Gün batımına karşı oturmuş, o şaheser manzarayı seyrediyorlardı. Arkadaşı, gün boyunca yaşadıklarının artık geride kalmasının ve umutlarının, belki de hayallerinin gerçekleşmemesinin verdiği hayıflanmayla derin bir iç çekti.
— Of… Bugün de bitti ya, dedi.
Sonra arkadaşına, sanki ondan bir teselli umarcasına baktı.
Arkadaşı gülümsedi:
— Hayrola? Bu manzaraya bakmak ve şu an burada olmak için kim bilir ne kadar çok insan vardır. Ama sen bunun tadını çıkaracağına derin derin hüzünlere dalıyorsun. Güneş batarken sen de kendini çıkmaz üzüntü girdaplarına batırıyorsun.
— Doğru diyorsun. Şu an manzara gerçekten büyüleyici bir güzellikte. İnsan kendini apayrı bir gizemin içinde bularak farklı duygular yaşayabilir, umutlara ve hayallere dalabilir, ruhunu burada arındırabilir.
— Eee nedir seni böyle hüzünlendiren mesele?
Bir anda ne diyeceğini bilemez hâle geldi. Kekelemeye başladı. Yavaş yavaş kendini zorlarcasına konuşmaya başladı.
— Bilmiyorum… Bak güneşin batımıyla birlikte karanlıklara girdik. Karanlık, belirsizlik demek. Önümüzü görememek, umutlarımızın, hayallerimizin ve yapmak istediklerimizin gerçekleşip gerçekleşmemesini bilememek… En önemlisi de aydınlığın, gündüzün geceye geçmesi. İşte bu beni korkutuyor.
— Bunun nesi var insanı korkutacak? Her gün güneş doğuyor, her gün batıyor. Her sabah hayat yeniden başlıyor. Akşam olduğunda sadece hayata kısa bir ara veriyoruz. Hayata, kendimize. Böylece bir dinlenme, bir yenilenme fırsatı yakalıyoruz. Sonra sabah oluyor, yeniden uyanıyor ve hayata kaldığımız yerden devam ediyoruz.
— İşte, asıl mesele de burası.
— Nasıl yani?
— Yeniden başladığımızda dün bıraktığımız yerden mi başlayacağız? Bütün birikimlerimiz, tecrübelerimiz ne olacak? Yoksa bunların hepsini kaybedip sıfırdan mı başlayacağız? Dün yarım kalan işlerimiz sonlanmadan bitecek tekrar tekrar yeniden mi başlayacağız? Bu karanlık gecenin sabahında beni ne bekliyor? Hayata yeniden nereden ve nasıl başlayacağız? İşte beni korkutan bu.
Arkadaşı bir süre sustu. Sonra sakin bir ses tonuyla sordu:
— Evet, dediklerinden endişelerini ve korkularını anlıyorum. Geleceğin nasıl olacağıyla ilgili çok korkuların var. Peki, seni bunların içinde asıl korkutan nedir?
— İşte bu korkuyla yüzleşmek. Evet, biliyorum; sabah olacak ve yeniden başlayacağım. Ama sen hiç korkmuyor musun? Sen hiç ürkmüyor musun sabahın sana ne getireceğinden?
— Korkunun sebebini şimdi anladım. Gelecekten endişeleniyorsun. Ümitlerinin ve hayallerinin gerçekleşip gerçekleşmemesinden korkuyorsun. Öyle mi?
— Evet. Sen hiç endişelenmiyor musun?
— Hayır desem yalan olur. Elbette ben de endişeleniyorum. Ama senin kadar korkmuyorum.
— Neden?
— Çünkü bugüne kadar çok şey gördüm ve yaşadım. Bazen hayallerim gerçekleşmedi. Çok hayal kırıklıkları yaşadım. Şunu fark ettim: Yaşadığım bütün olumsuzlukların ardından, hayat bana yeni kapılar açtı. Bazen kaybettiğimi sandığım şeylerin yerine hiç beklemediğim güzellikler geldi. Bu sebeple hayatımda tekrar, tekrar yeniden başladım. Her yeni başlangıç, beraberinde yeni bir umut ve yeni bir hayal getirdi. Anladım ki, insanın yüreğinde her zaman bir umut olacakmış ve bu da zaten içinde varmış.
Arkadaşına imrenerek baktı. Mahcup bir şekilde başını eğdi.
— Ne güzel. Dedi ve suçluluk içinde devam etti. Sen endişelerini ve korkularını atabiliyorsun. Ama ben atamıyorum. Her gün, her sabah “Acaba ne olacak?” diye tedirginlikle yataktan kalkıyorum.
Arkadaşı ona dikkatle baktı. Şefkatli ve bir şey öğretecek edasıyla şöyle dedi:
— Sen hiç gece başını yastığa koyduktan sonra “Bugün ben ne yaptım?” diye düşündün mü?
Beklemediği bu soru karşısında çok şaşırdı.
— Anlayamadım. Ne demek istiyorsun?
Arkadaşı sesini daha da ciddileştirdi ama sesini yumuşattı.
— Hazreti Ömer’in yaptığı gibi sen de günün sonunda kendi muhasebeni yapmayı hiç düşündün mü? İnsan, gece yatağa yattığında kendisine şu soruları sormalı:
“Bugün ben insanlık için ve Allah için ne yaptım?”
“Bugün yapmaya karar verdiğim şeyleri uyguladım mı?”
“Bugün güzel işler yaptım mı?”
İşte insan, başını yastığa koyduğunda bu sorulara vereceği cevaplarla kendi muhasebesini yapmalı.
Eğer akşam “Bugün elimden geleni yaptım. İnsanlık için, Allah için güzel işler yapmaya çalıştım.” diyebiliyorsak, işte o zaman daha rahat ve huzurlu bir uyku çekebiliriz.
Üstelik bu muhasebe bize ertesi gün için de güç verir. Bizi geleceğe motive eder. "Bugün ben ne yaptım." sorusu bizi hayata tutundurur, bir yaşama amacı verir.
"Ben bugün bir şey yapamadıysam yarın daha iyisini yapmam lazım." Diyerek yarına umutla başlarız. İşte, bu hayata karşı kendimize karşı bir sorumluluğumuzdur.
— Bunu pek anlayamadım. Örnekle biraz daha açar mısın?
— Tabii. Şöyle düşün: Hiç ödev yapmayan bir öğrenci, senin gibi hep yarından korkar ve endişelenir. Çünkü bilir ki, yarın gelecek ve öğretmen ödevleri kontrol edecektir.
“Yarın öğretmen ödevimi yapıp yapmadığımı kontrol edecek? Ya ödevimi yapmadığımı görürse?” diye tedirgin olur.
Eğer öğrenci bir gün, “Ben bugün ödevimi yapmalıyım.” diyerek ödevini yaparsa ertesi gün öğretmenin karşısına gönül rahatlığıyla çıkar.
Öğretmen ödevini kontrol eder ve: “Aferin, çok güzel yapmışsın.” dediğinde öğrenci sevinir. Aldığı bu güzel söz, onu daha çok çalışmaya teşvik eder. Artık yarının gelmesinden korkmaz. Tam tersine, yarının gelmesini ve öğretmeninin ödevine bakarak yeniden “Aferin.” demesini umutla bekler.
İşte bizim hayatımız da biraz böyledir.
Her gün kendimize “Bugün ben ne yaptım?” sorusunun cevabını verebilmek için günlük işlerimizi en güzel şekilde, en layıkıyla yapmaya çalıştığımız ve vaktimizi boş yere geçirip öldürmediğimizde, hayatımızı boşu boşuna tüketmediğimizde günün sonunda: “Bugün bunu yaptım. İnsanlık için, Allah için şu güzel işleri yapmaya çalıştım.” diyebiliriz. İşte o zaman gönül rahatlığıyla uyuyabiliriz. Sonra da: “Yarın şunları yapabilirim.” diyerek yarının gelmesini, tıpkı ödevini yapmış öğrencinin öğretmenini beklediği gibi umutla bekleyebiliriz.
Arkadaşının bu güzel izahından sonra biraz rahatlayarak ve anlamaya başladığını ifade etmek için şöyle dedi.
— Yani sen diyorsun ki asıl mesele yarından korkmak değil, bugünümüzü nasıl geçirdiğimiz?
— Evet. Tam olarak bunu söylüyorum.
İşte Peygamber Efendimizin, “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” anlamındaki hadisinin işaret ettiği anlayışı da böyle yaşayabiliriz: Her yeni günümüzü, dünden daha güzel ve daha anlamlı hâle getirmeye çalışarak…
Kabullenmiş ve öğrenmiş bir şekilde kafasını salladı ve bir süre düşündü.
— Çok mantıklı konuşuyorsun. Yani şimdi ben bugün için güzel bir şeyler yaptım ve akşam, yaptıklarımın huzurunu yaşadım. O zaman gelecekle ilgili kaygılarım da azalacak.
— Evet. Çünkü sen bugün elinden geleni yapmış olacaksın.
— Belki gelecekte yaptığım planlar gerçekleşmeyecek. Belki hayallerimin bazıları yarım kalacak. Ama ben yine de biliyorum ki elimden geleni yaptım. Belki gerçekleşmeyen bazı şeyler benim için daha hayırlıdır. Bu sebeple her şeye rağmen hayatıma devam eder, yeniden başlar ve elimden geleni yapmaya çalışırım.
Arkadaşı gülümsedi.
— İşte şimdi söylediklerimi anlamaya başladın.
— Çok teşekkür ederim. Beni gerçekten aydınlattın. Senden Allah razı olsun.
— Allah senden de razı olsun. Eğer sana bir şey anlatabilmişsem ne mutlu bana.
İkisi de bir süre sessizce güneşin ardından kararan gökyüzüne baktılar.
Güneş batmış, gün sona ermişti fakat hayat bitmemişti.
Çünkü her günün ardından bir gece, her gecenin ardından da yeni bir sabah vardı.
Ve belki de mesele, yarının bize ne getireceğini bilmek değil; bugünü hakkıyla yaşayarak yarına huzurla yürüyebilmekti.