Herkesin bir Nevruz’u olmalı; önce dirilişe, sonra çiçeğe durduğu... İster kelebeğin ateşe kanatlanışı olsun ister özlemin yangın yerine dönüştüğü ne fark eder. Emekle yoğrulur, vefayla büyür; "vicdan" dedik-çe ürperir. Onu sadece baharın gelişi olarak düşünmek eksiklik olur. Nevruz, sadece Demirci Kawa'nın yaktığı bir meşale değil; İbrahim'in atıldığı nar, yangın yerine dönen bir sevdanın kavrulmuş yüreğidir. Gönüllerde tutuşan bir yangın yeridir o. Bilirsen kardeşliktir, dayanışmadır; düşene el uzatmak, her dirilişe "Bismillah" diyerek tanıklık etmektir.' diyecektir. Toprağın yağmurla can bulması gibi, herkesin bir Nevruz’u vardır: Kimi için dua, kimi için yaşam, kimi için dertten kurtuluştur. Mahpushane duvarlarında dikenleri arasında açan kaktüs çiçeği gibi; zor zamanlarda diriliştir. Özgürlüğün bayramı, zincirlerin kırılışı, ateşin üzerinden atlayan çocukların neşesi, doğanın yeniden uyanışıdır...
Mesala bir destandır: Ergenekon’da. zindanlardan özgürlüğün, yüreklerin kıpır kıpır atışının adıdır..
Bir başlangıçtır, bir "Bismillah"tır.
Nevruz direniştir, köklere sıkı sıkıya sarılmaktır. Dimdik durmak, boyun eğmemek, yüreğini yüreklerle birleştirerek adım adım mevsimlere dönüşmektir. Bir bakmışsın Anka kuşu ya da insanın yeniden inşasına bir delildir. Unutma: Nevruz artık Zap suyu Karadeniz'e dökülen Sakarya'dır. Ya sizce...?