“BİR MEDENİYET İNŞASI” SÖYLEMİ VE EYLEMİ ÜZERİNE - 3
MAKALE
Paylaş
11.01.2026 15:52
349 okunma
Şazeli Çügen

3

İSLAM MEDENİYET HAREKETİ

İslam medeniyet hareketi, İslam’ın yegâne hareket metodu, muharrik gücü olan CİHAT, FETİH ve GAZA kavramı üzerinden beşerî sermayesini eğitip, donatıp güçlendirmek durumundadır. Batı ise; cihad kavramını bu nedenlerle ötekileştirmiş, öcüleştirmiş, köktenci ilan ederek radikalleştirmiş ve bir takım dini ve ladini militarist grupları eğiterek, donatarak, manipüle edip bağımlı hale getirerek, uyutulmuş ve uyuşturulmuş cihatçı milis güçler olarak piyasaya sürerek, Bilad-ı İslam olan coğrafyalarda "Ali kıran baş kesen" eylem görüntüleriyle ve İslamofobi nefret söylemleri ile İslam’ı kötülemek istemiştir, istemeye de devam etmektedir. İşte bu ana nedenle FETİH kavramını işgal, GAZA kavramını zorbalık, CİHAD kavramını da barbarlık olarak tanımlamaya devam etmektedir.

İslam’da cihat öylesine bir muharrik güçtür, öylesine bir ıslah iradesidir ki; akıl ile yapılanına İÇTİHAT, mal ile yapılanına İNFAK, adalet ile yapılanına HUKUK, nefis ve şeytan ile yapılanına MÜCAHEDE, davranış ile yapılana AHLAK, silah ile yapılanına da savunma ve SAVAŞ demektir. Cihat bir mümin için maddi ve manevi kıyasıya bir savaş ve kaçınılmaz bir savunma anlayışı ve olması gereken yaşam tarzıdır. Zira "fi sebilillah" için, Allah yolunda şerrin hayra tebdil edilebilmesi, zulüm ve fitnenin yok edilmesi amacı ile elin, dilin ve kalbin bütünlüğü sağlanarak bu medeni inşa hareketin gerçekleşmesi gerekiyor ki işte bu nedenle "Bi emvalihim ve enfusihim" (Mallarıyla ve canlarıyla) buyurulmaktadır.

Savaş en son çaredir. Savaş esasında bir savunma hakkıdır, asla bir saldırı yöntemi değildir. Ancak savaşın bir meşruiyeti vardır; bir hukuku, bir ahlakı, bir hududu vardır. Savaşta bütün aşırılıklar törpülenmiş, ifrat ve tefrit menedilmiştir. "Düşmanına, esire, köleye, kadına, çocuğa, ihtiyara, silahsız insanlara dokunma; onlarla ye, onlarla iç, onlara iyi muamele et" buyurulmuş ve cümle alemin canı, malı, namusu ve emniyeti güvence altına alınmıştır. İşte İslam; hak, hukuk ve hürriyet mücadelesinin emin beldesi demek olan Darü'l-İslam barış ülkesini kurmayı gaye edinir ki, tayfın yedi rengi gibi insanlığı sımsıcak kucaklayan İslam’ın hürriyet, insaniyet ve medeniyet iklimi olsun.

Şimdi yeniden başlık konumuza dönmek istiyorum. Her tecdit, ihya ve inşa hareketi bir tasavvurla başlar, bir düşünceye dayanır; her düşünce bir inanca, her inanç bir akide üzerine temellendirilir; her akide ise bir amentü zikri ile taçlandırılır. Bu başlığı da biraz açmak istiyorum.

Deniliyor ki: "Neden yazılarınızı eski ya da eskimiş kavramlar üzerinden ifade ediyorsunuz?"

Cevap: Çünkü her medeniyet inşa hareketi ancak kendine özgü olan bilgi kaynaklarına dayanır ve kendi kavramları üzerinden inşa edilebilir. Aksini düşünmek veya aksini yapmak bir medeniyet inşası değil, tam tersine bir başka medeniyetin özentisi olarak o medeniyeti tahkim etmek anlamına gelir ki bu hale kelimenin tam anlamı ile taklitçilik denir, teslimiyetçilik denir. Taklitçilik ve teslimiyet ile asla yeni bir medeniyet inşası iddiası olamaz, olsa olsa papağanlık olur. İşte bu ana nedenledir ki bizler bir medeniyet inşa hareketini ifade ederken ancak kendi bilgi kaynaklarına dayanarak, kendi kavramları üzerinden ifade etme zorunluluğu vardır demekteyiz. Amentü diyoruz, akide diyoruz, iman diyoruz, ahlak diyoruz, edep haya iffet diyoruz, tecdit diyoruz, ihya diyoruz, inşa diyoruz, cihat diyoruz, içtihat diyoruz, fıkıh diyoruz, hukuk diyoruz, maslahat diyoruz, infak diyoruz, ıslah diyoruz, haram ve helal diyoruz, gaip alem diyoruz, maruf ve münker diyoruz, hukukullah, hukuku ibad, hukuku mahlukat diyoruz ila nihaye…

Netice olarak; insan ait olduğu tarihi ile, coğrafyası ile, inancı ile, kültürü ile, geleneği ile ve medeniyeti ile kendi geçmişini doğru bilip doğru tahlil etmedikçe ne bugünlerine ışık tutabilir, ne de geleceğini doğru tasavvur edebilir. Tecdit, ihya ve inşa hareketi ise sadece ham hayalden ibaret kalır demekteyiz. Amentü ki hür iradeye sunulan bir dünya ve ahiret akidesidir, ümmetin birliği için ortak itikat zeminidir; cümle aleme bir tekliftir, bir davettir, bir çağrıdır ve bir ilandır. Böylelikle diyoruz ki her medeniyet hareketi bir amentünün çocuğudur.

"Bir medeniyetin inşa hareketine nereden başlamak, nereden temellendirmek gerekir?" sorusunun cevabı kelimenin tam anlamı ile diyebilmekteyiz ki: AMENTÜ’dür ve amentü birliğinin teminidir. Zira amentü, fert ve toplumun sadece bir inanç dünyası değildir; aynı zamanda bir edep, haya, iffet dediğimiz ahlaki ve manevi dünyasının en temel akidesidir. İşte bu nedenledir ki amentü, bir medeniyet hareketinin yegâne doktrini haline getirilerek dünya ve ahiret görüşünün fert ve toplumun tüm katmanları tarafından benimsenerek ve yaşanarak hayat tarzı haline getirilmesidir. Amentü farklılığı ise teopolitik savaşların meşruiyeti için en kutsal bir inanç zemini teşkil ediyor. İşte bu zaruri nedenledir ki Bilad-ı İslam’ın tümünde ümmetin inanç birliğinin sağlanması için bu amentü farklılıklarının mutlaka giderilmesi kaçınılmaz bir zarurettir.

İslam’da amentü, akidenin şaşmaz umdesidir ki semavidir, asla beşerî değildir. Beşerî olan disiplin sadece ameli olandır, fıkıhtır, hukuktur. "Halkın dini taklittir" derler ve de doğrudur. Günümüzde bir Müslüman, bir mümin kardeşime (küçüğüne, büyüğüne, okumuşuna, okumamışına, zenginine, fakirine, yoksuluna ve dahi akademisyenlerine) "Oku bakayım amentüyü" dediğimizde; "Amentü de nedir ki?" cevabını almaktayız. Amentüsüz, besmelesiz, namazsız, niyazsız, akidesiz, itikatsız, edep hayadan yoksun bir toplumda; dünya ahiretin ne anlama geldiği bilinmeden, farkındalığı ortaya konulmadan ve yaşanmadan yeniden İslam medeniyetinin inşası iddiası, söylemi ve eylemiyle, düşüncesi ve tasavvuruyla, ihyası ve inşasıyla temelsiz duvar üzerine virane yapmaya benzemektedir ki beyhude bir çabadır demekteyiz.

Kısa ve öz olarak diyebilmekteyiz ki:

Bir medeniyet inşa hareketi; taklitten tahkiki imana, taassuptan müsamahaya, cehaletten ilme, ahlaka ve hukuka, zafiyetten güce ve nizama, zilletten izzete, cehaletten ilim, hikmet ve fenne evrensel bir ISLAH iradesi ile yönelmedikçe; asla bir medeniyetin yeniden inşası söylemi ve eylemi mümkün olamayacak, söylemi ütopya, eylemi de kabuk olarak kalacak demektir.

Bilad-ı İslam’ın coğrafyalarına baktığımızda görmekteyiz ki; sahip oldukları tüm tabii kaynaklar, nüfus ve beşerî potansiyelleri ve sahip oldukları kapasiteler muhakkak surette yeni bir medeniyeti kurabilecek imkân ve kabiliyetlerin fazlasıyla mevcut olduğunu göstermektedir. Yapılması gereken şey; ferdin ve toplumun her şeyden evvel baskın ve hegemon olan mezkûr medeniyetlerin manyetik çekim alanının etkisinden kurtulmak ve kendi öz yönetimleri ile bütünleşerek keskin bir diriliş iradesi ortaya koyarak yeni bir inanç ve medeni kimlik kazanma sürecine girme zorunluluğu vardır. Tarih, kültür ve medeniyet coğrafyalarında yaşayan aynı dünyanın müntesiplerinin amentü temelinde ve akide birliği sağlanması için, ferdin ve toplumların dünya ve ahiret inancı demek olan akide temelindeki değerler sistemi üzerinden ferdin ve toplumun kolektif şahsiyetlerinin yeniden inşa edilerek bir hayat tarzına dönüştürülmesi zorunluluğu da vardır.

Zira insan gaye ve mana varlık, toplum ise değer varlıktır. Gayesiz ve manasız insan olmadığı gibi değersiz bir topluluk da hiçbir zaman olmamıştır. İşte bu nedenledir ki fert ve toplum hayatı değerler sistemi üzerinden bir yaşam biçimi oluştururlar ve hayat tarzı geliştirirler. İşte bu nedenle denilmektedir ki; halkların gönülleri aynı ancak yönetimleri yabancılaşmış bir İslam dünyasından bahsedilmektedir. Sınırları, yasaları ve yönetimleri Batılı düşmanları tarafından tayin edilen, yarı manda ve yarı sömürge durumunda olan İslam ülkelerinin uydu, pısırık, bağımlı yönetimlerin; asıllarına rücu etmiş, bağımsız, cesur, izzetli yönetimler haline gelmesi şartı vardır. Ancak bu şartlarda Bilad-ı İslam olan ülkelerin sağlıklı birliktelikler ve sağlam ittifaklar tesis edip asıllarına dönerek bir savunma ekseni oluşturabilmeleri de mümkün gözükmektedir. Bu kapasite ve bu kabiliyetler orta yerde ve âtıl vaziyette dururken, bu kapasiteyi harekete geçirecek ve bu kabiliyetleri istikametlendirip koruyup kollayacak çok acilen ortak bir KUVVET MERKEZİNİN inşası da kaçınılmazdır. Bundan sonraki süreçlerde yeniden İslam medeniyetinin diriliş öyküsü destansı bir mücadele vererek ve etkisini dünya ölçeğine taşıyarak görmek mümkün olabilecek demektir.

Allah'a hamdolsun ki bu vadide medeniyet kök saldığı yerden, yiğit düştüğü yerden kalkmakta; sular akarak yatağını bulmakta ve de milletimiz kendi destanını da yazmaktadır.

Ülkemiz için özel bir başlıkla kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Yaklaşık bir asrı aşkın bir zaman diliminde bizler aynı inanç, kültür ve medeniyetin çocukları olarak; o günlerin asker ve sivil yönetim kadrolarının ret, inkâr, asimilasyon politikaları ve taklit yöntemleri ile, adına da "büyük inkılap" denilen devrimlerin tarihi tersine akıtma zorbalığı yapılarak, inanç, kültür ve medeniyet ekseninde Batı kültür ve medeniyetini tercih dayatması ile köksüzlük süreçlerini hep birlikte yaşamışızdır. Yaklaşık bin beş yüz yıllık bir zaman diliminde İslam kültür ve medeniyeti, anasır-ı İslam olan kavimleriyle birlikte Turani kavimler için (kısaca milletimiz için) bir varoluş şartı teşkil etmiştir; halihazırda da İslam kültür ve medeniyet ekseni milletimiz için varoluş şartı olarak kalmaya da devam etmektedir.

Kültür ve medeniyet ekseninde hem uzak tarihimiz hem de yakın tarihimiz yeniden olduğu gibi yazılarak eğitim müfredatına kaynak teşkil etmesi kaçınılmaz bir zaruret olarak orta yerde dururken; "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir" demekteyiz. Ne zaman ki Anıtkabir’de tarihimizin ve medeniyetimizin tüm arşiv belgelerinin hiçbir tahrifata tabi tutulmadan olduğu gibi, açık seçik tasnif edilip insanımızın araştırmasına tahsis edilip bilgisine sunulduğunda; ülkemizde de tarih, kültür ve medeniyet ekseninde yeni ve köklü bir inkılap gerçekleşmiş olacaktır inşallah demekteyiz. Çünkü tarihin hiçbir diliminde hiçbir medeniyet, kendini ret, inkâr ve taklit ile köksüzleştirilerek başka bir medeniyeti zoraki tercih ettiğine bugüne kadar şahit olunmamıştır.

O günün inkılap kadroları "Halep oradaysa arşın burada", "Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü", "Kâbe onların ise Ankara bize yeter" demekle kalmamış, bazı dini kavramların dahi anlamını tahrif etmişlerdir. Hz. Kur'an’da iki kavram yer alır: Biri RİBA (haksız kazanç) anlamındadır, diğeri de FAİZ (cennetteki ödül) anlamındadır. Bizler yaklaşık yüz yıldır iktisat kitaplarında faizi paranın ödülü olarak tanımlamışız, ribayı da hiçbir iktisat metninde kullanmamışızdır. Aslında faiz cennette, cennetlik olan kullara verilen bir ödül karşılığı olarak tanımlanır; biz ise faizi insanlara paranın ödülü olarak tanımlamaya devam etmekteyiz. İnanç, kültür ve medeniyet köklerimizden sapma yaptığımızın sadece iki kavramına dikkat çekmek istedim.

