SORUN AZALAN NÜFUS ARTIŞI MI AİLENİN ÜNİTER YAPISI MI?
MAKALE
Paylaş
10.08.2026 14:30
640 okunma
Tahsin Güngör

Türkiye için artık kritik bir noktaya ulaşan nüfus artış hızındaki düşüklük, alâlâde bir sorun olmaktan çıkıp stratejik bir beka sorunu haline geldi gelecek gibi.

Bu konu elbette bugünün meselesi değil. Uzun zaman öncesinin yanlış kararlarının temelini attığı sonrasında da buna çözüm üretmek isterken yapılan yanlış politika tercihlerinin de değil durdurmak, farkında olmadan belki daha da hızlandırdığı bir sorun.

Bu doğurganlık hızının azalmasının bağlandığı nedenleri araştırdığımızda, önümüze bir çok gerekçe madde madde sıralanıyor. Bunlar bilimsel çalışmalara dayanıyor üstelik.

Hemen hepsi olaya rakamsal bir veri olarak yaklaşıyor.

İçlerinde, henüz toplamdaki etki payı şimdilik çok düşük görünse de yakın gelecekte çok daha önemli başka sorunlara da yol açacak konular da var.

Bireysel Tercihler ve Psikolojik Nedenler başlığı altında belirtilen bu gerekçeleri şöyle özetleyebiliriz; "Bireysel hayatı, kişisel gelişimi ve kariyeri önceliklendirme, çocuk bakımını özgürlüğü kısıtlayıcı bir unsur olarak görme, annneliğin kutsal kabul edilen bir değer olmaktan çıkıp kişisel bir tercihe dönüşmesi." Bir de araştırırken denk gelmediğim ancak bana göre "cinsiyetsizlik dayatması ve özendirilmesi" de önemli bir gerekçe ve ayrıca kendisi önemli bir sorun olma potansiyeline sahiptir.

Ancak bunlar önemli olsa da şu an için daha öncelikli olarak değerlendirebileceğimiz temel nedenlerden biri olan "kadının çalışma hayatına katılımı"  meselesi, üzerinde durulması gereken bir aciliyette.

Buna yaklaşılırken, kadının çalışmasının bir gereklilik hatta vazgeçilmez olarak görülüp, buna göre neler yapılabilir diye kafa yorulmasının kendisi bir sorun.

Yaklaşım böyle olunca, çalışma koşullarının buna dönük olarak düzenlenmesi ve iyileştirilmesinin de kadınları anneliğe teşvik edeceği ön görülüyor.

Zaten hükmet de uzunca bir zamandır, bu yönde çalışmalar ve teşvikler üretiyor ki bu politikasından vazgeçecek gibi de durmuyor maalesef.

Ne yazık ki bunlar seküler bakış açısıyla bakılıp buna uygun yönelimlerle üretilen çözümler.

Seküler dediğimizde insana ve insan hayatına sadece madde üzerinden bakıldığını, manayı hiç dikkate almadığını bilmemiz gerekir. Haliyle ürettikleri çözüm de sadece nüfus artışını rakamsal olarak yakalamaya dönük olacaktır.

Oysa azalan nüfus sorununda tek mesele rakamsal azlık olmadığı gibi, salt bu azı sayısal olarak çoğaltacak doğurganlık artışını sağlamak da çözümü yarım bırakacaktır ki sonrasında bizi daha büyük bi sorunla başbaşa bırakma riskini de barındırıyor.

Öncelikle kadınları, çalışarak çocuk sahibi olmaya teşvik edecek politikalar üretmenin yanlış olduğunu görmemiz gerekir. Sorunun kaynağını sorun olmaktan çıkarmak yerine sorunu muhafaza edip bir çözüm arayışı ne kadar doğru?

Yani bünyeye dokunan bir gıda var ve biz o gıdayı tüketmekten insanları vazgeçirmek yerine durmadan alerji tedavisi için yeni yeni ilaçlar üretmeye çalışıyoruz.

Üstelik böylece aynı alerjiye sahip diğer kişiler de "nasılsa tedavisi var" diyerek hiç kullanmadıkları o gıdayı tüketmeye başlıyor ve biz bunu da teşvik etmiş oluyoruz. Hülasa hastalıkla mücadele edeceğiz derken hasta sayısını çoğaltıyoruz farkında olmadan.

İstatistikler çok açık ve net, "çalışan kadın sayısının artması doğurganlığı azaltıyor" diyor.

O halde asıl yapılması gereken, kadınların çalışmak zorunda bırakılmamasını sağlamak olmalı değil mi?

Ben çevremden biliyorum ki çalışan bir çok kadın; çalışmanın getirdiği finansal, bedensel, psikolojik ve sosyal ilave yüklerin kendilerini daha çok zorladığını söylüyor ve "mecburiyeti kalktığı anda çalışmayacağını" ifade ediyor.

Çalışmaya başlandığı anda mevcut çocuklara ilave çocuk düşüncesi zaten ilk vazgeçilen oluyor. Mevcutlar için kreş maliyetine katlanmak zorunda kaldığında aldığı paranın çok büyük bir kısmı neredeyse oraya ve diğer ilaveten ortaya çıkan masraflara gidiyor. Ama kalan o küçük bir kısım için bile çalışmaya razı oluyor insanlar.

Kreşten vazgeçtiklerinde de eğer baba ocağından ayrı bir şehirde iseler çocukları ya konu-komşuda büyüyor ya da sokaklarda.

Ayrıca çalışıyor diye ev işleri iş olmaktan çıkmıyor ya da kendiliğinden hallolmuyor. Eğer eş anlayışlı ise yükü hafifletiyor ancak bu defa da akşam oturup iki çift laf edip sohbete hal ve vakit kalmıyor. Anlayışsız bir eşse zaten sonucu daha vahim noktalara varabiliyor.

Çocuklar ise zaten artık öncelikli işler sırasında her geçen gün daha alt sıralara doğru geriliyor.

İşte tam da burada o es geçilerek çözümü yarım bırakan esik bakış açısı ortaya çıkıyor: MANÂ

Yani manevi bakış açısı. 

Bizim sorunumuz sadece sayısal anlamda nüfus azlığı değil ve olmamalı da...

Asıl sorun; nitelikli, eğitimli ve sağlam bir genç nüfusun azlığı.

Peki, hem anne hem de babanın çalıştığı bir evde bunu nasıl sağlayacağız?

Aile birliğinin sekteye uğratıldığı, sağlam bir zemine oturtulamadığı bir yerde bireysel anlamda erkek ve kadının ekonomik bağımsızlığını kazanarak (!) ayaklarının yere sağlam basması kime ne fayda sağlar?

Öyle ya aileyi kurarken "iyi günde köyü günde bir yastıkta ve beraberce" diye söz verirken konu paraya gelince niye "bağımsızlık" adeta kutsanır? Birden, üniter yapıdan federasyona geçilir...!!!

Önceliğimiz aile olmalı değil mi?

Her çocuğun ilk eğitim yuvası ailesidir ve hatta hocası da annesidir. Çünkü çocuk her şeyden önce belirli bir yaşa kadar, ana kucağının ruhuna işlediği kokusuyla, sevgisiyle ve dahi şefkatiyle eğitilmeye başlanır.

Ruhen doymamış, eksik bırakılmış bir çocuğu eğitme ve birşeyler öğretme şansımız çok düşüktür.

Devlet bunu stratejik bir varoluşsal sorun olarak görüp çözümü bu merkezde aramalıdır bence.

Bu çağın şartlarında ve sekülerizmin, kapitalizmin dayatıldığı bu dünyada kadınlar çalışmasın demek, yeldeğirmenlerine savaş açmakdan daha çılgınca bir şey ne yazık ki...

Elbette çalışmak isteyen çalışabilmeli ancak kadın olduğu için ayrıcalıklı düzenlemeler hatta ekonomik teşvikler kaldırılmalı. Bunun yerine bunun için ayrılan mevcut bütçe ve fonlar, çalışmak zorunda olup çalışmak istemeyen kadınları çok çocuklu anneliğe teşvik etmek için kullanılmalı.

Hatta, çalışan ya da iş sahibi olan kadınlardan elde edilen vergi gelirlerinin tamamı ya da önemli bir kısmı da bu fona aktarılmalı ve kadın dayanışması hayata geçirilerek, çalışmayı tercih eden kadınların da en azından bu sayede bir başka kadının anne olmasına destek sağladığı bilinciyle daha bir şevkle çalışıp üretmesi de sağlanabilir.

Beraberinde, sosyal devlet olma gereğince bu anneler çocuk eğitimi konusunda da bilinçlendirilip eğitilmeli. Mesela bu da, toplumda varlığı tartışılır hale gelen mahalle muhtarlıkları üzerinden organize edilebilir.

Hem pratik bilgiler hem sağlık hem beslenme gibi konularda eğitilirken aynı zamanda manevi destek de eksik edilmemeli ki bu alanda yetişen bir hayli genç danışman kadınımız çalışmak için fırsat bekliyor diye biliyorum.

Özetle sorun sadece nüfusun azlığı değil.

Asıl odaklanılması gereken husus, kadının fıtratı gereği annelik duygusundan ve arzusundan koparılmamasını sağlamak ve aynı zamanda çocukları annesinin kanatları altında büyüyüp yetişmesini sağlamak olmalı.

Geçmiş günlerden bir gün bir yakınımız dert yanıp bir türlü çözemedikleri sorunu için fikir istemişti.

Küçük çocukları vardı. Ancak anne de baba da çalıştığı için ve iş gereği büyük ailenin yanından ayrılıp başka bir şehire gittiklerinden daha üç yaşından itibaren kreşe vermişlerdi. Bir süre sonra şehirde çocuğu kabul edecek kreş bulamaz hale gelmişlerdi... Çünkü çocuk bir hayli agresif ve çevresine karşı şiddete meyilliydi.

Hatta evde de anne babaya karşı eline geçeni fırlatma, eline geçeni balkondan aşağıya atma ve ardından da atlamak gibi tepkileri de varmış.

Uzun uzun dinledikten sonra tek bir şey söyledim. "Annesi çalışmayı bırakıp oğluyla ilgilenecek"

Çocuk psikolojisi eğitimi almış değildim ama hayat tecrübesine sahiptim.

Tabii bu onlar için eve giren paranın azalması demekti. Ancak kısa bir süre sonra başka bir çözüm üretemeyince anne işi bıraktı ve evine, çocuğunun yanına döndü.

Olumlu etkiyi görmek için, çocukları annesinin sürekli evde yanında kalacağına kanaat getirinceye kadar beklemek durumunda kaldılar haliyle.

Sonuç, şimdi o çocuk hem son derece sakin ve uyumlu hem de doktorasını vermek üzere olduğu alanda, en genç profesörlerden biri olma yolunda ilerliyor.

Onlar o ek gelirden vazgeçebilecek duruma sahiptiler belki ama ya buna sahip olamayanlar?

İşte devlet asıl onlara sahip çıkmalı. Gerçekten çalışmak zorunda kalanların çalışma koşullarını bu yönde iyileştirmeye çalışırken, aynı zamanda "nasılsa bu kolaylıklar var" diyerek çalışma konusunda kararsız duran kadınları da evinden koparıyoruz.

Çok büyük bir kaynak mı gerektiriyor bunu yapabilmek?

Kerkük petrolllerine ortak olduk. Terörsüz Türkiye projesi ile birlik ve beraberliği sağlayıp devletin üniter yapısını güvence altına alıyorken buralardan ortaya çıkan ilave kaynağı niçin "ailenin üniter yapısını" korumak için kullanmayalım?

Neslimizin geleceğini kurtarmanın bedeli, sadece bu ikisinin getireceği ilave kaynaktan ne daha fazladır ne de aktarılması düşünülen diğer projelerden daha önemsizdir .

Vesselam.

Hadis-i Şerif; (Müslim, Kader 22,)

"Her çocuk fıtrat (İslâm) üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar."  – Bu hadis, çocuğun inanç ve karakter şekillenmesinde anne ve babanın (özellikle ilk muhatap olan annenin) doğrudan belirleyici olduğunu gösterir.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya