BU TOPRAKLARIN JEOPOLİTİĞİ - 2
MAKALE
Paylaş
09.03.2026 16:44
337 okunma
Şazeli Çügen

Ülke Analizleri: Türkiye, İran, Mısır ve Hicaz

İşte şimdi sadede gelebiliriz. Türkiye; ülkesi ve milleti ile anasırı İslam olan bir coğrafyanın tam kalbinde, tarihte olduğu gibi tam merkezinde, merkezi bir ülke konumundadır ki; medeniyet arenasındaki "Savaşın neresinde kalmıştık?" sorusunu sorduğumuzda mücadelenin yaşandığı bir coğrafyanın bundan tam yüz yıl önce bayrağı teslim ettiğimiz ve o gün bugün savunma pozisyonunda kaldığımız bir jeopolitiğin tam da merkezinde bulunmaktayız. İşte bizler demekteyiz ki: Bayrak nerede düştü ise yine oradan kaldırılır. Hedefini tekrar ortaya koymak için yeniden kolları sıvama sorumluluğunda, şuurunda ve bilincinde olan böylesi bir müstesna topluluğun yapması gereken şeyin; tarihi ve medeni bir perspektif ile bir medeniyet tasavvuru ortaya koyarak bir medeniyet hareketi hamlesi geliştirmesi idi.

Bizler burada alt kimliklere; kavmiyetlere, dillere, renklere, kültürlere, örflere, adetlere elbette ki saygılıyız; değerlidir ve de kıymetlidir çünkü Hak Teâlâ’nın ayetleridirler. Ancak bir medeniyet ihya ve inşası için gereklidir ancak asla ve kata yeterli değildir; kapsayıcı, kucaklayıcı, kaynaştırıcı değildir. Tıpkı yedi kat sema gibi katman katman enine ve boyuna hiyerarşi edilmiş beşerî bir yapılanma ile mezhep ve meşrep farklılıkları olan ancak zıtların birliğini temin ederek fizik, metafizik ve sosyolojik dünyanın gücüne kuvvetine dönüştürmedikçe; bir medeniyetin ihya ve inşa hareketinin hülyadan, ütopyadan ibaret kalacağını düşünmekteyiz.

Tarihin akışı ve oluşu göstermektedir ki; alt kimlikler zehir tuzağına düşen, saplanıp kalan, debelenen ve sürekli olarak iç kavgalara ve iç savaşlara gebe kalan ülkeler, kısa ömürlü hükümranlıkları ile medeniyet iddiasını kaybetmiş asabiyetlerdir. Zira bu işin panzehiri, her daim üst kimlik üzerinden değerler sistemi inşa edebilme güç, kabiliyet ve kapasitesine sahip olmak olmuştur. İşte bu nedenlerle demekteyiz ki; tarihiyle, medeniyetiyle, değerler sistemi ile bütünleşme ve entegrasyon iradesi ortaya koyan ve çok büyük bir savunma sanayi ekosistemi ile atılım, inşa ve tesis ederek bölgesinde ortak bir güvenlik ekseni oluşturan üç kapıdan birincisi olan Türkiye’nin jeopolitiğinin alt kimlikler üzerinden okunmamasını; böylesi bir zihin esaretine düşülmeden üst kimlikler üzerinden okunmasını diliyoruz, istiyoruz. Ancak bu sayede ülkemiz barış ve güvenlik adası olarak bölgesiyle sağlıklı entegrasyonu gerçekleştirebilir diyerek; "İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri de helak etme Allah’ım" diye dua ve niyazda bulunuyoruz.

İkinci kapı olan İran; bin yıllık tarihî arka planına baktığımızda aslında bir Selçuklu coğrafyası olan, Safeviler dönemi ile başlayarak ülkesi ve milleti ile maalesef -üzülerek ifade etmem gerekiyor ki- alt kimlikler üzerinden kurgulanan ve hâlihazırda alt teopolitik batıni bir akide üzerinden yönetimleri inşa edilen rejimler... Yine maalesef devasa boyutlarda olan beşerî potansiyeli ve medeni coğrafyayı tam anlamı ile temsil edemeyen bir jeopolitiğin tam da merkezinde bulunmaktadır. Buradaki alt kimliklerden maksadımız kavmiyet olarak Pers aklının örtülü olarak öne alınmasından; teopolitik batıni bir akideden maksadımız ise 1400 yıl önce siyaseten ayrışarak oluşturulan Şii taraftarlığının bir amentü hâlinde Şia akidesine dönüştürülmesini kast ediyoruz. Böylesi ayrıştırıcı bir kavmiyet ve Tevella ve Teberra üzerinden öteleyici bir amentü ile masum imam inanışının mehdiyyet beklentisini mehdiyi münazır nazariyesine bağlamakla; İslam medeniyetinin ihya ve inşası gayesini gerçekleştirme potansiyeli asla ve kata mümkün gözükmemektedir.

Tıpkı geçmişte ortak coğrafyalarda, ortak tarihimizde olduğu gibi birbirlerimizle yaptığımız tüm savaşların, kavgaların, bu ötekileştirmelerin ve hatta küfürle tekfir edilme olaylarının temelinde bu alt kimlikler, meşrepler ve teopolitik akideler üzerinden yapıldığı bir gerçekliktir. Ne zaman ki uzun süreler süren iktidar kavgalarında şahlık ve sultanlık savaşlarında İslam medeniyeti çok büyük yaralar almış ve tamiri imkansız handikaplara sürüklenmiş ise medeniyet arenasında birbirimizle boğuşmaktan, yani şeytan taşlamaktan tavaf yapmaya fırsat bulamamış ve medeniyet savaşını kaybetmişizdir. Maalesef şimdiki zamanda yine Suriye ve Irak özelinde konuya bakarsak; yarım asrı aşkın bir zaman ve mekân dilimlerinde İran, bölgesinde kavmiyet ve teopolitik akide demek olan bu alt kimlikler üzerinden hareket ederek ümmetin bünyesinde derin çatlaklar oluşturmuş ve de ar namus gözetmeksizin kan ve gözyaşı ile dolu onulmaz yaralar açmış olduğu da tarihin şahitliği ile bir realitedir. Tarihin cilvesi ile kendi jeopolitiğine çekilmek zorunda kalacak olan İran; bir akıl, bir akide ve nefis muhasebesi yaparak yeniden siyasi, iktisadi ve içtimai temelde İslam medeniyetinin ihya ve inşasında olmazsa olmaz ana aktörlerden birisi olma nasibini alacağını ve de şerefini kuşanacağını her daim önünde bulacaktır demek istiyoruz. Ancak kardeş ülke İran, olanca büyük bir coğrafyada olağanüstü tabii doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen yaşanan müessif kalkışma olayları da gösteriyor ki; İran halklarının beşerî potansiyelinin yeni bir yaşam biçimi ve hayat tarzı arayışı hâlihazırda sürgit devam etmektedir. Peki İran düşerse ya da rejim çökerse ne olur? Öncelikle sulhu sağlamak esastır. Ancak "Sizin şer gördüğünüzde hayır, hayır gördüğünüzde de şer olabilir" ayetini hatırda tutarak tedbirli ve temkinli olarak mazlumun yanında zalimin karşısında olmak gerekir diye düşünüyoruz. Sonuç olarak bizler, Ehli Beyt'e gönülden muhabbet duyan bir topluluk olarak altıncı nesli olan İmam Muhammed Bakır ve Caferi Sadık fıkhı üzerinden yeni bir fıkhi mutabakat sağlanarak; ümmetin bu onulmaz amentü çatlaklığını kapatarak bu parçalanmış beşerî jeopolitiğin bütüncül bir temelde yeniden ihya ve inşa edilmesini her zaman mümkün görmekteyiz.

Üçüncü kapı olan Mısır’a geldiğimizde; Mısır geçmiş tarihinde Fatımiler döneminde teopolitik bir kırılma yaşamış olmasına rağmen, tarihin cilvesi ile adaletin kılıcı olarak Eyyubiler ve Memlükler ile kurulan hükümranlıklar ile tekraren olması gereken en üst kimlik çatısı olan ümmetin ortak amentüsünün en güçlü, en kuvvetli bir parçası olarak hâlihazırda kendi tarihî ve medenî aslına rücu etmekteki istikametinden hiç tereddüt etmeden vazgeçmeyeceğini ümit ve temenni etmekteyiz. Ancak jeopolitiği gereği sahip olduğu beşerî potansiyel ve de olağanüstü yer altı ve yer üstü kaynakları, Mısır ülkesini Batı’nın emperyalist müdahalelerinden azade kılmamaktadır. Yakın tarihimizde kapatılan bir sayfa olarak ülkemizde olduğu gibi kardeş Mısır ülkesinde de iç iktidar savaşları henüz bitmemiş ve nihayetinde milleti ile devletinin tarihî medeni buluşması ve bütünleşmesi henüz tam anlamı ile temin edilememiştir. Ülkemizin diplomaside yaptığı son hamleler ile üst düzey stratejik birliktelik anlaşmaları da göstermektedir ki; tarihî ve medenî çizginin ortak akıl ile aslına rücu ettiğini sevinçle ifade edebiliriz.

Dört kapı jeopolitiğine geçmeden önce; Turani kavimlerin, Türk dünyasının o büyük muhteşem stratejik jeopolitiğini dikkate alıp hayati önemine vurgu yaparak... İslam dünyasının jeopolitiğine ekvator çizgisine kadar olan Afrika İslam ülkelerinin beşerî ve tabii potansiyelleri yanında; Okyanusya’nın adalar İslam ülkelerinin potansiyellerinin de eklenip altını çizip yolumuza devam ederek dördüncü kapı olarak da Hicaz Yarımadası’nın ve de Körfez'in jeopolitiğine gelelim istiyoruz. Dördüncü kapı; Kızıldeniz, Umman Denizi, Aden Körfezi ve de Hint Denizi'ne hâkim coğrafi üstünlüğü üzerinden baktığımızda Suudi Krallığı ve Körfez sultanlıklarının jeopolitiğinin beşerî ve tabii devasa potansiyelini de eklememiz görmezden gelinmeyecek kadar hayati öneme haiz olduğunu da ifade edelim. Zira G20'ler içinde Suudi Krallığı'nın da olduğunu dikkate aldığımızda; bu tabii ve beşerî potansiyelin İslam medeniyetinin ihya ve inşasında olmazsa olmaz ana unsurlarından olduğundan asla ve kata şüphemiz bulunmamaktadır. Her ne kadar Mekke ve Medine’nin hadimi olan Suudi Krallık itikadının ve fıkhi geleneklerinin tekfir etmeyen ancak daha sert bir üslup ve daha sert karaktere sahip olmasına rağmen ümmetin üst çatı kimliğine dâhil olduğunu da ifade etmemiz gerekmektedir. Ümmetin birliğinin Türk’ü ile Kürt’ü ile Arap’ı ile ve dahi Acem’i ile anasırı İslam olan tüm kavmiyetleri ile ortak coğrafyalarının ortak kader birlikteliklerini kaçınılmaz bir bütünlük içinde hareket etmesinin; İslam medeniyetinin inşasında olmazsa olmaz temel şartını teşkil etmektedir.

Usul ve Sonuç

Her ne kadar jeopolitik kapsamın coğrafi ve beşerî potansiyelin dışında gibi gözükmüş olsa da aslında jeopolitiğin dini, manevi ve ahlaki temellerini oluşturduğundandır ki; ümmetin itikadi ve fıkhi birlikteliğinin usul temelinde mutabakatının sağlanmasının da yeryüzündeki tüm biladı İslam olan coğrafyalarının tüm beşerî ve tabii kaynaklarının potansiyel bütünlüğünün olmazsa olmaz yeni bir çalışma alanını teşkil etmektedir. Usul dediğimiz bu yeni çalışma alanı; İslam medeniyetinin tüm kültür havzalarını içine alan ayrı bir yazı ve çalışma konusu olacaktır. Aslında hac ve umre ziyaretlerinde; ibadet saatinde tüm dilleri ve renkleri ile bütünleşerek kaynaşarak tek bir ruh hâlindeki teabbudi hareketlerinde görüldüğü gibi tüm İslam kavimlerinin el birlik, dil birlik, gönül birlik ve iş birlikteliği sağlandığında nelere baliğ olunacağını görmek rüya olmayacaktır demekteyiz.

Netice olarak uluslararası sistemin kaos yaşadığı ve yeni arayışların olduğu bir dönemde; biz burada sadece dört kapı üzerinden bölgesel bir jeopolitik değerlendirmesi yapmaya çalışmış olsak da Türkiye’nin; Kafkaslar'da Azerbaycan ile, Hint alt kıtasında Pakistan ile, Balkanlar'da Yunanistan hariç tamamı ile (Bosna Hersek, Hırvatistan, Arnavutluk, Karadağ, Kosova ve Kuzey Makedonya), Güney Avrupa’da İspanya ve İtalya ile, Kuzey Afrika’da Libya’dan başlayarak Cebelitarık’a kadar ve Afrika Boynuzu’nda Sudan ve Somali ile, Basra Körfezi'nde Katar ile fiilen siyasi, iktisadi ve de güvenlik alanlarda ortak çalışmalar yaptığı da bir gerçekliktir. Biz burada içinde bulunduğumuz Akdeniz, Karadeniz ve Körfez havzası ülkelerinin tamamını kapsayan İslam ve Türk dünyasının tamamı ile ayrı ayrı jeopolitik değerlendirmesi yapmamız bir kitap hacminde olacağından; jeopolitik bakış açımızı bu makale ile sınırlı tutmuş olduk.

Balkanlar, Kafkaslar kanatları dâhil Orta Doğu’da yeni bir harita çizilecekse bu yeni jeopolitiğin Türkiye’ye rağmen çizilemeyeceğini, ancak Türkiye ile tayin edileceğini demek istiyoruz. Her zaman bir motto olarak söylediğimiz; Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve dahi Acemlerin ortak kader birlikteliklerinin İslam medeniyetinin kadim kültür havzaları olduğunu dikkate aldığımızda; İslam medeniyetinin jeopolitik bütünlüğünün ve entegrasyonun zaruri olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek istiyoruz.

Son olarak Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; bölgenin refah, güvenlik ve istikrarı açısından böylesine çok önemli bir dönemeçte dört kapıdan ikisi olan Suudi Krallığı ile Mısır ziyaretleri ve tam kadro olarak üst düzey yaptığı toplantılar, yaptıkları enerji ve güvenlik anlaşmaları ve mutabakatları da gösteriyor ki; bu toprakların jeopolitiğinin kaçınılmaz gereklerini Türkiye hakkı ile bir bir yerine getirmektedir. Allah rast getire diyoruz. Ayrıca Suriye’nin entegrasyonu için barış, istikrar, kalkınmasının temini ve güvenliğinin sağlanması amacı ile Türkiye’nin bu topraklardaki pozisyonunu çok daha güçlendirilmesini; Suriye halklarının ve de yönetimlerinin kazanımlarının heba edilmemesinin zorunlu gerekçesidir diyoruz. Aksi halde Suriye tekrar iç karışıklıklarla, iç savaşlarla karşı karşıya kalabilecektir diye düşünmekteyiz.

İslam medeniyetinin yeniden ihya ve inşasında önümüzdeki zaman ve mekân diliminde; dört kapının entegrasyonu ile güç birliği sağlanarak üç kıtanın bütünlüğü ile yedi denizin birbirine kavuşması asla bir hayal, bir ütopya olmayacak; Allah’ın izni, keremi ile İslam medeniyeti insanlığın baharına yeniden ifratsız ve ifsatsız olarak, sade ve samimi bir hayat tarzı ile doğacaktır ümit ve temennisi ile Allah’a hamdü sena ile Nebiyine ve âline salat ediyoruz.

Vesselam!

SM Şazeli Çüğen

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya