O GECE...
MAKALE
Paylaş
13.07.2026 21:18
642 okunma
Tahsin Güngör

15 Temmuz 2016...

Normal şartlarda olağandışı denebilecek ancak o gece için oldukça sıradan, yaşanmış bir hikayeyi paylaşmak istedim bu hafta.

"İşim gereği uzunca bir süre kalacağım İstanbul'a geleli iki gün olmuştu. Henüz kalacak yerimi ayarlayamadığımdan yeğenimin Mecidiyeköy'deki evinde misafirdim.

Cuma günü işyerinden biraz erken çıkmıştım. Evde yeğenimin gelmesini beklerken o telefonla aradı. Heyecanlı ve tedirgin bir ses tonuyla "Dayı" dedi "galiba darbe oluyor..."

Bir an durdum ve gülümsedim. Evet kendisi bir özel radyoda program yapıyordu ancak programı bitmiş eve dönmek üzereydi. Yani radyoya gelen bir haber üzerine söylemiş olamazdı. "Hayırdır" diye karşılık verince "bir süredir köprünün girişinde bekletiliyoruz askerler tutmuş ve geçiş izni vermiyorlar" dedi.

Aklıma bile getirmek istemiyordum. "Oğlum bir bomba ihbarı falan olmuştur ondan geçirmiyorlardır" dedim ama içime de bir kurt düşmüştü. Çünkü hiç bir açıklama yapılmadan bekletildiklerini söylüyordu.

Kapattıktan birkaç dakika sonra bir arkadaşım aradı. Kulağı deliktir biraz. O daha da korku doluydu telefonda "söylendiğine göre Fetullahçılar darbe yapmış eğer öyleyse yandık bunlar hepimizi asarlar" deyince sakinleştirmeye çalışarak kapattım telefonu.

Önce Harbiye'den bir arkadaşı aradım. Kendisi Genelkurmay İstihbarat'tan emekli olmuştu ve bu konuları zaman zaman konuşurduk. İçimde hadi bakalım kardeş seni test etmenin zamanı geldi anlattıkların kendi hayal ürünlerin miydi yoksa gerçekten sana vadedildiğini söylediğin görevi bekleyen  vazgeçilmez istihbaratçılardan mısın?

Aradığımda hiçbirşeyden haberi olmadığını anladım ya da o öyle anlamamı istedi. Çünkü neticede karşımdaki bir istihbaratçıydı. Biraz daha uzattım sözü ama baktım ki hiç bir bilgisi yok.

Sonra Ankara'dan bir arkadaşı aradım ve bu arada vakit de geçiyordu. O da silahlı kuvvetlerden teğmen olduktan kısa bir süre sonra sınıf okulunda iken ihraç edilen bir arkadaşımdı ve daha o zamanlardan kendisini Fetöcülerin nasıl attırdığını anlatırdı.

O doğrulamıştı darbe girişimini. Ankara'da hareketlilik başlamıştı. O an kanım dondu.

Beylik silahımı sivil hayata geçtiğim andan itibaren elime hiç almamıştım ve 28 Şubat sürecinden hemen sonra "eğer bir askeri darbe daha olursa içinde üç adet mermi bulunan şarjörü takıp çıkacağım, üç hain üç haindir" diye söz vermiştim kendime ama şimdi silahım evimdeydi ve ben evimden uzak başka bir şehirde, İstanbul'da idim.

Hemen TV yi açtım ancak sadece bir iki kanalda garipliği hissetsemde henüz doğrulanmamıştı. O ara Akparti il başkanı bir kanala bağlanıp sakin olunması gerektiğini, liderlerinin henüz durumu doğrulamadığını falan söyledi. Aslında ben de cumhurbaşkanının beyanını bekliyordum çünkü gerçekten provokasyonun fazlasıyla beklendiği ve olduğu günlerden geçiliyordu.

O arada deniz yoluyla karşıya geçen yeğenim gelmişti. Gelirken karşılaştığı manzaraları aktardı. Bu arada ben de zaten sürekli telefon trafiği ile hem İstanbul hem Ankara'da durumu takip ediyordum.

Ankara'daki arkadaşım çoktan Genelkurmay önüne gitmiş ve oradaki gruba katılmıştı.

Hazırlanıp çıktım. Yürüyerek dolaştım biraz etrafta. İnsanlar dışarıda bankamatik ve marketlerin önünde yığın ve kuyruk oluşturmuş adeta yağma halindeydiler. Muhit itibariyle az çok sosyolojisini bildiğimden şaşırmadım ama çok üzüldüm ve kızgındım.

Sokaktakilerin derdi birkaç günlük stok yapmaktı. Çünkü, öyle ya da böyle nasıl ve kimin yönetimi ele geçirdiğinin önemi olmaksızın durum netliğe kavuşur ve rutin hayata dönerlerdi. Sadece kendini ve sanki olaylara karışmadıklarında yarına çıkacaklarının garantisi varmış gibi önündeki birkaç günü düşünen bu insanların bencilliği ve şuursuzluğu o an midemi bulandırdı.

Boğaziçi Köprüsü'ne çıkan Mecidiyeköy bağlantı noktasındaki viyadük altından yolun diğer tarafına geçtim. Çünkü tepki olarak sokağa çıkmış ve giderek artan bir kalabalık vardı orada. Onlara katıldım. Florance Nightingale hastanesine kadar yürüdüm ama baktım ki grup kısa bir süre sonra dağılacak gibiydi. Bırakıp eve döndüm.

Yatsı yakındı. Ezan okununca abdest alıp namazımı kıldım ve beklemeye başladım ama içim içime sığmıyor ve yerimde duramıyordum.

Kızım aradı o arada, henüz küçüktü ve olaylar televizyon kanallarından yayılınca korkmuştu ve beni de tanıdığından sokağa çıkmaktan vazgeçirmek için uğraştı biraz. Babasına bir şey olmasını istemiyordu. Ama kendisine "onların geleceği için sokakta olmam gerektiğini" söyleyerek kapattım telefonu.

Vakit iyice ilerlemişti ve ben artık beklemek istemiyordum.

Ben çıkıyorum diyerek kalktığımda yeğenim biraz ürkerek de olsa "çıkma istersen dayı" diyecek gibi oldu ancak bakışlarım karşısında sözünü yarım bırakarak sustu.

Ben çıkarken bir kanalda cumhurbaşkanı da bağlanıp olan biteni doğrulayınca besmeleyi çekip çıktım ve arabaya atladığım gibi bağlantı yolundan köprü yoluna girdim.

Yavaş hareket ediyordum. Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçişte o saatlerde bir sorun ve engelleme yoktu. Gişelere yaklaşırken oradaki askeri hareketliliği ve yığınağı fark ettim. Müdahale eden olmadı. Onlara baka baka ve yavaş yavaş gişeleri geçip hemen ileride sağa çekerek durdum.

İnsanlar yere çökmüş vaziyette bekliyorlardı. Ben o ana kadar orada neler olduğunu bilmiyordum henüz. Araçtan çıkmış etrafı gözetleyip olan biteni anlamaya çalışırken kalabalık ayağa kalktı ve köprüye doğru tekbirlerle hareketlendi.

O hareketlenmeyle birlikte ben de kalktım ve bir anda silah sesleri duyulmaya başlayınca herkes tekrar çöktü. Bense hala ayakta kalabalığa bağırıyordum. "Kalkın Türk askeri milletine kurşun sıkmaz ya kuru sıkıdır ya da plastik mermidir kalkın" diyordum.

Ateş kesilince fark ettim ki her yer kan gölüne dönmüş kimi aldğı yaradan zorlanarak kalkmaya çalışıyor kimi ise artık kalkamayacak haldeydi. Diğerleri de onlara yardım etme derdindeydi.

O an anladım ki karşıdakiler Türk Askeri değildi, olamazdı. Çünkü bize ne Harbiyede ne de kıtada asla bu tür bir hainliği bırakın öğretmeyi, sözü bile edilmezdi. Milletine değil kurşun sıkmak silah doğrultmak bile olacak iş değildi. Benim de ilk anda "kalkın" demem de bundandı.

Ancak ne yazık ki durum farklıydı.

Bir ara kalabalık içinde yolun karşı tarafından bize doğru bir hareketlenme ve ardından da bir grup insanın geldiğini gördüm.

İki kişi bir askerin kollarına girmiş getiriyorlardı. Biri erin silahını almış diğeri bir taraftan onu kolundan tutarken diğer eliyle de 18-20 yaşlarındaki gençleri ondan uzak tutmaya çalışıyordu.

Ben de onlara doğru hareketlenip, benim yaşlarımda soğukkanlı kalmayı başaran birkaç kişiyle birlikte erin ve onu getirenlerin etrafında çember olmaya gayret ediyorduk.

Ancak gençleri zaptetmek zordu. Zira belki de az önce gözleri önünde, bu yakalanan ya da onun yanındaki bir asker tarafından arkadaşları şehit edilmiş ya da yaralanmıştı. O yüzden, onların da bizim gibi soğukkanlı kalmasını beklemek hayalcilik olurdu o ortamda ama biz bunu yapmalıydık.

Derken çember içindeki bir ya da iki kişi silahlarını çıkarıp havaya ateş açınca anladık ki onlar sivil polis ya da istihbaratçıydı. Bu anlaşılınca gençler de sakinleşip durmuştu.

Erin yüzüne baktım. Daha çocuk denecek yaşta görünüyordu. Sakalları bile bitmemişti. Muhtemelen nüfus kağıdındaki yaşı gerçek yaşından daha büyüktü. Korkudan çok, dehşet görülen gözlerinde karanlık bir boşluk vardı. Hiç birşeyi kavrayamadığı kesindi. O an neden orada olduğunu bile bilmiyordu muhtemelen. Görevliler alıp yakındaki ambulansa götürdüler ve emniyete aldılar. Bizler de gençleri hem ikna etmeye hem de rahatlatmaya çalışıyorduk.

Çünkü belli ki buna benzer sahneler o gece daha çok yaşanacaktı.

Bu arada yaralılar taşınmaya çalışılıyordu. Derken yeniden bir hareketlenme ve yeniden bir ateş dalgası daha yaşandı.

İkinci dalgada artık ben de uyanmıştım ve çökerek siper aldım.

Ateş kesildikten sonra yaralı sayısı artmış ve yolun kenarına taşınıyordu. Az sayıda araç vardı ve bunlardan biri de benim kullandığım araçtı. Biri ayağından diğeri bacağından yaralanmış iki gazi ile onları taşıyan sağlam bir genci fark edince aracıma yönlendirdim. Bacağından yaralananın durumu daha kötüydü. Kemerle turnike yapmışlardı ancak mermi kötü yere gelmişti.

Hızlıca hareket edip Altunizade yönünde ilerlemeye başladık. Bu arada sağlam olan genç bir taraftan arkadaşlarına moral verirken diğer yandan da sanal medyada canlı yayın açmış olayı anlatıp araç içini gösteriyor ve izleyen herkesi direnişe çağırıyordu.

Ancak yine de hızlı bir şekilde çevre hastanelerin durumu hakkında bilgi almış ve en uygun olarak Üsküdar Devlet Hastanesi olduğu bilgisine ulaşmıştı. Oraya gittik. Karşılaştığım manzara ile Çanakkale Savaşı filmlerinde izlediğim sahra hastaneleri önündeki sahneler arasındaki tek fark hastane çadırdan değildi ve yaralılarla ölüler sedye ile değil araçlarla getiriliyordu.

Yaralıları indirip sağlık görevlilerine teslim ettikten sonra genç bana teşekkür edip "abi Allah razı olsun ben gerisini hallederim sen dönebilirsin" deyince ben tekrar köprüye dönmek üzere yola çıktım. Ancak köprüye gidiş yönündeki yol araç trafiğine kapatılmıştı.

Bunu fırsat bilip bu lanet terör örgütüne yakın hatta mensup olduğunu bildiğim eş dost akraba kim varsa aramaya başladım. Sorum netti. " Şu an ben boğaz köprüsündeyim, bu gece olanlar hakkında ne düşünüyorsun?"

Cevaba göre o geceden itibaren ya hayatımda hiç olmayacaklardı ya da bir şansları daha olacaktı. Sorumun muhataplarının hepsi bunu anlamıştı.

Vakit gece yarısını geçmişti çoktan. Aracı bir üst geçit altında taralı alana bırakıp çıktım. Bana ilk darbe haberini verip "eğer doğruysa hepimizi asarlar" diyen arkadaş buralardaydı. Hatta önce köprüye giden gruba dahil olmuşlar ancak köprü yeterince kalabalık bilgisi alındığından bir başka yere yönlendirilmişlerdi. Beni de oraya çağırdılar.

Gecenin o vaktinde köprü yolu üzerinde yürürken, tank topunun atış sesleri ile savaş uçaklarının ses hızını aşarak oluşturdukları sonik patlama sesleri altında gökyüzü ve çevremde olanları, bir an herşeyden sıyrılıp dışarıdan bir gözle izledim birkaç saniyeliğine. Kendimi bir an, dünyanın sonunun gelişini anlatan filmlerden birinin film platosundaymışım gibi hissettim.

Bu kötü manzara, belirsizlikle birlikte düşünüldüğünde çaresizlik hissi veriyordu insana.

Sürekli haberler geliyordu. O ortam ve şartlarda ne kadar geliyorsa ve ne kadarı güvenilir ve doğruysa artık. Ancak içimizdeki umudu yeise galip getiriyorduk hep.

Arkadaşlarla bir şekilde buluştuk ve orada beklemeye başladık. Her geçen dakika haberler iyiye gidiyordu ama arada gelen tek bir olumsuz bilgi infiale neden olabiliyordu.

Gelen bir haberle oradan Cumhurbaşkanı'nın evinin önüne geçtik.

Toplulukların bir anda düzensiz kalabalığa dönüşüp provake edilebileceği en uygun ortamlardı. Ancak o gece meydanlardaki, sokaklardaki herkesin amacı ve hedefi tekti. "Ülkeyi bu hainlere teslim etmemek ve ülkenin geleceğini kurtarmak"...

Bu sayede neredeyse benim o gece bulunduğum hemen her yerde insanlar kalabalık psikolojisine girmeden soğukkanlı kalabilmişti. Eminim her kalabalığın içinde, sağduyulu insanların yanında sivil görevliler de vardı ve bunların da katkısı çoktu olumlu anlamda.

Nihayet sabaha doğru kontrolün sağlandığı, darbe ve işgal girişiminin bastırıldığı haberi kalabalıktaki kişiler tarafından farklı kaynaklardan teyit edilince tekbirler getirilmeye, sevinç naraları atılmaya, marşlar söylenmeye başlandı. İnsanlar birbirine sarılarak ve şükür duaları ederek kutluyordu zaferi.

Artık kızımı gönül rahatlığı ile arayıp iyi olduğumu söyleyebilirdim. O an değilse de ileride neden o gece onların geleceği için sokakta olduğumu anlayacaktı mutlaka.

Etrafıma her baktığımda neredeyse tüm siyasi görüşten insanların olduğunu görebiliyordum. Milliyetçi ve muhafazakar partilerin mensupları ağırlıkta olsa da sol partilerin taraftarları da vardı. Ortak yönleri milliyetperver insanlar olmalarıydı. Farklı görüşlerde olsalar da aralarında hiç bir gerginlik ve sataşma yaşanmıyordu. Tam bir birlik vardı. Asla herhangi bir partiye ait slogan ya da marş kullanılmıyordu. Herkes vatan, millet, bayrak ve devletin birliğine dair sloganları ve ortak marşları kullanıyordu. Sürekli buna dair uyarılar da yapılıyordu.

Sabah ezanı okunduktan sonra arkadaşın evine gidip namazlarımızı kıldık. Aslında az da olsa uyuyup dinlenerek tekrar sokağa çıkma niyetindeydik ancak televizyonda kanal kanal dolaşmaktan uyuyamıyorduk.

Yine de uyumak için bana gösterilen odaya çekildiğimde gecenin muhasebesini yaptım. İşgal ve darbe kalkışması bastırıldığı için tedirginliğim devam etse de mutluydum. Ancak kendi adıma sorgulamam gereken şeyler olduğunu fark ettim.

Zira Ankara'daki arkadaşım Genelkurmay önünde atılan bombalardan dağılan şarapnel parçalarından onlarcasının isabet etmesi sonucu yaralanıp gazi olmuş ancak ben, en fazla şehidin verildiği yerlerden biri olan Boğaziçi Köprüsü'nden hiç bir yara almadan çıkmıştım. Burada bile şehitlik ve gazilik nasip olmamışsa kendimi sorgulamam gerektiğini düşündüm..."

İhanetle başlayıp, milletin kahramanca mücadelesi sonucu zaferle neticelenen o gecenin üzerinden geçen on senenin sonunda gelinen noktada, hatırı sayılır mesafe alınmış olsa da ben hala bu tehlikenin bittiğine inanmıyorum...

Yolsuzluktan suç örgütlerine, devam eden mahkeme süreçleri ile siyasette yaşananlar buna şehadet ediyor bence.

Üstelik dünyanın durumu ve gittiği istikametle birlikte içeriyi okuduğumuzda, dünden daha uyanık olmak gerektiğini düşünüyorum.

Terörsüz Türkiye hedefinde sonuç almaya yaklaşılmasını, hainlerin öylece birşey yapmadan izlemesine müsaade etmez efendileri,

Vesselam.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya