Dışardan görünenle, içeride işleyen mekanizma aynı değildir.
Vatandaş önemli kararların bakanın, genel müdürün makamında veya en üstlerde alındığını düşünür.
Oysa devletin gerçek hikâyesi çok daha aşağıda başlar.
Bir uzmanın masasındaki ilk notla…
O not araştırılır, tartışılır ve olgunlaştırılır.
Şube müdürü dosyayı geliştirir. Daire başkanı ise farklı görüşleri sentezler, riskleri tartar ve kurumun hafızasını karara yansıtır.
Dosya en üst makama ulaştığında, kararın başlangıcı değil; kurumsal emeğin son halkasıdır.
Daire başkanlığı hiç bu kadar sıradan bir unvan olmamıştı.
1990'lı yıllarda Hazine'de görev yaptığım dönemde başkanlık, kurumun omurgasını oluşturan yönetim kademesiydi. Başkana genellikle dört şube müdürlüğü bağlı olurdu. Her şubede çok sayıda kariyer uzmanı görev yapardı. Dosyalar tartışılır, alternatifler üretilir ve kurumun ortak aklı adım adım oluşurdu.
Çünkü devlet yönetiminde en değerli sermaye bilgi değil, tecrübeyle olgunlaşmış muhakemedir.
Sonra bu yapı yavaş yavaş değişmeye başladı.
Bir zamanlar onlarca uzmanın ve birden fazla şube müdürlüğünün bulunduğu daire başkanlıkları, birkaç personelin görev yaptığı birimlere dönüştü.
Unvan aynı kaldı. Ama makamın ağırlığı azaldı.
Başkan ile kariyer uzmanları arasındaki maaş farkı belirgin biçimde açıldı.
Başkanlık, daha fazla sorumluluk üstlenilen bir görev olmaktan çıktı; gelir avantajı sağlayan bir makam hâline geldi. Bunun doğal sonucu olarak birçok kişi, uzmanlıktan başkanlığa sıçramak istedi.
2018 yılında daire başkanlığı için hizmet süresinin beş yıla indirilmesi bu süreci daha da hızlandırdı.
Kurum dışından yapılan atamalar arttı.
Asıl değişim ise görünmeyen yerde yaşandı.
Karar üretme kültürü değişti.
Eskiden bilgiyi Uzman üretir, Şube müdürü geliştirir, Daire başkanı olgunlaştırırdı.
Sonra bunun tam tersi görülmeye başlandı.
Kararlar yukarıda şekillenip aşağıya talimatlar olarak iniyordu.
Böylece devlette hafıza kaybolur hale geldi.
Bürokrasiye siyaset yön verir oldu.
Yeni yayımlanan düzenlemeyle daire başkanlığı için yeniden 10 yıllık hizmet şartına dönülmesini bu nedenle olumlu buluyorum.
Bu, yeterli değil ama doğru yönde atılmış bir adımdır.
Çünkü liyakat sadece bir hizmet süresi şartı değildir.
Kamu yönetiminin kariyer sistemi bütüncül biçimde yeniden ele alınmalıdır.
Başkanlık yeniden yönetici yetiştiren bir okul hâline gelmelidir.
Genel müdürlük makamları, mümkün olduğunca kurumun içinden yetişen, kurumsal hafızayı taşıyan yöneticilerle güçlendirilmelidir.
Bakan yardımcılıkları da aynı anlayışla kamu yararı adına gözden geçirilmelidir. Kurumlar kişilere göre değil, kamu yararına göre şekillenmelidir.
Tartışılması gereken soru, daire başkanı olmak için kaç yıl çalışılması gerektiği değildir.
Asıl soru şudur:
Devlet, kendi yöneticilerini hâlâ yetiştirebiliyor mu?
Çünkü bir devlet, yöneticisini dışarıda aramaya başladığında hafızası zayıflar.
Hafızasını kaybeden devlet ise aynı hataları tekrar etmeye mahkûm olur.