HEP AYNI OYUNA GELMEK…
MAKALE
Paylaş
12.10.2026 13:26
112 okunma
Tahsin Güngör

Son günlerin, gündemi en fazla meşgul eden konusu fon hırsızlığı. Kriz ya da yolsuzluk demiyorum özellikle, çünkü görünen o ki bu düpedüz kılıfı bilerek ve isteyerek hazırlanmış, aleni bir hırsızlık olayı. Ama öyle devletin ya da milletin parasının değil, bilerek ya da bilmeyerek bu fon oyununa dahil olmuş diğerlerinin parasının çalınması olayı. Tıpkı kumar masasında olduğu gibi, kazanılan da kaybedilen de masadakilerin parasıdır.

Ancak devlet bu kaybedenlerin parasını hazineden ödediğinde milletin parası çalınmış olur ki o zaman da milletin parasını alıp tamahkarlara veren devletin kendisi olur…

Bu yüzden bana göre adaletli olan; devletin, hırsızlardan tahsil edebildiği kadarının, devletin ve milletin varsa kaybını tahsil ettikten sonra kalan kısmını yatırım payları oranında o insanlara dağıtmasıdır. Ki öyle yapılacağı ifade edildi çok şükür.

Kimse kusura bakmasın, elbette bu parasını kaptıranların hepsi değilse de önemli bir kısmı için söylenebilecek en güzel söz; “tamahkarlar ile sahtekârlar birbirini çarçabuk bulur.”

Çünkü bu fon yatırımında risk 7/7 ‘dir diyor uzmanları, yani paranın tamamının kaybedilebileceği bir yatırım ve her yatırımcı bunu bilir. Az önce “kumar masası” metaforunu bu yüzden kullandım. Ayrıca devletin bu kaybı ödeme sorumluluğu da yok. Buna rağmen bir usulsüzlük tespit edildiği için çalanlardan alıp kaybedenlere verilecek.

Bu konuda beni asıl üzen ve düşündüren, işin bu kısmı değil. Zerre umurumda da değil bu tarafı.

Bahse konu fon hırsızlarından birinin, tesettürlü bir siyasi figürün olduğu iddiası üzerine, benzer başka durumlarda masumiyet karinesi ve zarar görmeme hakkını her cümle başında hatırlatanların, birden çıldırmışçasına tüm bunları unutup hatta sahip çıktıkları diğer hırsız(lık)ları unutturmak için mal bulmuş mağribi gibi çullanması sırasında kullandıkları argümanlardı asıl konu.

Şimdi bu figür siyasi olduğuna göre bu siyasi partiye muhalif olanların bunu fırsat bilip, o kişinin mensubu olduğu partiye saldırmaları değil miydi normal olan? Ancak bu siyasi parti diğerlerinin yapmadığını yapıp en başından bu kişiyle irtibatını kesip üzerine gidince, onlar da bu defa ilk anda cılız bir şekilde dillendirilen Müslüman kimliği üzerinden İslam’a saldırılarını kuvvetlendirmeye başladı.

Aslında bunda da bir gariplik yoktu çünkü herkes kendi cibilliyetine göre hareket eder. Zaten bu bile gösteriyor ki bu güruhun asıl muhalefet ettikleri siyasiler ya da siyasi partiler değilmiş, öyle olsaydı eğer, o kişinin istifa ettiği parti, hesabı sorulacakların içine bu kişiyi almış olsa da hedeflerini değiştirip sırf o kişinin giyiminden ötürü oklarını Müslümanlığı üzerinden İslam’a çevirmezlerdi. Siyasi partiye yüklenmeye devam ederlerdi ve beni bu da ilgilendirmezdi.

Beni alakadar eden ve üzen, samimi dindar Müslümanların tavrı.

Yine hemen savunmaya geçmeye başladı bir kısmımız. Zaten istenen de buydu son iki yüz elli yıldır olduğu gibi. Savunmaktan ilerlemeye, şeytan taşlamaktan tavaf etmeye fırsat bulamadık bir türlü.

Samimi Müslümanların içinden koca koca adamlar çıkıp, bu suçlanan kişinin baş örtüsünden dolayı İslam’ın yara aldığını falan söylemeye başladılar. Sözüm ona İslam’a sahip çıkma gayretiydi tüm bunlar.

İslam’ın sahibi zaten var: Allah. O’nun güzel isimlerinden birisi de El-Hâfîz yani "kâinattaki her şeyi zerre kadar kaçırmadan koruyan, gözeten ve dengede tutan" dır. Bırakalım biz haddimiz aşarak böyle gayretkeşliğe soyunmayı da İslam’ın değerlerini hayatımıza dahil etmeye çalışalım ki İslam bize sahip çıksın.

Yok, sahip çıkmaktan kasıt ona yapılan saldırılara karşı koymak ve şer ile mücadele etmekse eğer bunun yolu da hata yapan Müslümana bir de bizim vurmamız değil, onun üzerinden İslam’a saldıranlara hadlerini bildirmektir.

Çünkü hiçbir Müslüman İslam’ı temsille yetkili değildir, olamaz da... Çünkü temsiliyet sorumluluk getirir ve yaptığı söylediği her şey temsil ettiği kurumu bağlar. Misal siyasi partiler, mensuplarından birisinin hatasından dolayı partileri eleştirildiğinde ne derler; “o kişi partimizi temsil yetkisine sahip değildir, bizi bağlamaz kendisini bağlar”.

Öyleyse el hak İslam’ın tek temsilcisi vardır o da İslam peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav)’ dir. O da Allah’ın korumasında ömür sürdüğü için günahsızdır zaten. Onun dışında her Müslüman, insan olduğuna göre fıtraten günah işlemeye meyillidir. Değil biri, tüm Müslümanlar aynı anda aynı günahı işlese yine de İslam’a zerre leke süremez ve zarar veremez. Sadece hepsi birden günahkâr olmuş olur.

Böyle bir eksikliğe sahipken biz, noksansız ve kusursuz bir dini nasıl temsil edebilir, işlediğimiz günahların kendimize değil ona zarar verdiğini düşünecek kadar bir gizli kibre nasıl düşebiliriz… Sürdüğümüzü sandığımız leke kendi alnımıza çaldığımız kara olur, o kadar.

Ama insan olduğumuz için nefsimize yenilip hemen savunma refleksi ile onların istediği şekilde davranıp, onlarla birlikte, işlediği günahtan nedamet getiren bir Müslümana “İslam onun yüzünden yara aldı” diyerek saldırmaya devam ederken, bizim korumamıza muhtaçmış algısına sebebiyetle zımnen İslam’ı zayıf gösterdiğimizi de fark edemiyoruz.

Yetmiyor, o bir kişi fırsat bilinip hiçbir bilgi ve belgeye dayanmadan yanına başka samimi Müslümanların da ismi ekleniyor aynı çevreler tarafından ve bunlara ilk inananlar ne yazık ki yine samimi Müslümanlar oluyor. Yoksa Allah (cc) ‘ın "Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." diye bizleri uyardığı Hucurât Suresi 6ncı ayet-i kerimesinden haberdar değil miyiz ya da unuttuk mu? Unutmadık aslında, ya yine esastaki birliği bırakıp detaydaki farklılıklara takıldığımız ya da özellikle de siyasi rekabetin getirdiği kuyruk acılarını unutamadığımız için işimize geliyor bu yalanlara inanmak. Getirenler fasık da olsa münafık da olsa hatta bazen kafir de olsa.

Ayrıca suçlanan Müslüman değil kafir bile olsa, nedamet getirdiğinde artık o suçtan dolayı tahkir edilmez. Elbette cezası verilir ve mağdur ettiği inanların mağduriyetini gidermesi de sağlanır ancak İslam’ı hedefine koyanların kendi aralarında yaptıkları gibi aforoz edilmez. Çünkü bizde bu mekanizma yoktur, tıpkı ruhban sınıfı olmadığı gibi.

Diğer taraftan anlayamıyorum bir türlü, bu saldırıları yapanların da sorduğunuzda çoğunluğu “elhamdülillah biz de Müslümanız” derler ama kendileri dahil hiç kimse onları açıkça işledikleri haram ve günahlarından dolayı İslam’ı suçlamaz ya da “bak işte Müslümanlar hep böyledir” demez. Niye peki? Onlar da Müslümandı madem...

Çünkü nasıl “seküler Müslümanlar” peyda olduysa, “Müslüman sekülerler” de var. Biri seküler görünme derdindeki samimi Müslümanlar diğeri de gerek gördüklerinde Müslüman görünme fırsatçılığındaki samimi sekülerler. Birincisi zamanla tam seküler olma riski ile karşı karşıyadır çünkü, kişi benzemek istediği gibidir. Ancak diğerinin Müslümanlaşma ihtimali Allahualem yok denebilecek kadar azdır çünkü, onlarınki ya riyakarlıktandır ya da münafıklıktan...

Hülasa;

Birbirimize vururken öylesine celalli ve hiddetliyiz ki; sanki yüzlerce yıldır içinden çıkamadığımız, kurtulamadığımız savunma refleksinin doğurduğu sıkışmışlığın acısını da yine birbirimizden çıkarmak ister gibiyiz.

Sanki herkes aynı atalet içinde, biri çıksa da bir düdük çalıp “savunma bitti ileri atılma vakti” desin diye bekler gibi, ellerindeki düdüğe bakıp duruyor…

Vesselam.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya