneme sahip olduğunu vurgulamak için böyle kısa bir paragrafla yetinelim istiyorum
TARİHİ hafızaya geldiğimizde ise tarihin akışı kültür ve medeniyet akışı gibi büyük kırılmalara uğramadan her ne kadar handikaplara uğramış olsada bütünlük ve devamlılık gibi karakteristik ana ekseni üzerinden devam ettiğini söyleyebiliyoruz buradan ana fikir TARİHİN sürekliliği ve bütünlüğü tezidir
Devletlerin reel politik davranışlarının bir taraftan hem tarihi hafızaya dayanırken diğer taraftan üst kimlikler dediğimiz değer politik temeller üzerinden inşa edilen değerler sistemine dayandığını söylemek istiyoruz
Ancak
Devleti yalın olarak sadece ideolojik bir iktidar olarak tanımladığımızda devlet aklı sadece gücüne ve de ideolojisine göre çalışır davranır ve de harekete geçer anlamı çıkar ki işte o zaman devlet belli ideolojilerin güç kullanarak zülüm çarkı haline de dönüşebilir anlamına da gelecektir
İşte bu ana nedenledir ki devletin iktidar gücünün üzerinde bir DEĞERLER sistemine sahip olması gerekir ki biz bu değerler sistemine siyaset felsefesinin temellerini teşkil eden ilmi ahlaki manevi ve hukuki kuralların organik bütünlüğününü teşkil eden mahşeri vicdani kast ediyoruz
Devlet aklı sağ duyulu bir bakışla soğukkanlı davranır duygusal davranmaz hamaseti de hiç sevmez sevdiği uyduğu ve uyması zorunlu olduğu tek şey İLİM dir AHLAKtır EHLİYET tir ADALET tir ve de HUKUK tur
Zira devletin itikadı adalettir zira ilmi ahlaki ve manevi temelleri olmayan hukuk adalet olmamaktadır
Bu nedenledir ki her ilkenin her prensibin her hukukun ahlaki manevi vicdani ve mahşeri temelleri olduğunu da unutmamak lazım gelmektedir
Bu prensipleri
Türkiye cumhuriyeti devletinin iç dış bölgesel ve küresel ölçekteki stratejik politikalarına vurduğumuzda karşımıza nasıl bir tablo nasıl bir fotoğraf çıkmaktadır görelim istiyoruz
İÇ politikalarına baktığımızda
Türkiye yüzyılı başlığı altında Milletimizin (orta direk) ortalama hayat tarzını gördüğümüzde
Eğitim kültür ahlak ve maneviyat alanlarında derin bir çatlaklık ve bataklıkların yanı sıra iktisadi olarak özellikle de işci memur ve bağkur emeklileri için pirim esaslı kök maaşına göre ADİL bir sisteme hak edilen oranlarda gidilemiyor olunmasını kınayarak diyoruz ki bütçe disiplin ve dengeleri sadece emekliler üzerinden gözetilmesin devletin bir eli yağda bir eli balda olan diğer kurumlarını da kapsasın isteriz vatandaş sadaka istemiyor kök maaş hakkını istiyor demekteyiz
Korkarım ki orta direği çöken bir çadırın uzun dönemde rüzgar ve fırtınalara dayanması mümkün gözükmemektedir kısaca koyun can derdinde kasap et derdinde olmasın istiyoruz
Bütün bu ahlaki manevi ve de iktisadi sakatlık aksaklık ve aksamalara rağmen
Parantez içinde yiğidi öldür ancak hakkını da inkar etme özdeyişi ile söylemek gerekirse
TÜRKİYE nin enerji maden üretim ve tedarik zinciri ile sondaj tesis ve depolama çalışmaları ile iletişim ulaşım lojistik kara hava demir ve deniz liman altyapı yatırımları kalkınma yollarının inşası yanında muhteşem sağlık kurum ve işletmeleri ile ve özellikle de savunma sanayi kurumları tersaneleri teknolojileri ile güvenlik alanlarında çok büyük yatırımlar yaparak profesyonel ve disiplinli bir ordusu ile eğitimli güvenlik güçleri ile bölgesinde bir barış ve güvenlik adası olmaya devam etmektedir
22.3 trilyon olan bütçenin üçte birinin FAİZE gittiği beşte biri nispetinde AÇIK verdiği bir süreçte bu kadar devasa yatırımlar yapılması olağan üstü gayretlere bağlı olduğu kabül edilebilir
Daha fazla İKTİSADİ ve AHLAKİ politikaların eleştirisine girmek istemiyorum
Esas konumuza odaklanırsak
Olması gereken şeyin devlet aklının güvenlik ve savunma çabalarının dışında milletimizin idealleri talepleri ve de ihtiyaçları doğrultusunda daha köklü politikalar daha adil uygulamalar geliştirmesinin zorunluluğunu da söylemek istiyoruz
Zira adaletsiz bir güç zülümdür güçsüz bir adalet ise acizliktir diyoruz
Komşumuz İRAN da halkın maddi ve mahşeri vicdanının ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmadığında ne kadar etkili ve acı sahneler ortaya koyduğunu da bizlere göstermektedir
Şimdi yeniden iç politikaya bardağın dolu tarafına döndüğümüzde
TÜRKİYE yüzyılı hedefi doğrultusunda
Terörsüz TÜRKİYE çabaları
İç bünyeyi tahkim etmek ve iç cepheyi bütünleştirmek açısından çok hayati önem arzetmektedir ki terörle kırk yıldır yapılan mücadeleyi kökünden çözmek için terörsüz TÜRKİYE politikalarını hem siyaseten ve hem de bilfiil ülke içinde ve bölgesel alanlarda amacına ulaştırmak için bir dizi yeni yapılanmalar oluşturularak kıyasıya bir mücadele verilmektedir ancak DİYARBAKIR anneleri hala çocuklarını beklemeye devam etmektedir
Bizler bu hayati çaba ve mücadeleyi canı gönülden destekliyoruz
BÖLGESEL politikalarına baktığımızda
Devlet aklının genel bakışla proaktif bir dış politika uyguladığı görülmektedir
Tarihine kültürüne medeniyetine doğru gönül coğrafyaları ile olan ilişkilerini dikkate aldığımızda devlet aklının stratejik bir sabır ve teenni içinde hem yumuşak gücü ile ve hem de sert gücü ile sahada olmaya ve masada kalmaya devam ettiği görülmektedir
Karadeniz ve kafkaslar politikasına geldiğimizde
Azerbaycan ın Karabağ mücadelesinde yanında yer almakta ve Ermenistan politikalarını stratejik bir sabırla barış ve istikrar bölgesine çevrilmesi için de azami gayret gösterilmektedir
Rusya ile olan siyasi ve iktisadi ilişkilerine de azami dikkat göstermektedir
Balkanlar ve Ege politikalarına baktığımızda
Balkan devletlerinin barış ve istikrarı için hem sahada yumuşak gücü ile ve hem de masada politik ve iktisadi ilişkileri ile tarini ve medeni bağlarını güçlendirme çalışmalarını sürdürmektedir
Yunanistan ın olanca provakatif ataklarına rağmen TÜRKİYE soğukkanlı olarak stratejik bir sabırla karşılık vermekte ve de küçük tuzaklarına da düşmemeye çalışmaktadır
TÜRK devletleri ile olan ilişkilerini de reel politik eksende devam ettirirken aynı zamanda tarih gibi dil gibi örf gibi alanlarda müşterek eğitim kültür politikalarına da hassasiyet göstermektedir
ORTA DOĞU ülkeleri ile olan ilişkilerine geldiğimizde
Özellikle körfez ülkeleri ile olan ilişkilerini yine reel politik eksende devam ettirmekte ihtiyacı olan ülkelere gerekli maddi ve güvenlik yardımlarını esirgemeden yaparak gerekli alt yapı çalışmalarını da devam ettirmektedir
Katarda ki üssümüz Somali deki üssümüz Libya ile olan güvenlik ve münhasır alan anlaşmaları ve benzeri politikaların aktif olarak takipçiliğini yaptığı görülmektedir
Doğu AKDENİZ ve KIBRIS politikalarında da enerji egemenlik ve güvenlik alanlarında sahada güçlü olmak için elinden gelen en üst duruşun ortaya konulduğu kanaatini de taşımaktayım
TÜRKİYE bölgesinde oyun kurucu olarak tüm handikaplara karşı meydan okumaya devam etmektedir TÜRKİYE ye rağmen bölgemizde hiç bir denklemin kalıcı olamayacağı artık aşikare olarak anlaşılmaktadır