Netice olarak şu tespiti yapıyoruz:

Batı medeniyeti toplumları iddia ettikleri göstermelik insani değerlerini kaybetme sürecini yaşarken; insanlık ailesi de ahlakını ve hukukunu yitirmiş olarak küresel sekizli çeteye ve şirketlerine takdim edilerek günümüz uluslararası kurulu düzene de mahkûm edilmiş durumdadır. Halihazırda Batılı toplumlar ahlaki bir çöküş içine yuvarlanırken, yönetimleri de değerlerini yitirirken, çöküşün eşiğindeyken Judaizme ve Siyonizme çanak tutmaya da devam etmektedirler. Yarım asrı aşkın bir süredir "Emperyalizmin beyni Siyonizmdir" ve "ABD ve Rusya Siyonizmin vahşi ayısı ve maymunudur" tespitimize, şimdilerde Çin ve Hindistan’ı da kattığımızda insanlığın bu küresel buhranı, insanlığın uyanışının da sebebini teşkil edecektir. Dünyanın en büyük veri merkezinin, iletişim sistemlerinin ve Silikon Vadisi’nin İsrail'in elinde bulunduğunu düşündüğümüzde işin vahametinin hangi boyutlarda olduğunun anlaşılması zor olmasa gerektir.

Bu kötü hal ve gidiş, bu zoraki gayri insani mahkumiyet; insanlığın uyanış ve dirilişini muhakkak surette daha bir tetikleyecek, insanlığın bu çarpık maddi, manevi, ahlaki ve ruhi buhran hali söz konusu olan bu devasa dip dalgayı besleyecek, sessiz ve derinden giden bu dip dalga çığlıkları su yüzünü çıkacak ve devasa tsunamiler halinde gelişip serpilerek dünyanın tüm gayri ahlaki ve gayri insani düzenlerini yerle bir edecek, insanlığın açık protesto kapasitesini de doğal olarak harekete geçirecektir. Tıpkı kutlu doğum sancısı çeken bir ana gibi insanlığın tek alternatif medeniyeti olan İslam medeniyetini müjdeleyecektir. Zira insanlığın sola karşı yaptığı her protesto hareketi, sağa bir merhaledir demekteyiz.

Ancak bu kutlu doğum, doğumu kolaylaştıracak bir ebe kadrosunu gerekli kılmaktadır. İşte bu ebe kadrolar içimizden birileri; adsız kahramanlar, toplumun içinde yaşam biçimleri ve hayat tarzları ile örnek olarak çevrelerine maddi ve manevi alanlarda iyilik, güzellik, fayda üreten, hiçbir karşılık beklemeden Allah rızasını gözeten iyilik insanları... Allah için alan, Allah için veren, Allah için seven, Allah için buğzeden, hayırda yarışan ve hayırda yardımlaşan hayırhah insanlar... "İçinizden hayra davet eden, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir topluluk bulunsun" ayet-i celilesini kendilerine şiar edinen bu kutlu insanlar... Ve onlar basiret ve ferasetleri ile bilge insanlar... Şecaatleri ile gözünü budaktan esirgemeyen toplumun en mümtaz, en cesur evlatlarıdır ki; işte varsa böylesi serdengeçtiler ve hayırda yarışacak, hayırda yardımlaşacak kahramanlar beri gelsin deme niyaz ve temennisinde bulunarak; bu bayrağın dalgalanmasının zaman, mekan ve sosyolojisinin işaret fişeklerinin atılmasının şartlarının oluştuğu inancı ve kanaati olanlara demekteyiz ki:

Derviş Yunus’un şu dizesindeki mesajı;

"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı yağ ile bal ede bir söz" ü bir davet, bir çağrı mahiyeti taşımaktadır.

Selam olsun İslam medeniyeti yolunun mümtaz yolcularına...

Selam olsun doğumu kolaylaştıracak olan bu serdengeçtilere...

Selam olsun bu hayırda yarışan ve hayırda yardımlaşan bu iyilik kadrolarına...

Selam olsun dertleri dert edinen, fikir çilesi çeken, yürek sancısı yaşayan, imanlarını şahsiyet haline getirip salih amel işleyen ve aksiyon üzere medeniyet ihya ve inşa yoluna koyulan kutlu insanlara...

Vesselam.

SON.....

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya