“Eski dünya ikindi vaktini yaşıyor.
Güneş batmak üzere. Sonra karanlık çökecek yeryüzüne…”
Mevcut dünya düzeni çöküşü yaşıyor. 2. Dünya savışı öncesi şartlarının oluştuğu günümüz dünyasında, güçlü olanın hakkı olmayanı aldığı, uluslararası kuralların hiçe sayıldığı, dünyayı yeniden paylaşma hırsının ayyuka çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Bugün devletler sınırsız silahlanıyor, ittifaklar dağılıyor. Düzenin yerini kaos almış durumda. Artık kimse kimseye güvenmiyor, kimse güvende hissetmiyor. Elbette bu duruma bir dizi gelişmenin yaşandığı bir sürecin sonunda gelindi.
I-) DÜZENİN ÇÖKMESİNİN NEDENLERİ
1-) EKONOMİK DÜZENİN ÇÖKMESİ
Hali hazırda ABD ödeyemeyeceği kadar borçlanmış durumda. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'nin toplam borcu 38 trilyon doları aşmış bulunuyor. Bu sadece meblağın büyüklüğü açısından değil, bu borcun faiz ödemeleri açısından da büyük bir sorun oluşturuyor. ABD borçları için yıllık 1,5 trilyon dolar ödemek zorunda.
Öyle ki dünyada bugüne kadar çıkarılmış bütün altınlar 187.000 ton, değeri ise 35 trilyon dolar ediyor. Yani dünyadaki tüm altınlar toplansa, ABD’nin 38 trilyon doları aşan borcunu ve faizini ödemeye yetmiyor.
Bu durum Amerikan ekonomisi kadar, dünya ekonomileri için de çözülemez bir sorun halini almış durumda. Dünya ekonomileri alarm veriyor.
Peki bu duruma nasıl gelindi, Amerika nasıl ödeyemeyeceği kadar borçlandı?
BRETTON WOODS SİSTEMİ
1944 yılında II. Dünya Savaşı sona ererken, küresel ekonomiyi yeniden inşa etmek, finansal istikrarı sağlamak ve bu arada Amerika’yı küresel ekonominin merkezi yapmak amacıyla, bir uluslararası para yönetim sistemi kuruldu.
44 Ülkenin katılımıyla kurulan ABD'nin Bretton Woods kasabasında imzalandığı için bu kasabanın adıyla anılan bu sistem, dünya ekonomisinin kurallarını, etkileri günümüze kadar sürecek şekilde kökten değiştirdi. Bu sistemle;
-
Sistemin merkezinde yer alan ABD dolarının değeri altına sabitlendi ve 35 $ = 1 Ons Altın olarak belirlendi. ABD diğer ülkelere, ellerindeki dolarları istedikleri an, bu fiyattan altına çevirme garantisi verdi
-
Diğer tüm ülkeler de kendi para birimlerini altına değil, doğrudan ABD dolarına endekslediler. Bu sayede döviz kurları sabitlendi ve kur riski yaşanmadan ticaret yapıldı.
-
Ayrıca, dünya ekonomisini kontrol etmek için bugün hala dünyayı yöneten iki kurum olan, IMF (Uluslararası Para Fonu) ve World Bank (Dünya Bankası) kuruldu.
BRETTON WOODS’UN ÇÖKÜŞÜ
Doları dünyanın "rezerv parası" yapan ve küresel finansın kurallarını belirleyen Bretton Woods sistemi, bir süre sorunsuz ilerlese de 70'lerin başında yaşanan ekonomik türbülanslar sonucunda resmen çöktü.
Nixon Şoku (15 Ağustos 1971)
ABD, Vietnam Savaşı ve sosyal harcamalar nedeniyle, elindeki altın rezervlerinden çok daha fazla dolar bastığı için, diğer ülkelerin dolarlarını altına çevirme talebini karşılayamaz hale geldi.
Dönemin ABD Başkanı Nixon 1971'de, doların altına endekslenmesini tek taraflı olarak durdurduğunu açıkladı. Böylece kağıt paraların altınla bağı tamamen koptu, ülkeler dolara olan güvenlerini kaybettiler.
Bretton Woods sisteminin çöküşü, bugünün dünyasını etkileyecek izler bıraktı. Sistem çöktüğünde, para birimleri artık hiçbir şeye (altın, gümüş vb.) endeksli olmayan “İtibari Para” haline geldi. Bu durum, merkez bankalarına sınırsız para basma gücü verdi ve günümüzdeki küresel borç stokunun ve sürekli enflasyonun ana sebebini oluşturdu.
PETRODOLAR SİSTEMİ
Bretton Woods çöktükten sonra ABD, doların dünyadaki hakimiyetini (rezerv para statüsünü) koruyabilmek için stratejik bir hamleyle doları, o gün dünyanın en kritik emtiası olan Petrole bağladı.
1974 yılında, Bretton Woods'un enkazı üzerinde, ABD ve Suudi Arabistan arasında yapılan anlaşmayla;
-
OPEC lideri Suudi Arabistan, tüm petrol satışlarını sadece ABD Doları üzerinden yapmayı ve kazandığı ihtiyaç fazlası Petrodoları tekrar ABD devlet tahvillerine yatırmayı kabul etti.
-
ABD, karşılığında Suudi Arabistan'a askeri koruma, silah satışı ve teknolojik destek garantisi verdi.
Yeni sistem, ABD ekonomisi için muazzam bir avantaj oluşturdu. Bu sayede dolara olan küresel talep yapay olarak yüksek kalırken, ABD devasa bütçe açıkları vermesine rağmen, dünya dolara mecbur olduğu için, iflas etmeden borçlanmaya devam edebildi.
PETRODOLAR SİSTEMİ DE ÇÖKÜYOR
Ancak son yıllarda Bretton Woods'un çöküşüne benzer bir sarsıntı, Petrodolar cephesinde de yaşanıyor. Pek çok gelişme sistemin altını oymuş durumda.
-
Çin ve Rusya, kendi aralarındaki ticarette doları devreden çıkarıp, yerel para birimlerine (Yuan/Ruble) geçtiler.
-
Suudi Arabistan, tarihte ilk kez, Çin'e yapılan petrol satışlarında Yuan kabul edeceğini açıkladı.
-
BRICS+ Bloğu, dolara bağımlılığı azaltmak için, yeni bir ortak para birimi veya dijital ödeme sistemini devreye almak üzere.
Tüm bu gelişmeler, dünyada doların rezerv para olma statüsüne son verecek nitelikte. Bu ise Amerika’nın iflası anlamına geliyor.
2-) DÜNYADAKİ GÜÇ DENGESİNİN DEĞİŞMESİ / ÇOK KUTUPLULUK
2. Dünya savaşı sonrası ABD ve Sovyetler Birliğinin öncülüğünde önce iki kutuplu, 90’ların başında Sovyetlerin dağılmasının ardından ise tek kutuplu dönemleri yaşayan dünya, bugün yükselen yeni güçlerle, çok kutuplu bir döneme girmiş durumda.
Çin ekonomik ve askeri olarak hızla yükselirken, Rusya ve Hindistan diğer önemli güç odakları olmayı sürdürüyor.
Öte yandan, Brezilya, Türkiye, Pakistan gibi ülkeler, yükselen orta güçteki devletler olarak dikkat çekiyor.
AB, BRICS gibi ittifaklar, küresel düzeyde söz sahibi olma iddiasını sürdürüyor.
Dünyada çok kutupluluğu engelleyemeyen ABD, hegemonik liderlikten, rekabetçi pozisyona çekilmiş durumda. ABD Doğudan güvenli şekilde çekilirken, Batıda kendine yeni sömürgeler inşa ediyor.
Çin, ekonomik hegemonya kurmanın peşinde, enerjisini kavgayla harcamıyor.
İttifaklar dağılıyor ve yenileri kuruluyor. Çok kutupluluk esasen, hiçbir aktörün tek başına dünya egemenliği kuramadığı, bunun için küresel ya da bölgesel çapta ittifaklara ihtiyaç duyduğu, başka devletlerle çıkar birliktelikleri yapmak zorunda olduğu bir dönemi ifade ediyor.
Düzenin çöküşünün asıl nedeni ise dünyadaki mevcut hegemonik paylaşımın, bugünkü güç dengesiyle uyumlu olmamasıdır. Yükselen güçler, mevcut paylaşım düzenine şiddetle itiraz ediyor ve kartların yeniden dağıtılmasını istiyor.
3-) ULUSALCI – KÜRESELCİ KAVGASI / SERMAYENİN DOĞUYA (ÇİN’E) TAŞINMASI
Dünyada özellikle Amerika merkezli yaşanan Ulusalcı-Küreselci çatışmasının bir sonucu olarak Küreselciler, yeni bir düzen kurmak için son 30 yılda, dünya ticareti ve sermayesinin merkezini Batıdan Doğuya kaydırdılar.
Küresel ekonominin ağırlık merkezinin ve özellikle ABD-Çin rekabetindeki dengelerin değiştiği bu süreçte, Çin'in dünya pazarındaki payı giderek yükseliyor. 1990'da % 2 olan bu payın, 2026’da % 25’e ulaşacağı öngörülüyor.
Ayrıca Japonya, Güney Kore, Hindistan, Endonezya, Malezya gibi bölge ülkeleri bugün dünya ekonomisinde % 30'luk bir paya sahip. Dünya ekonomisinin % 55'i artık Doğuda yer alıyor ve ticaret ve sermaye dünyada Batıdan Doğuya kaymaya devam ediyor.
Esasen, dünyada sermayeyle birlikte emperyalizmde de eksen kayması yaşanıyor, klasik sömürgecilik yön ve şekil değiştiriyor. Neo-emperyalizm sahne alıyor. Neo-emperyalizm, ülkelerin askeri güç ve işgallerle değil, siyasi ve ekonomik bağımlılık ve tek sisteme entegrasyonuyla kurulacak yeni bir sömürü düzenini inşa ediyor.
4-) ULUSLARIN UYANIŞI – MİLLİYETÇİLİĞİN GÜÇLENMESİ
Milliyetçilik dünya çapında yükseliyor, bağımsızlıkçı ulusal politikalar güç kazanıyor. Özellikle Afrika ve Asya’daki sömürge ülkelerinde bağımsızlık yanlısı hareketlerin güçlenmesi, milliyetçi liderlerin iktidara gelmesi, Batılı devletleri bu alanlardan çekilmek zorunda bıraktı. Askeri işgallerle sömürge düzenini ayakta tutma dönemi sona eriyor.
II-) SİLAHLANMA YARIŞI
Trump’ın NATO’yu mali açıdan zorlaması ve güvenlik desteğini çekmekle tehdit etmesi sonrasında, AB hızlı bir silahlanma süreci başlattı.
Avrupa’nın savunmasını güçlendirmeyi ve bu alanda kendi kendine yetebilmeyi amaçlayan AB’nin yeni güvenlik stratejisiyle, “ReArm Europe” (Avrupa’yı Yeniden Silahlandır) planı üzerinden, 2030 yılına kadar, 800 milyar avro kaynak oluşturulması kabul edildi.
Öte yandan, 2. Dünya savaşı sonrası askeri yapılanması kısıtlanan Almanya, ülkenin yeniden silahlanması için “Bazuka” adı verilen devasa bir yatırım planını Federal Mecliste onayladı. Plan savunma harcamaları için 500 milyar avro tutarında bir fonun oluşturulmasını öngörüyor.
Dünyanın gördüğü 2 büyük savaş, bu tür kaos ortamlarında ve Avrupa merkezli olarak çıkmıştır. Bu konuda özellikle Almanya’nın sabıkasının kabarık olduğunu belirtmek gerekir.
Japonya, 2. Dünya savaşı sonrası silahlanma yasağı getiren anayasa maddesini kaldırdı ve hızla silahlanıyor.
Nükleer silahların sınırlandırılması anlaşması sona erdi ve ABD ile Rusya bu anlaşmayı uzatmadılar.
Askeri harcamalardaki artış, kontrolsüz bir silahlanma yarışı, farklı risk ve tehdit algıları ve karşılıklı meydan okumalarla, dünyanın bir sıcak çatışmanın eşiğine gelme riskini artırmış durumda. İki kutuplu sistemde var olan dengeleyici kontrol mekanizması, çok kutuplu bir yapıda yerini, kontrolsüz ve öngörülemez bir ortama bıraktı.
Herkes bilir, masada silah varsa patlar. Ve silahın patlayacağı gün uzak görünmüyor.
III-) TRUMP’IN KARŞI HAMLELERİ
Tüm bu gelişmeler, ABD’yi agresif politikalar izlemeye itiyor. Amerika, borçla sürdürdüğü sanal refahını kaybetmemek için, askeri güç kullanarak yeni emperyal hamlelere girişiyor.
Başkan Trump, iflas etmekte olan Amerikan ekonomisini düze çıkarabilmek için, özellikle 2. döneminde radikal girişimlerde bulundu.
Trump öncelikle, diğer ülkelerle yapılan ticareti Amerika lehine çevirebilmek için, gümrük vergilerini fahiş şekilde artırdı.
Düşük üretim maliyetleri nedeniyle üretimlerini Çin’e kaydıran büyük Amerikan şirketlerini ABD’ye dönmek zorunda bıraktı.
Özellikle Körfez ülkelerinden, koruma adı altında, büyük miktarlarda finansman (haraç) sağladı.
Amerika’nın Doğu yarım küreden çekileceğini açıklayan Trump, Batı’da özellikle Güney Amerika’yı kendi sahası ilan ederek, Venezuella gibi yeni ve zahmetsiz sömürgeler edinmeye başladı.
Tüm bu girişimler Amerikan ekonomisini düze çıkarmaya yetmiş gözükmüyor. Bu çöküşten kurtulmak için küresel çaplı bir savaş çıkarmak ABD için ciddi bir seçenek haline gelmiş durumda.
Öte yandan, küresel çıkarları için Çin’le mücadeleye hazırlanan ABD, mevcut düzenden nemalanan Batılı müttefiklerini yanında olmaya zorluyor.
Uzak Doğu’da ise en büyük müttefiki Japonya. ABD uzun süredir Japonya’nın silahlanmasına destek veriyor.
Esasen Amerika, bu küresel mücadelede Rusya ve Hindistan’ı da yanında görmek istiyor. Rusya’yı daha fazla Çin’e itmemek için ilişkileri yumuşatan Amerika, Hindistan’ı ise Çin’le ilişkilerinden dolayı uyarıyor.
Çin ise Rusya, Kuzey Kore, İran ve diğer komünist rejimlerle yakın durmaya çalışıyor.
Çok uzak olmadığını hemen herkesin kabul ettiği 3. dünya savaşı öncesinde saflar netleşiyor.
IV-) YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA ZORUNLULUKLARI
AKTİF TARAFSIZLIK POLİTİKASI
Türkiye'nin dış politika vizyonu, kendine "bağımsız bir merkez" inşa etmeye yönelmeli, hiçbir bloğa (Batı veya Doğu) bağımlı olmamayı esas almalıdır.
Türkiye artık kendi oyun planını kuran bir "merkez güç" olma stratejisi izlemelidir. ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmeden, Batı ile olan bağlarını koruyup, Doğu’nun (BRICS+, Çin, Rusya) sunduğu yeni fırsatları ustalıkla kullanabilmelidir.
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki kavgada bir taraf seçmeden, her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu "vazgeçilmez durak" olabilmelidir.
SAVAŞIN TARAFI OLMAMAK
Olası bir savaşın Türkiye’yi de etkileyeceği muhakkaktır. Daha öncesinde olduğu gibi taraflar Türkiye’yi yanlarında yer almaya zorlayacak hatta mecbur bırakma girişiminde bulunacaklardır. Ancak böylesi bir durumda Türkiye doğrudan bir saldırıya maruz kalmadığı sürece, savaştan uzak durmalı, savaşın taraflarından biri olmamalıdır.
Savaşların kazananı olmaz, az kaybedeni olur. Velev ki kazanan tarafta olsa bile Türkiye’nin fiilen savaşa girmesi, tüm kazanımlarını riske atar ve ülkeyi onlarca yıl geriye götürür. Savaş sonrasında en sağlam ayakta olanlar, savaşın en uzağında duranlar olacaktır.
Öte yandan, Amerika’nın güvenlik şemsiyesinden mahrum kalan Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde ihtiyaç duyduğu Türkiye’yi Rusya’ya karşı ikame etme niyet ve çabalarına koşulsuz karşı durulmalıdır. Türkiye, Avrupa’nın uç beyi, ikame ülkesi olamaz, olmamalıdır.
HİNTERLANDI KONSOLİDE ETMEK
İttifakların kaçınılmaz olduğu yeni dönemde Türkiye, Balkanlar, Kuzey Afrika, Ön Asya ve Orta Asya ile sadece coğrafi değil, tarihsel, kültürel ve inanç bağları olduğunu hatırlamalı, bu perspektif üzerinden politikalar geliştirmelidir.
MÜSLÜMAN DEVLETLER
Türkiye yıllardır ihmal edilen, görmezden gelinen hatta özellikle uzak durulan, Müslüman devletlerle süratle yakın ilişkiler geliştirmelidir. Müslüman devletlere karşı geçmişin ön yargıları kırılmalı, Osmanlı bakiyesi travmalar yıkılmalıdır. Bugüne kadar Batının soktuğu fitne üzerine kurulan politikalar, taraflara da zarar vermiş, ayrıştırmış, güven kaybına yol açmıştır. Bugünün politikaları, bugünün gerçeklikleri üzerinden kurgulanmalıdır. Bölge ülkeleri sorunlarını kendi aralarında çözebilmeli, emperyalist müdahalelere fırsat verilmemelidir.
Türkiye Müslüman ülkelerle olan ilişkilerinde üstenci politika izlememeli, kazan-kazan ilişkisi kurulmalıdır. Türkiye’nin teknolojik üstünlüğü, yönetimsel avantajları ile körfez sermayesinin bir araya gelmesi son derece önemlidir. Körfez sermayesinden en az Batının faydalandığı kadar Türkiye de faydalanmalıdır. Bölge ülkeleriyle ekonomik, siyasi ve askeri ittifaklar süratle tesis edilmeli, mevcutlar kuvvetlendirilerek ileri taşınmalıdır. Bölgenin güvenlik şemsiyesi bölge ülkeleriyle birlikte oluşturulmalıdır.
TÜRK DEVLETLERİ
Türk Devletlerinin ortak çatısı olan Türk Birliği’nde siyasi ve ekonomik entegrasyona gidilmeli, ayrıca askeri yapılanma süratle hayata geçirilmelidir. Türkiye Türk NATO’sunun kuruluşuna öncülük etmelidir.
Savaşın ayak seslerinin duyulduğu bu dönemde, Balkan Paktı, Kuzey Afrika Paktı, Ön Asya Paktı, Orta Asya Paktı, Uzak Asya Paktı gibi saldırmazlık garantisi sağlayacak ve 3. ülkelere karşı askeri güç oluşturacak yapılar tesis edilmelidir.
Türkiye tek başına değil, bir blok lideri olmakla masada güç kazanacaktır. Bu nedenle hinterlandını konsolide etmek zorundadır. Bu konsolidasyonun desteği, Türkiye’nin küresel karar vericiler masasına oturmasına önemli katkılar sağlayacaktır.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Yaşanan gelişmeler Amerika’nın hızlı bir çöküşe girdiğini gösteriyor. Sistemin üzerine bina edildiği merkez ülke ile birlikte küresel sistemin de çökmesi kaçınılmazdır. Tarih bize yeni düzenlerin kanla kurulduğunu söyler. Yeni dünya düzeni de uzun, kanlı ve sancılı bir süreç sonunda doğacak.
Türkiye kurulacak bu yeni dünya düzenine her açıdan hazırlıklı olmalı, fırsatları ve riskleri doğru ve zamanında analiz edebilmelidir.
Türkiye artık Osmanlıcılık, Türkçülük ya da İslamcılık gibi üç temel kulvarı ayrıştıran değil, bugünün bilgisi ile konjonktüre uygun, stratejik akıl temelli dış politika üretmelidir.
En önemlisi, Türkiye yeni dünya düzeninin başat aktörlerinden biri olma stratejisiyle, Doğu ya da Batı’ya bağımlı olmadan, aktif tarafsızlık politikasını ısrarla sürdürmelidir.