BİZİ BU YANLIŞ ANLAMALAR MAHVETTİ
MAKALE
Paylaş
11.05.2026 12:32
710 okunma
Tahsin Güngör

Orhan Veli'nin dizelerinden ilhamla bu başlığı aklıma getiren "yanlış anlamalar" sorunumuzun mazisi derindir.

Bir çınar olarak tarihe damga vuran ve mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti güçsüzleşip gerilemeye başladıktan sonra yeniden toparlanmak için girişilen gayretlerin başlangıcı kadar eskidir.

Ancak bizi bu doğru gayrete sevk eden sorunların teşhisinde yanıldık. O şanlı tarihi tesis eden değerlerimizi "içten içe" yani öze dönerek yenilemek yerine "dıştan içe" olan avrupalılaşmayı çare sandık ama ne yazık ki avrupalılaşmayı da yanlış anladık... Ve mükemmel bir taklit ustası olduk.

Onların sonuçlarını biz sebep sandık ve onlar gibi giyinip onlar gibi konuşarak onlar gibi yaşadığımızda avrupalılaşmış olacağımız yanılgısı, yanlış iliklenen ilk düğme oldu.  Ve bu tarih yolculuğunda tüm insicamımızı ve serencamımızı bozmuş olduk...

Saltanattan kurtulmayı da yanlış anladık sonra ve sandık ki saltanat sadece padişahlıktan ibaretti... Öykündüğümüz avrupanın "ele verir talkını kendi yutar salkımı" iki yüzlülüğünü görüp sorgulayamadık.

Hilafeti yanlış anladığımız gibi kaldırırken de onu "öcü"leştirerek yanıldık.

Burjuvaziyi de yanlış bir yerden tuttuk ve burjuva kavramı kendinden utanır oldu.

Avrupada, üreten ticaret yapan ve kazanarak devletin itici temel güçlerinden biri olan burjuva sınıfı, bu niyetle oluşturulmaya başlansa da devlet eliyle zenginleşmeye ve devletin yükünü almak yerine devlete yük olma noktasına evrildi bizde.

Milliyetçiliği de yanlış anladık mesela ve kafatası ölçmeye kadar götürdük işi başlarda ama neyse ki hayal kırıklığı yaratan sonuçlar bizi yanlıştan döndürdü.

Devletçiliği de yanlış anlamış olmalıyız ki "cumhura rağmen cumhuriyet" yanlışı yüzünden cumhuru tektipleştirme gayretleriyle malul oldu bir süre. Haliyle demokrasi de, farklılıkların zenginlik olduğu hal yerine farklılıkların ayrık otu kabul edildiği bir garip formata dönüştü uzunca bir süre...

Sosyalizmi Marksizmi de yanlış anlayıp henüz sınıf farklılıkları oluşmamış ülkeye bu ideolojiyi getirmeye kalktık... Ne garip... Sınıfsız sınıf mücadelesi...

Kooperatifçilik imece usulünün modern halidir diye el birliğiyle kalkınalım beraberce kazanalım iyi niyetiyle sahiplendiğimiz bu güzelim uygulamayı sadece birilerinin el birliğiyle zengin edilmesine çevirdik...

Adına patron denen modern ağalara karşı sendikalaşmak tek yol diyerek çıktığımız sokaklarda sendika ağalarına köle olduk bir süre sonra...

"Oda" oligarşisi ile merhum Demirel'in tabiriyle "TAY"lar vesayeti bir başka mevzuu...

Osmanlıyı yıkıma götüren ilmiye, kalemiye, şeriye (adliye) ve askeriye yozlaşması ile vesayete dönüşen erkler, olduğu gibi taşındı geçmişten geleceğe marazlarıyla birlikte. İlmiye oldu akademi, kalemiye oldu bürokrasi, şeriye oldu yargı, askeriye oldu ordu...

Bir de her biri kendi dünyasında ayrı bir oligark STK lar...

Ve siyaseti siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemsediler ne olduğunu bilmeseler de hepsi birden...

Ya dur dediler on yılda bir ya da "hooopp" deyip had bildirdiler... Yani kartsız bir maçı tamamlayamadı siyaset... Ya sarı kart gördü ya da kırmızı.

Kimi şapkamı kaptırmam dedi gitti kimi umursamadı ve darağacını gördü...

Çoğu sustu... susmayanı görünce ilk defa oraya bağladı cumhur belki de kalan son umudunu ama onlar durmadılar turuva atlarını sürdüler bu defa sahaya...

Ona da cumhur kendi "dur" dedi...

Özgürlüğü hadsizlikle karıştırdık, bananeclik ve sananecilik arasına sıkıştırıp anarşiyi kutsadık zamanla.

Oysa özgürlük sorumluluk demekti. Özgürce aldığımız kararların sonucuna katlanıp üstlenmek ve böylece, gelişip olgunlaşarak kendi olmanın adıydı özgürlük.

Moderniteyi modernlik sekülerliği jakoben bir laik(çi)lik sandık.

Yirminci yüzyıldan milenyuma geçerken kişilik kazan(dır)mayı bireysellikle karıştırdık ve özünden menkul köksüz bir "birey toplumu"na döndük. Henüz konuşamasa da çocuğa "birey" muamelesi yaptık ve o "küçük birey"in arkadaşı olduk ana-baba olmak yerine. Farketmeden biz, ataerkil - anaerkil derken "çocuk erkil" bir aile yapısını keşfettik hülâsa.

Teknolojiyi sanal ortamda sosyalleşmeden ibaret saydık ve sonunda gerçek bir "asosyal yalnızlığa" büründük.

Bilgisayarları modern oyuncak yerine koyup interneti sanal kumar ve fuhuş için üretildi sandık. Ortalık TOZ DUMAN oldu birden. Bu tozdan ve dumandan bağımlı bireyler olduk ünlüsü ünsüzü hep birlikte.

Reklamsız varolamayacak olan, dizisiydi sanal medyasıydı her ne varsa bizim iyiliğimiz için sandık ve onlara cansuyu olan reklamların müşterisi olduk çaktırılmadan... Sponsorluğun en aptalcasıydı belki de... Stockholm sendromundan da öte...

Derken cinayetler arttı, sokak çeteleri peyda oldu, mafyalar desen diz boyu... Sandık ki bizim için sandığımız ne varsa bize dönecek silahmış meğer günü geldiğinde...

Ahlaksızlık normalleşti dinsizlik yeni bir din oldu.

Azınlıktaydılar ama azgındılar...

Hakkı söylemek pahalı küfrü haykırmaksa artık bedavaydı...

Sadece biz değildik bu arada her şeyi yanlış anlayan...

Dünya da aynı cenderenin içinde çırpınmaya başladı...

Dünyanın efendileri sandılar ki güç hep kendilerinde olacak ve onlar kontrol edecek...

Pervasızca ürettiler bu yüzden teknolojiyi silahları ve medya terörünü...

Ve kontrol sıkılmıştı artık hep aynı ellerin avuçlarında oynaşmaktan...

Kıpırdandı önce, sonra taşmaya başladı o koca (!) avuçların parmak aralarından...

Kıpırdanan sadece o değildi. Dünyanın doğusunda da başladı güneyinde de kıpırdanmalar...

Karaderilisi de sarı derilisi de kayıtsız kalmadı illa ki...

İlk önce sömürgelerdeki hegemonya başladı sarsılıp tuz buz olmaya ...

Oluşan bu eksi bakiye, batının ve kuzeyin halklarının canını sıkmaya başladı...

Alışmışlardı ekmek elden su gölden refahına...

Sanmışlardı ki bu hep böyle sürecek...

Ama sürmedi ve kıpırdanmalar homurdanmayla birlikte oraya da sıçradı...

Azdıkça azdı dünyanın azgın azınlıkları ve batılısında da kuzeylisinde de kıpırdanan vicdanlara dokunmaya başladı bu pervasız saldırganlık...

Farkında değildi ancak, işediği yer cami duvarıydı artık.

Ve küreselcilerin hegemonyasına ve caniliğine karşı "küresel vicdan" uyanmaya başladı...

Sandılar ki kanırta kanırta soktukları bıçak gün gelip kemiğe dayanmayacak...

Onlar da mazlumun, tevekkülden doğan dayanıklılığını ve Yaradan'a teslimiyetinin eseri sessiz vakarını yanlış anladı... hatta kendi halklarının eskide kalması mukadder umursamazlığını da...

Artık hem içerideki hem dışarıdaki "onlar" için deniz bitti kara göründü...

Sınırlar değişecek, dengeler değişecek, ülkeler değişecek...

Yeni dünya düzeninde iki, bilemediniz üç blok olacak...

Vicdanlılar ve vicdansızlar...

Ve belki de her daim kendine yer bulan münafıklar...

Mesele biz nerede olacağız...

Vesselam.

 

Sebe' Suresi - Ayet 49: Hakkın Daveti Kur'an-ı Kerim Meali ve Tefsiri - Prof. Dr. Ömer Çelik

De ki: “Hak geldi ve bütün açıklığıyla kendini ortaya koydu. Artık, tâkipçileri canlı tutmaya çalışsa da, bâtıl ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de gideni geri getirebilir; böylece sönüp gitmeye mahkûmdur.”

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya