DEVLET AKLI NASIL ÇALIŞIR?
MAKALE
Paylaş
03.02.2026 14:28
484 okunma
Şazeli Çügen

2. BÖLÜM

Suriye özeline geldiğimizde: Türkiye İdlib'de başlayan yeşil devrimin kuluçka dönemini başarıyla temin ederek bir yıl önce gerçekleşen yeni Suriye’nin kuruluşunda en başat aktör olduğu da görülmektedir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün barış ve istikrarının Türkiye'nin güvenliğinin en başat faktörü olduğunun bilinci ile yumuşak ve sert gücü ile hem sahada olmaya hem de masada kalmaya bilinçli ve cesur adımlarla devam etmektedir.

Ebetteki Suriye'nin güvenliği Türkiye’nin güvenliği demektir.

Suriye yönetiminin bölgesel ve küresel ittifak anlayışı ile duruşu ile hazırlığı ile halkın tümüne kucak açan yumuşak politikaları ile güvenlik ve lojistik tahkimatı ile İnşallah en kısa bir zaman diliminde Suriye'nin güvenliği imarı ve de istikrarı sağlanmış olacaktır umut ve temennisini de ifade etmek isterim.

Tarihin doğru yerinde duran diplomasisi ve Türkiye’nin eğit-donat tahkimatı ile doğru zamanda gerçekleşen Halep harekâtı da gösteriyor ki artık bundan böyle bölgede ayrılıkçı bölücü terör yapılanmalarına fırsatlar verilmeyeceği ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün kararlı bir şekilde sağlanacağı da görülmektedir.

18 Ocak 2026 anlaşması ile Suriye yeni bir entegrasyon sürecine girmiş bulunuyor. Hayırlı olsun diyoruz ki, bu başarı her şeyden önce diplomasının başarısı olarak gözükmektedir.

Zira, harbi kuran yöneten ve de nihayete erdiren ebetteki siyasettir diyoruz.

Bundan böyle yarım asır önce Baasçı azınlık dikta rejiminin zalim lideri Hafız Esed döneminin Bekaa Vadisi’nde eğitilip donatılan bölücü PKK’sının defteri artık dürülmüştür diyebiliriz.

Böylelikle Suriye’nin Kürt vatandaşları da hukuken eşit statüye kavuşmuş olacaklardır.

Suriye yeşil devrimin geldiği bu entegrasyon süreci ne ihanetle sarmal olan akıl tutulması yaşayarak üzülüp, kahrolup, ağıtlarla karalar bağlayan içimizdeki beyinsizlerin yüzünden bizi helak etme Allah’ım diye dua ve niyaz da bulunuyoruz.

Zira, Türkiye’nin güvenlik ve iktisadi mimarisi bu entegrasyonu zorunlu kılar diyoruz.

Zira bu toprakların jeopolitiği Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve dahi Acemlerin kader birlikteliğini zorunlu kılmaktadır diyoruz.

Irak özelinde ise mezhep, meşrep ve kavmiyet handikaplarına saplanmadan eskisinden çok daha üst düzey tarihi kültürel ve iktisadi temellerde verimli ilişkiler kurulduğu da bir gerçekliktir.

İran jeopolitiği ve de tarihi ile olan ilişkilerimize geldiğimizde bir başka yazıda çok daha detaylı değinmek gerektiği düşüncesini taşıyorum.

Ve nihayet ülkemizin küresel politikalarına baktığımızda: Hem bölgesel düzeyde ve hem de küresel düzeyde oyun kurucu politikalar ortaya koyarak Küresel güçlerle direk çatışmaya girmeden onların politikalarına paralel politikalar üreterek krizleri fırsatlara çevirmek için liderlik diplomasisi ile çok hassasiyetle ince ayarlı politikalar da üretebilmektedir.

Türkiye gerek ABD ile olan ilişkilerini gerek Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini ve gerekse Rusya ve Çin ile olan ilişkilerini paralel bir denklem içinde kazan kazan politikaları geliştirerek devam ettirmeye çalışmaktadır.

Burada daha özel bir konuya da perspektif getirirsek: Soykırımcı İsrail’in Gazze politikalarını şiddetle reddederek gerekli maddi yardımların yapılması yanında politik ve güvenlik alanlarında hem ateşkesin sağlanmasında hem barışın sağlanmasında ve hem de Gazze’nin yeniden imarında üzerine ne görev düşüyor ise ısrarla sürdürdüğü diplomasisi ile masada olmaya ve sahada kalmaya özen göstermektedir.

Hakan Fidan’ın bu yeni sorumluluğuna da hayırlı olsun diyoruz.

Burada şu tespiti de yapmamız icap ediyor ki biz Müslüman Turani kavimler, kategorik olarak anti semitik değiliz. Üstüne üstlük Endülüs katliamında da onlara kucak açmışız.

İsrail’in yayılmacı politikalarını biraz daha açmayı icap edersek: ABD artık bundan böyle İsrail'in bölgede normalleşmesini istemektedir. Bugüne kadar İsrail’in bölgesel politikalarını başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin yönetimleri de desteklemiş ve desteklemeye de devam ettiği bir gerçekliktir. Ancak, bu desteğin bir sınırı olduğunun bu desteğin sınırsız ve sonsuz bir destek olmadığının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekmektedir. Çünkü, hiçbir ülke başka bir ülkenin çıkarları uğruna kendi çıkarlarını sonsuza dek heba etmek adına sürdürmesi alsa kabili mümkün değildir.

Şunu demek istiyorum ki, İsrail’in bölgesel yayılmacılığının bir sınırı vardır ve bu sınır son haddine de ulaşmıştır. Başta ABD olmak üzere batı ülkeleri de bu desteğin son kerteye dayandığını bilmekte ve de İsrail'e karşı sesli ya da sessiz bir tavır da gösterilmektedir.

Nitekim, ABD ve Batı Türkiye’nin Suriye ve Irak politikalarına gönülsüz de olsa sessiz kalarak ister istemez yol verildiği ve açık kapı aralandığı da gözlemlenmektedir.

Çünkü, küresel güçlerin ve de küresel devletlerin politikaları sadece ve sadece İsrail’in yayılmacılığı ile sınırlı tutacağını zannetmek eşyanın tabiatına aykırı görülmektedir.

İşte bu ana nedenledir ki, Türkiye bölgesel politikalarını küresel güçlerle direk çatışmaya girmeden stratejik bir sabırla ve teenni ile hem sahada ve hem de masada kalarak sürdürdüğünde eninde sonunda kendi tarihsel ve medeni coğrafyalarda bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlayacağı da muhakkak olarak görülecektir demekteyim.

Küresel güç olmak, küresel ölçekte düşünmek, küresel ölçekte politikalar geliştirmek ve de küresel alanda hareket etme gücüne sahip olmak anlamına gelmektedir. Eğer bir küresel güç tüm imkân ve kabiliyetlerini bir başka ülkenin bölgesel politikalarına indirgediğinde sıkışıp saplanıp kalacağını ve de kaybedeceğini bilecek kadar reel politik ve tarihi tecrübelere sahip olması demektir.

Ancak, küresel güçlerin arka kapı diplomasisi her zaman geçer akçe olmaktadır.

ABD'nin küresel politikası havuç sopa ve işgal politikaları ile devam etmektedir.

ABD sadece dolarizasyon, finans, maden ve de enerji politikaları üzerinden hegemonik bir güç değil aynı zamanda küresel ölçekte bir savaş makinesi olarak sert gücü ile de hegemonik bir güç olmaya devam etmektedir.

Rusya ile kazan kazan politikaları geliştirerek onu bir taraf bırakıp Çin'in pasifikte kuşatılması için en başta Bering Boğazı olmak üzere Panama ve Malakka boğazlarının kontrolünü sağlayarak kendi arka bahçesini de daha bir tahkim ederek Kuzey kutbunun merkezi olan Grönland’ı satın almak için güvenlik politikalarına ısrarcı olmaya devam etmektedir.

Kısaca ve özetle demek istiyorum ki, Uluslararası sistemin alt üst olduğu belirsizliklerin kaos haline dönüştüğü uluslararası arenanın kurtlar sofrası olan bu yeni dönemde, Türkiye krizleri fırsatlara çevirme ekseninde her zamankinden çok daha fazla dikkatli tedbirli ve hazırlıklı olmak zorundadır demekteyiz.

ABD bir taraftan güvenlik açışından Avrupa'nın kendi başının çaresine bakmasını isterken İsrail’in de bölgesinde normalleşmesini istemektedir ki işte bu nedenle Abraham Anlaşmalarına daha bir özen göstermekte ve İsrail’in yalnızlaşmasını da istememektedir.

Aynı bakış açısı ile ABD İsrail'in Türkiye ile olan ilişkilerine de bir çeki düzen vermesini istemekte ve Ortadoğu bölgesinde Türkiye gibi en başat aktörü kaybetmek istememektedir.

Tarihe bir not düşmemiz gerektiğinde şu kaydı yapmamız icap etmektedir: Eğer ABD ve Batı’nın darbe denemeleri Türkiye’nin mevcut yönetim kadrolarını tasfiye ederek ve de rejim değişikliği de yaparak kendilerine bağımlı hale getirmek hamleleri başarı sağlamış olsa idi amaçlarına ulaşmış olacaklar ve elbetteki Türkiye’nin hiçbir pozisyonunu da nazarı dikkate almaya ihtiyaç hissetmeyeceklerdi.

Ancak, tüm bu darbe teşebbüsleri amacına ulaşamadı.

Üstüne üstlük Türkiye hem kendi içinde ve hem de yakın bölgesinde muhteşem bir savunma gücü ile bir savunma hattı da oluşturabildiği de muhakkak bir vakıadır.

ABD'nin bölgesel politikası: Eğer bir ülkenin bileğini bükmeyi başaramıyor isen o bileğe saygı göstererek o bilekle ittifak kurmak gerekliliğinin rasyonel bir mantıkla kendi çıkarları anlamına geldiğini iyi biliyor ve çok iyi maliyet hesabı yaparak asla kaybedecek bir ata oynamak istemiyor.

Dememiz odur ki, kişiler akıl irade ve vicdan ile hareket etmesi gerekirken; toplum kolektif şuur ve bilinçle hareket etmesi gerekirken; devletler de kurumsal hafızasını adalet ve ehliyet ilkesi temelinde hareket etmesi bir zorunluluktur demekteyiz.

Türkiye kurumsal devlet aklı ile düşünüyor devlet aklı ile davranıyor ve de hareket ediyor.

Bütün bu bölgesel ve küresel meydan okumalara karşı Türkiye hem tarihine hem kültürüne hem medeniyetine ve hem de gönül coğrafyaları ile olan ilişkilerine baktığımızda bu hayati prensiplere göre hareket ettiğini söylememiz elbetteki ham hayal değildir gerçektir realitedir olması gereken şeydir demekteyim.

Netice olarak:

Tarihin uğuldayan akışının tarihi, medeni, kültürel eksende seyrettiğini ve jeopolitik temeller üzerinden kendini yeniden inşa edebildiği gerçekliğini söyleyerek milletimizin eninde sonunda tarihi hafızasını tazeleyerek yeniden idealleri ile bütünleşmesi kaçınılmaz gözükmektedir.

Türkiye’nin âli kurumsal devlet aklı, bölgesel ve küresel ölçekteki emperyalist plan ve projelere karşı stratejik bir akıl ile meydan okuması devam etmektedir.

Her ne kadar milletimizin idealleri ihtiyaçları ve de talepleri iktisadi açıdan tam karşılanamamış adalet ve ehliyet ilkesinin kurumsal bir yapılanma ile inşa edilememiş olsa da dış politikadaki proaktif çalışmaları başarılı olmakta hem jeopolitik hem reel politik ve hem de değer politik eksende hareket etmeye de çok büyük hassasiyetle çaba göstermektedir.

Kanaatim olarak şunu da ifade etmek isterim ki sadece at gözlüğü takarak bardağın boş taraflarına bakmıyor, dolu taraflarına da bakarak her şeye rağmen Cumhur İttifakı’nı destekliyor ve gösterdikleri ittifak dayanışması direncinden dolayı da kutluyor, zamanımızın Korkut Atası olan sayın Bahçeli'yi de ayrıca tebrik ediyorum.

 

Vesselam

SM Şazeli Çügen

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya