GÜLCİHAN SULTAN
MAKALE
Paylaş
07.09.2026 11:42
1.406 okunma
Ali Akça

Gülcihan Hatun, bu dünyada bir sultan gibi yaşadı; asaletiyle, sabrıyla, evlatlarına bağladığı ömrüyle bir abide gibi durdu. Ancak evladının, o profesör oğlunun acı kaybına bağrı ancak altı hafta kadar dayanabildi. Dilinde kelime-i şehadetle Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Peki kader dediğimiz şey; yalnızca rüzgârın önünde savrulmak değil, düşüncelerimizin eyleme geçmesi, kararlarımızın ve sorumluluklarımızın geleceğimizi adım adım inşa etmesi değil midir?

Gülcihan Anne’nin hayatı, Niksar’ın Başçiftlik yaylasında başlayıp oradan Reşadiye’ye uzanan, dağların serinliği ve yayla havasıyla yoğrulmuş o katıksız Anadolu coğrafyasında şekillendi. Reşadiye’de kurulan mütevazı ama huzurlu dünya, hayatın en sert yüzünü erken gösterdi. Eşini henüz 48 yaşındayken ani bir kalp kriziyle kaybetti. Büyük oğlu evliydi; beş çocukla hayata tutunmaya çalıştı.

Çok geçmeden büyük kızı da evlendi. Böylece ailenin iki büyük çocuğu, abi ve büyük kız, başka şehirlere giderek kendi yuvalarını kurdular. O zor günlerde, üç kızdan ortancası olan abla Ankara’da üniversiteyi bitirir bitirmez tereddüt etmeden elini taşın altına koydu.

Oysa babası hayattayken onu hep “Benim profesör kızım…” diye sever, bağrına basardı.

Fakat o, babasının bu sevgisini ve vasiyetini kendi istikbalinde değil, kardeşlerinin geleceğinde yaşatmayı seçti. İki küçük kardeşini yanına aldı, ardından annesini de getirerek Ankara’da mütevazı bir evin kapısını açtı. Kendisi evlenmedi; kardeşlerinin asistan olmasından akademide yükselmelerine kadar kendi kariyerinden, gençliğinden ve hayallerinden feragat etti. Babasının o özlemini kardeşlerinin omzunda yükseltti.

Biri felsefe alanında kıymetli çalışmalarla yoluna devam eden Prof. Dr. Songül Demir, diğeri Türkiye’nin yetiştirdiği önemli ilahiyatçılardan birine dönüşen Prof. Dr. Hilmi Demir oldu.

Nitekim Hilmi Hoca, 2020 yılının Dünya Kadınlar Günü’nde bu büyük vefayı şu cümlelerle dile getirecekti:

“Hayatımda üç kadın oldu; biri anam, 48 yaşında dul kaldı, bir gün duası ve gölgesi eksik olmadı. Biri ablam, babalık yaptı; çalıştı, yedirdi, okuttu. Biri kara gözlü yârim; anama, üç oğluma ve bana yarenlik yaptı. Anladım ki kadın eve sığmayan bir koca dünya imiş…”

Aradan yıllar geçti.

Hilmi Hoca, yıllar içinde yalnızca ailesinin değil, ülkesinin meselelerine de kafa yoran bir akademisyen oldu. Dini radikalizm, Selefilik ve DAEŞ gibi memleketin milli emniyetini ilgilendiren kritik konularda ulusal ve uluslararası derin çalışmalar yaptı. Evlendi, üç evlat yetiştirdi; ilmiyle, duruşuyla Türkiye’de tanınmış, hürmet gören bir profesör haline geldi. Gülcihan Anne uzun bir süre Çorum’da akademisyenlik yapan oğlunun yanında yaşadı. Çalışmaları Hocamı Ankara’ya, TOBB Üniversitesi’ne taşıdı; Tarih Bölümü Başkanlığı yaptı, TEPAV’da Ortadoğu Araştırma Direktörlüğünü üstlendi. Gülcihan Anne de onlarla birlikte Ankara’ya gelerek oğlunun ailesiyle yaşamayı sürdürdü.

Gülcihan Anne, 98 yıllık asırlık ömründe evladının bu başarısıyla gururlanan şefkatli bir gölge olarak her daim yanlarındaydı.

Gülcihan Anne için kader, yıllar önce başladığı o acı noktaya bir kez daha döndü.

Hilmi Hoca, bir gün kalp krizi teşhisiyle by-pass ameliyatına alındı ve 57 yaşında bir daha gözlerini açamadı. Dedesini 48 yaşında kaybedip henüz 10 yaşında yetim kalan babasının da benzer yaşlarda aynı illetle aramızdan ayrıldığı haberi eve ulaştığında, 11 yaşındaki en küçük oğlu nesiller boyu üzerlerine çöken bu acıya isyan edercesine feryat ediyordu:

“Bu hep böyle mi olacak, böyle yaşamak zorunda mıyız?..”

Sadece o küçük yürek değil, Gülcihan Anne de gözü gibi sakındığı, üzerine titrediği evladının acısını yaşamak zorunda kaldı.

İlerleyen yaşına ve bitkinliğine rağmen cenaze törenine katıldı; geleneklerimizin gereği kırkında evladının hayrı için duadaydı.

Ancak gücü günden güne tükendi.

Oğlunun bu kadar genç gitmesi, kendisinin ise ömrünün sonuna yaklaşmış olması ruhunda derin fırtınalar kopardı. Her gün gözyaşı döktü. Bazen gözleri dalıyor, "Hilmi’m geçen hafta geldi, tam karşıma oturdu... ‘Anne, birkaç günlük işim var, döndüğümüzde seni gezdireceğim’ dedi" diye fısıldıyordu. Ardından, "Yavrum gitti..." diye ağlıyor, evladının peşinden gitmek istiyordu.

Haftalar sonra, bir gün odasından bir ses yükseldi:

“Oğlum yerimi hazırlamış, ‘Gel ana’ diyor...”

Ve bir cuma akşamı, dilinde kelime-i şehadetle, emanetini sahibine teslim ederek Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Evladının davetine icabet etti, vuslata erdi. Şimdi ana oğul; Ahi mesut Söğüt Camii’nin hemen ötesinde, Elvanköy Mezarlığı’nın girişinden şehitler mezarlığına doğru yükselen o sessiz yolun iki yanında yatıyorlar...

Sanki kader, bu dünyada birbirine doyamayan o canları ebediyet kapısında da ayırmaya kıyamamış gibi...

Yolun bir tarafında ömrünü memleketin irfanına adamış o profesör evlat, hemen karşısında ise “Gel ana” diyen kuzusunun sesini takip edip yanına koşan Gülcihan Sultan...

Gece olup rüzgâr Elvanköy’ün selvileri arasından esip geçtiğinde, o yol artık iki mezarın arası değil; bir anayla oğulun ebedi fısıltısına, vuslatına dönüşüyor.

Ölüm dedikleri ölünceye dek değil mi zaten? Burada yaşamak sandığımız bu düşün gerçeğini öbür dünyada yaşamayacak mıyız? Bu bizim kendi ölümümüz sanki; bize geldiği zaman da işte böyle gelecek...

Soracaksınız; bütün bu adanmışlığın, çekilen sessiz çilelerin ve Elvanköy’deki o iki mezarın ortasında ben neredeyim?

Ben; iki kardeşine destek olmak için hemen işe başlayan, aileyi toparlayan o yüce gönüllü, değerli ablanın eşiyim.

Otuz yıl önce tanışıp, sonrasında evliliğimize ilk adımı atarken, o vakitler gencecik bir akademisyen olan Hilmi Hoca’nın kıydığı dini nikâhla bu ailenin bir parçası oldum.

Ben Hilmi Hocamı kardeşten de öte, Gül nefesli Gülcihan Annemi ise bir yeryüzü meleği olarak bildim. Hani bir şiirimde anneler için şöyle demiştim ya:

“Islanır ayakları ırmağında cennetin,

Bir huzur havuzudur sinesi annelerin.”

Şimdi Gülcihan Annemizin o şefkat sinesini Hakk’a uğurluyoruz.

Rahmeti rahmana kavuşan Prof. Dr. Hilmi Demir Hocamızın ardından ise sadece bir canı değil; ilmiyle, duruşuyla bir nesle kılavuzluk eden fikri bir çınarı, büyük bir birikimi uğurladığımızı biliyoruz.

Rabbim, Gülcihan Annemizi ve Kıymetli Hocamızı fani âlemin ötesindeki o sonsuz, ışıklı ve büyülü vuslatlarında rahmetiyle sarmalasın.

Ruhları cennetin en derin katlarında, Elvanköy’ün selvilerine düşen fısıltılar gibi ebediyen yan yana olsun.

Geride kalan bizlere ise onların bıraktığı bu aziz hatırayı vefayla taşıyacak hayırlı, huzurlu ve anlamlı bir ömür ihsan eylesin.

Ali AKÇA

aliakca2009@hotmail.com

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Hazine Bakanlığı’nda 38 yıl çalışıp 2023 yılında emekli oldu. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya