Toplumumuzda uyuşturucu kullanımı çocuk yaşlara kadar indi; 13–15 yaşlarında dumanla başlayan yolculuk, 16–17’de silahın soğuk metaline uzanıyor. Bu gidiş, bir uçurumun kenarında yürüyen neslimizin adımlarıdır.
Televizyon dizileri ve bazı müzikler, gençlerin hayallerine zehirli bir parıltı serpiyor. Rol model diye seçilen yüzler, aslında karanlığın maskeleri. Taklit edilen hayatlar, birer gölge gibi gençlerin üzerine düşüyor.
Uyuşturucunun en masumu görünen tütün, içinde yüzlerce zehir saklayan bir kapıdır. Ardından nargile, alkol, esrar, bonzai ve eroin gelir. Bir zincir gibi birbirine eklenir. Aileler, çocuklarını bu illetten koruyamaz hale gelmiştir. Her yıl sayısız yuva dağılıyor, sokaklar iğnelerin sessiz çığlığıyla yankılanıyor. Her bir yankı çarptığı yeri darmadağın ediyor.
Silahlanma ise başka bir karanlık. Henüz 15–16 yaşında, internetten bir silaha ulaşan genç, elinde pimi çekilmiş bir bomba taşıyor. Birden fazla silah sahibi olanların varlığı, sokaklarda etrafa korku salıyor. Otomatik tüfeklerle yapılan avcılık, doğada katliamın adı oluyor.
Normal vatandaşa verilen yılda bin fişeklik izinler, düğünlerde ve asker uğurlamalarında meydanlarda patlıyor. Duyarlı vatandaşlarımız silahlanmaya dur demektedir. Fakat bu işin ticaretine kaçmak, her yıl silahlı ölümlerin çoğalma-sına sebebiyet vermektedir.
Sokakta rastgele silah taşıyanların varlığı, sosyal hayatta toplumda paniğe sebep olmaktadır. Beklentimiz, silah sahibi olmak isteyenlerin—av tüfeği dâhil—yasalarca geçerli olmazsa olmaz bir sebebi olanlar dışında, yaş sınırının 25’e çıkarılması ve şartların ciddi oranda arttırılmasıdır. Ve cezaların caydırıcı bir tarafının olması gereklidir.
Eğitime hiç girmeyeceğim; lise mezunlarının çoğu dört işlemi bilmiyor...