TÜRKİYE nin Afrika ülkelerinin okyanusya ve güney Amerika ülkelerinin tamamını kapsayan açılan büyük elçiliklerin yaptığı çalışmalarını dikkate aldığımızda dış politikada liderlik diplomasisini de kullanarak küresel ölçeke yumuşak gücünü başarıyla uyguladığı görülmektedir
SURİYE özeline geldiğimizde
TÜRKİYE İDLİPTE başlayan yeşil devrimin kuluçka dönemini başarıyla temin ederek bir yıl önce gerçekleşen yeni SURİYE nin kuruluşunda en başat aktör olduğu da görülmektedir
SURİYE nin toprak bütünlüğünün barış ve istikrarının TÜRKİYENİN güvenliğinin en başat faktörü olduğunun bilinci ile yumuşak ve sert gücü ile hem sahada olmaya ve hem de masada kalmaya bilinçli ve cesur adımlarla devam etmektedir
Elbetteki SÜRİYENİN güvenliği TÜRKİYE nin güvenliği demektir
SURİYE yönetiminin bölgesel ve küresel ittifak anlayışı ile duruşu ile hazırlığı ile halkın tümüne kucak açan yumuşak politikaları ile güvenlik ve lojistik tahkimatı ile İnşa ALLAH en kısa bir zaman diliminde SÜRİYENİN güvenliği imarı ve de istikrarı sağlanmış olacaktır umut ve temennisini de ifade etmek isterim
TARİHİN doğru yerinde duran diplomasisi ve TÜRKİYE nin eğit donat tahkimatı ile doğru zamanda gerçekleşen HALEP harekatı da gösteriyor ki artık bundan böyle bölgede ayrılıkçı bölücü terör yapılanmalarına fırsatlar verilmeyeceği ve SÜRİYE nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün kararlı bir şekilde sağlanacağı da görülmektedir
18 Şubat 2026 anlaşması ile Suriye yeni bir entegrasyon sürecine girmiş bulunuyor hayırlı olsun diyoruz ki bu başarı her şeyden önce diplomasının başarısı olarak gözükmektedir
Zira HARBİ kuran yöneten ve de nihayete erdiden elbetteki SİYASETTİR diyoruz
Bundan böyle yarım asır önce Baascı azınlık dikta rejiminin zalim lideri Hafız Esed döneminin BEKAA vadisinde eğitilip donatılan bölücü PKKsı nın defteri artık dürülmüştür diyebiliriz
Böylelikle SÜRİYE nin kürt vatandaşları da hukuken eşit STATÜYE kavuşmuş olacaklardır
SURİYE yeşil devrimin geldiği bu entegrasyon süreci ne ihanetle sarmal olan akıl tutulması yaşayarak üzülüp kahrolup ağıtlarla karalar bağlayan içimizdeki beyinsizlerin yüzünden bizi helak etme ALLAHIM diye dua ve niyaz da bulunuyoruz
Zira TÜRKİYE NİN güvenlik ve iktisadi mimarisi bu ENTEGRASYONU zorunlu kılar diyoruz
ZİRA bu toprakların jeopolitiği TÜRKLERİN KÜRTLERİN ARAPLARIN ve dahi ACEMLERİN kader birlikteliğini zorunlu kılmaktadır diyoruz
IRAK özelinde ise mezhep meşrep ve kavmiyet handikaplarına saplanmadan eskisinden çok daha üst düzey tarihi kültürel ve iktisadi temellerde verimli ilişkiler kurulduğu da bir gerçekliktir
İRAN jeopolitiği ve de tarihi ile olan ilişkilerimize geldiğimizde bir başka yazıda çok daha detaylı değinmek gerektiği düşüncesini taşıyorum
Ve nihayet ÜLKEMİZİN KÜRESEL politikalarına baktığımızda
Hem bölgesel düzeyde ve hem de küresel düzeyde oyun kurucu politikalar ortaya koyarak
küresel güçlerle direk çatışmaya girmeden onların politikalarına paralel politikalar üreterek kirizleri fırsatlara çevirmek için liderlik diplomasisi ile çok hassasiyetle ince ayarlı politikalar da üretebilmektedir
TÜRKİYE gerek ABD ile olan ilişkilerini gerek AVRUPA birliği ile olan ilişkilerini ve gerekse RUSYA ve ÇİN ile olan ilişkilerini paralel bir denklem içinde kazan kazan politikaları geliştirerek devam ettirmeye çalışmaktadır
Burada daha özel bir konuya da perspektif getirirsek
Soykırımcı İSRAİL in GAZZE politikalarını şiddetle reddederek gerekli maddi yardımların yapılması yanında politik ve güvenlik alanlarında hem ateşkesin sağlanmasında hem barışın sağlanmasında ve hem de GAZZE nin yeniden imarında üzerine ne görev düşüyor ise ısrarla sürdürdüğü diplomasisi ile masada olmaya ve sahada kalmaya özen göstermektedir
Hakan Fidan ın bu yeni sorumluluğuna da hayırlı olsun diyoruz
Burada şu tespiti de yapmamız icap ediyor ki BİZ Müslümün Turani kavimler kategorik olarak anti Semitik değiliz üstüne üstlük ENDÜLÜS katliamında da onlara kucak açmışız
İSRAİL in yayılmacı politikalarını biraz daha açma icap edersek
ABD artık bundan böyle İsrail in bölgede normalleşmesini istemektidir
Bu güne kadar İSRAİL in bölgesel politikalarını başta ABD olmak üzere BATI ülkelerinin yönetimleri de desteklemiş ve desteklemeye de devam ettiği bir gerçekliktir
Ancak bu desteğin bir SINIRI olduğunun bu desteğin sınırsız ve sonsuz bir destek olmadığının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir
Çünkü hiç bir ÜLKE başka bir ülkenin çıkarları uğruna kendi çıkarlarını sonsuza dek heba etmek adına sürdürmesi alsa kabili mümkün değildir
Şunu demek istiyorum ki İSRAİL in bölgesel yayılmacılığının bir sınırı vardır ve bu sınır son haddine de ulaşmıştır Başta ABD olmak üzere BATI ülkeleri de bu desteğin son kerteye dayandığını bilmekte ve de İsraile karşı sesli yada sessiz bir tavır da gösterilmektedir
Nitekim ABD ve BATI TÜRKİYE nin SÜRİYE ve IRAK politikalarına gönülsüzde olsa sessiz kalarak ister istemez yol verildiği ve açık kapı aralandığı da gözlemlenmektedir
Çünkü KÜRESEL güçlerin ve de küresel devletlerin politikaları sadece ve sadece İSRAİLin yayılmacılığı ile sınırlı tutacağını zannetmek eşyanın tabiatına aykırı görülmektedir
İşte bu ana nedenledir ki TÜRKİYE bölgesel politikalarını küresel güçlerle direk çatışmaya girmeden stratejik bir sabırla ve teenni ile hem sahada ve hem de masada kalarak sürdürdüğünde eninde sonunda kendi tarihsel ve medeni coğrafyalarda bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlayacağı da muhakkak olarak görülecektir demekteyim
KÜRESEL güç olmak küresel ölçekte düşünmek küresel ölçekte politikalar geliştirmek ve de küresel alanda hareket etme gücüne sahip olmak anlamına gelmektedir Eğer bir küresel güç tüm imkan ve kabiliyetlerini bir başka ülkenin bölgesel politikalarına indirgediğinde sıkışıp saplanıp kalacağını ve de kaybedeceğini bilecek kadar reel politik ve tarihi tecrübelere sahip olması demektir
Ancak küresel güçlerin ARKA KAPI diplomasisi her zaman geçer akçe olmaktadır
ABD nin küresel politikası havuç sopa ve işgal politikaları ile devam etmektedir
ABD sadece dolarizasyon finans maden ve de enerji politikaları üzerinden hegomoınik bir güç değil ayni zamanda küresel ölçekte bir SAVAŞ makinası olarak sert gücü ile de hegomonik bir güç olmaya devam etmektedir
RUSYA ile kazan kazan politikaları geliştirerek onu bi taraf bırakıp ÇİNİN pasifikte kuşatılması için en başta BERRİN boğazı olmak üzere PANAMA ve MALAKA boğazlarının kontrolünü sağlayarak kendi arka bahçesini de daha bir tahkim ederek KUZEY kutbun merkezi olan GRÖNLANDI satın almak için güvenlik politikalarına ısrarcı olmaya devam etmektedir
Kısaca ve özetle demek istiyorum ki
Uluslararası sistemin alt üst olduğu belirsizliklerin kaos haline dönüştüğü uluslar arası arenanın kurtlar sofrası olan bu yeni dönemde TÜRKİYE krizleri fırsatlara çevirme ekseninde her zamankinden çok daha fazla dikkatli tedbirli ve hazırlıklı olmak zorundadır demekteyiz
ABD bir taraftan güvenlik açışından
AVRUPANIN kendi başının çaresine bakmasını isterken İSRAİL in de bölgesinde normalleşmesini istemektedir ki işte bu nedenle ABRAHAM anlaşmalarına daha bir özen göstermekte ve İSRAİL in yalnızlaşmasını da istememektedir
Aynı bakış açısı ile ABD
İsrail in TÜRKİYE ile olan ilişkilerine de bir çeki düzen vermesini istemekte ve ortadoğu bölgesinde TÜRKİYE gibi en başat aktörü kaybetmek istememektedir
Tarihe bir not düşmemiz gerektiğinde şu kaydı yapmamız icap etmektedir
Eğer ABD ve BATI nın darbe denemeleri
TÜRKİYE nin mevcut yönetim kadrolarını tasfiye ederek ve de rejim değişikliği de yaparak kendilerine bağımlı hale getirmek hamleleri başarı sağlamış olsa idi amaçlarına ulaşmış olacaklar ve elbetteki TÜRKİYE nin hiç bir pozisyonunu da nazarı dikkate almaya ihtiyaç hissetmeyeceklerdi
Ancak tüm bu darbe teşebbüsleri amacına ulaşamadı
Üstüne üstlük TÜRKİYE hem kendi içinde ve hem de yakın bölgesinde muhteşem bir SAVUNMA gücü ile bir savunma HATTI da oluşturabildiği de muhakkak bir vakıadır
ABD nin bölgesel politikası
Eğer bir ülkenin bileğini bükmeyi başaramıyor isen o bileğe saygı göstererek o bilekle ittifak kurmak gerekliliğinin rasyonel bir mantıkla kendi çıkarları anlamına geldiğini iyi biliyor ve çok iyi maliyet hesabı yaparak asla kaybedecek bir ata oynamak istemiyor
Dememiz odur ki
Kişiler akıl irade ve vicdan ile hareket etmesi gerekirken toplum kollektif şuur ve bilinçle hareket etmesi gerekirken devletler de kurumsal hafızasını adalet ve ehliyet ilkesi temelinde hareket etmesi bir zorunluluktur demekteyiz
TÜRKİYE kurumsal devlet aklı ile düşünüyor devlet aklı ile davranıyor ve de hareket ediyor
Bütün bu bölgesel ve küresel meydan okumalara karşı
TÜRKİYE hem tarihine hem kültürüne hem medeniyetine ve hem de gönül coğrafyaları ile olan ilişkilerine baktığımızda bu hayati prensiplere göre hareket ettiğini söylememiz elbetteki ham hayal değildir gerçektir realitedir olması gereken şeydir demekteyim
Netice olarak
Tarihin uğuldayan akışının tarihi medeni kültürel eksende seyrettiğini ve jeopolitik temeller üzerinden kendini yeniden inşa edebildiği gerçekliğini söyleyerek MİLLETİMİZİN eninde sonunda tarihi hafızasını tazeleyerek yeniden idealleri ile bütünleşmesi kaçınılmaz gözükmektedir
TÜRKİYEnin ali kurumsal devlet aklı
Bölgesel ve küresel ölçekteki emperyalist plan ve projelere karşı stratejik bir akıl ile meydan okuması devam etmektedir
Her ne kadar MİLLETİMİZİN idealleri ihtiyaçları ve de talepleri iktisadi açıdan tam karşılanamamış adalet ve ehliyet ilkesinin kurumsal bir yapılanma ile inşa edilememiş olsada dış politikadaki proaktif çalışmaları başarılı olmakta hem jeopolitik hem reel politik ve hem de değer politik eksende hareket etmeye de çok büyük hassasiyetle çaba göstermektedir
Bizler sadece at gözlüğü takarak bardağın sadece boş taraflarına bakmıyor dolu taraflarına bakarak her şeye rağmen CUMHUR ittifakını hem destekliyor ve hem de gösterdikleri ittifak dayanışması direncinden dolayı da kutluyor zamanımızın Korkut Atası olan sayın Bahçeliyi de ayrıca tebrik ediyorum
Vesselam
SM Şazeli Çügen