ŞİMDİ REKLAMLAR
MAKALE
Paylaş
02.02.2026 20:54
564 okunma
Tahsin Güngör

Sistemin kılcal damarlarıdır reklamlar.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz reklam reklamdır derler bu sektörün üstatları.

Hayatımız reklam oldu bu yüzden. İnsanlar bile toplum içinde reklamsız var olamaz hale geldi. Nasıl bir "ego" nasıl bir "ene" şehveti oluştuysa artık toplumda, hava kadar su kadar muhtaç haldeyiz bir çoğumuz.

Dün "düşün biraz" dedi içimden bir ses. Düşün bakalım "ya reklamlar olmasaydı?"

Bana da ilginç geldi doğrusu. Üzerinde düşünmeye değer bir konu dedim. Dedim de zaten düşünmeye çoktan başlamış zihnim ben farkında değilim. Belki de o içimden gelen ses de ona aitti. "Bende yeterince demlendi bu konu hadi artık yaz da yer aç daha çok mesele var demlendirilecek" demek istedi Allahualem.

Evet reklamlar olmasaydı ne olurdu?

Gerçi yazının başında kılcal damar betimlemesi az çok hepimizi bir şeyler düşünmeye sevk etmiştir bu hususta.

Bence en çarpıcı olanı, bağımlısı olacağımız ekranlar kalmazdı mesela. Nasıl mı?

Televizyon yayıncılığını ve sosyal medyayı bu denli yaygınlaştıran ve bedava yapan şey reklam gelirleri değil mi? Bir aya varmaz diziler biter bir çok kanal yayın hayatına son verirdi reklam pastası ortadan kalktığı için ve rating hazretleri de tarihin çöplük kısmında yerini alırdı.

Sosyal medya uygulamaları başlangıçta ücretli hale getirerek dayanmaya çalışsa da onca masrafı karşılayıp bir de alıştıkları kârlılığı sağlayamayacaklarından onlar da çekilirdi piyasadan.

Televizyonlar nadiren açılan bir dekoratif eşya haline gelir radyolar yeniden baştacı olurdu kimbilir? Telefonlarsa gerçek amacına hizmet etmeyi hatırlar ve haberleşme için kullanılırdı.

Sonra başta futbol olmak üzere spor endüstrisi sadece spor olmak zorunda kalırdı. Çünkü sponsorluk müessesi havlu atar, gerçekten sporu teşvik etmek isteyenlerin sınırlı destekleri de bu canavarı doyurmaya ve yaşatmaya yetmeyeceğinden "endüstri" pes eder sahayı "spor" a bırakırdı.

Bu sektörde dönen gerçek dışı ve aşırı dengesiz gelirler böylece ortadan kalkacağından milyonlarca çocuk ve genç, sporculuğu hayatlarını kazanacakları bir meslek olarak görmeyecekler daha verimli olacakları faydalı mesleklere yöneleceklerdir.

"Ya topçu ya popçu" hedefi "ne topçu ne popçu" ya evrilirdi anlayacağınız.

Spor etkinlikleri daha yaygın ve keyifle izlenir hale gelirdi ama. Yayın hakkı ihalesi diye bir şey olmazdı çünkü. Adam niye yüzmilyonlarca amerikan parası versinki yayınlamak için, reklam geliri yoksa. O durumda da yayın hayatına devam eden sınırlı sayıdaki kanallarda ücretsiz yayınlanırdı benim çocukluğumda olduğu gibi ve statlar salonlar izleyici ile dolardı belki de.

Şimdi düşünün; sadece bu üçüne ayırdığınız vaktiniz boşa çıktığında ne kadar zaman kazanırdınız sizce?

Bir de bunların yan etkilerini düşünün...

Çocuklarımız gençlerimiz fenomen olmak için sapıtmayacak. Mafya tetikçiliğine özenmeyecek. Cinayeti nomal görmeyecek. Fuhşu zinayı "ne var canım bunda gayet normal bu devirde" diyerek sıradanlaştırmayacak.

Çünkü göz alışır kulak alışır dil alışır. Sonunda vicdan kabullenir yürek sever. Bu yüzden; gözün baktığına, kulağın işittiğine dilin söylediğine dikkat etmek gerek. Bir düşünün nelere alıştık neleri kabullendik ve sevmeye bile başladık. Sevmek ne ki umursamaz olduk artık bu kepazelikleri.

O zaman inanın bana suça teşvik edilen çocuklar diye bir sorunumuz da olmazdı. Elbette yine suça bulaşan çocuklarımız olurdu ama bu şimdiki gibi sosyal yapıyı tehdit eden bir sorun olmaktan çıkar ve bununla mücadele çok daha kolay üstelik sonuç alıcı olurdu.

Biraz zaman alır farkındayım ama yeniden okumaya bile başlardık mutlaka. Kitap dergi ve gazete.

Reklamın gücüne dayanan "algıya dayalı tüketici ürün tercihi" ortadan kalkacağından gerçek anlamda kaliteli ürün ve rekabetçi fiyat yöntemini tercih etmek zorunda kalacaktır firmalar. Aşırı yüksek reklam giderlerinin getirdiği maliyet artışının ortadan kalkmasınınn sağlayacağı faydayı saymıyorum bile.

Ev kadını ve ev erkeklerimizin rezil gündüz kuşağı programlarını izlemekten çok daha güzel işleri olurdu mesela. Üretkenliğimizi hatırlar ve yapacak daha güzel şeyler bulurduk illaki.

Hepsinden daha önemlisi, sistemin kendisine hayat bulmak ve döngüyü başlatmak için kullandığı ilk aşamayı kırmış olurduk bence. "Özendirmek".

Öyle ya; önce özendirip, sonra ihtiyaç ve nihayetinde zaruret haline getirmiyor mu bu vahşi sistem bizleri. Zincirin ilk halkasını kırdığımızda sistem can çekişmeye başlardı bu yüzden.

Yani seksendokuzuna giren annem bile yemek için televizyonda gördüğü şeyleri istiyor benden. Özeniyor kadıncağız ne yapsın. Gün boyu gözüne gözüne sokuyorlar her gün.

Çocukların psikolojisi bozuluyor. Her özendirildiklerini de alamazsınız ki hatta çoğunu almamanız da gerekiyor ama sistemin bu kılcal damarları sirayet etti mi bir kere nasıl anlatacaksın ki bunu çocuğa. O zaman gelsin huzursuzluk...

Evet benim ilk anda aklıma gelen bu sonuçlara herkesin ekleyecekleri vardır mutlaka.

Destekleyen olduğu gibi karşı çıkan da olacaktır. Onlar da diyecek ki bu dediklerin olduğunda ekonomi küçülür ve çöker, fakirlik yaygınlaşır falan. Hatta bunu daha bilimsel ve akademik retoriklerle bu satırları yazan bana bile "hadi ya" dedirtecek şeyler söylerler eminim.

Ama onlar karşısında benim vereceğim iki cevap var.

Birincisi, zaten tüm dünya gibi biz de bugüne kadar onların dediklerini tercih ettiğimiz için bugün bu halde değil miyiz? Ki dünya da öyle.

Hepimizi durmadan "muhtaç olmadığımız ihtiyaçlarımız"ı karşılamak için çok kazanmak ve haliyle çok çalışmak zorunda bırakan, sonra da çok çalışmaya ayrılan zamanı yeniden kazandırmak için yeni ihtiyaçlar üreten ve bunları almak için yeniden çalışmak zorunda bırakan bir sarmal değil mi sürdürmek istedikleri bu sistem.

İkincisi, ekonomi çökmez de küçülmez de sadece olması gereken yere gelir oturur. Şu anki ekonomi dedikleri şeyin; şişirilen egoların esirleri oldukları nefislerin doyurulması için gereksizce büyütülmüş bir israf ekonomisi olduğunu onlar da gayet iyi biliyor.

Ekonomide olacak olan şudur; bu hormonlu şişkinlik söner ve obezlikten kurtulmuş tığ gibi sağlıklı bir delikanlı olur.

Evet kulağa hoş akla hayal gelen bir ütopya belki de...

Olsun yine de güzel ve unutmayalım herşey hayal etmekle başlar.

Bu sarmalı sürdürmek isteyenlerin gerçekleştirmeyi düşündükleri "great reset" yerine bu sarmaldan kurtulmak isteyen aklı selim güç sahiplerinin de düşündüğü bir "yeni başlangıç" vardır mutlaka.

Benimki; naçizane tespitlerimi ve bir hayali paylaşmaktan ibaret...

Vesselam. 

İsr 29. Ayet (Elmalılı Hamdi Yazır Meali):

"Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın."

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya