İSRAF
MAKALE
Paylaş
02.11.2026 16:11
172 okunma
Tahsin Güngör

“Malum mevsim geçişindeyiz ve artık elbise dolabımızdaki kıyafetlerin bazalara, bazalardakinin de dolaplara geçme vakti.

Değişim vakti yani.

Ben de açtım elbise dolabını ve baktım kıyafetlere...

İlk anda “ne kadar dolu bir dolap” dedim ancak tek tek göz gezdirmeye başlayınca bir an durdum kaldım öylece.

Çünkü kışa girerken çıkardıklarım arasında koca mevsim boyunca yerinden hiç oynatmadığım, askısından çıkarmadığım o kadar çok şey vardı ki...

Önce vicdanımı rahatlatmak istedim ve “bu sene kış biraz ılık geçti ondandır” dedim.

Ama ikna edememiş olacağım ki kendimi alaycı bir şekilde güldüğümü fark ettim.

Sonra bir takım elbiseye takıldım kaldım.

Kaç mevsim oldu bilmiyorum "bu sene giymemi gerektirecek merasimler cemiyetler olur" diyerek asıp sonra da kılıfından dahi çıkarmadan kaldırdığım bu elbise yerine, başkasını giyerek katıldığım bir çok cemiyet olmuştu oysa.

Pantolonlar gömlekler ve değişik değişik mont ve kabanlar.

"Abartma sen de" dedim kendi kendime. "Neticede bir tane mevsim geçişleri  için hafif bir mont, bir tane yağmurluk tarzı kaban, bir tane soğuklar için şişme mont, bir tane klasik kabanın var. Ceketlerin de öyle. Altı üstü dört beş tane ceket nolucak yani. Gömlekler fazla olabilir tamam ama şimdi hepsinin ayrı bir yeri var" dedim…

Dedim demesine de, baktım ki lazım olur da giyerim diyerek tuttuğum ama iç giymediğim gömlek ve tişört sayısı giydiklerimden fazlaydı.

Pantolanlara hiç girmiyorum, çünkü neredeyse aldığımdan beri bir ya da iki kere giydiğim bile vardı içlerinde. Çok yeni ve güzeldiler ama…

Kendimle daha fazla cedelleşemedim ve kabullenip ne var ne yok serdim yatağın üstüne ve yere.

Kendime bıraktıklarımdan daha fazlasını bir yardım derneğine götürüp bırakmak için hazırladım.

Ve gördüm ki, hâlâ biri yıkandığında diğerini giyebileceğimden fazlası kalmıştı dolabımda.

Sorgu basitti aslında; bir yandan benim bu halim diğer tarafta ise koca bir yılı yaz-kış demeden tek bir kıyafetle geçirmeye mahkum ihtiyaç sahipleri…”

Bunlar benim daha önce yaşadığım bir kırılma anında hissettiklerimin kağıda dökülmüş haliydi. Aslında, mevcut hakim Batı Medeniyeti’nin geri bıraktığı ülkeler hariç dünyanın kalan kısmının içinde bulunduğu “İsraf Ekonomisi” nin bir mikro analizi gibiydi.

Yani ihtiyaç olduğu için değil sadece tüketmek için alınanlarla, artık sırf alışveriş yapmak için harcanan paraların heba olduğu bir ekonomi.

Her gün çöpe atılan ekmeğin yıllık toplamı yüzlerce milyar lirayı buluyormuş, sadece ülkemizdeki rakam bu üstelik, yüzde doksanı müslüman olan ülkemiz.

Ana babamdan görüp öğrendiğim "sünnetleme" diye tabir ettiğimiz, tabaktaki ya da tenceredeki yemeği iyice sıyırarak bitirme işini yaptığım için ayıplandığım bile oldu, hem de kendi yakınlarım tarafından.

Çoğu gereksizce gidilen restoran ya da benzeri yerlerde atılan yemeklerin tutarını hesaplamaya güç yeter mi bilmiyorum.

Sadece breysel tüketimde değil başka alanlarda da israfın önüne geçemiyoruz maalesef. İsraf, zenginlik göstergesi sayılıyor ve insanlar yaptıkları israfı israf olarak bile kabul etmiyor çoğu zaman.

O meşhur dialogtaki gibi; "dışarıda bi kahve de mi içmeyek dayı"

Geçenlerde bir çiftçi arkadaşım söylemişti. Dünyayı bilmem ama avrupanın en genç traktör parkına sahip ülkeymişiz. “Balkanlarda ve özellikle Romanyada hala 1960-65 model traktörler kullanılıyor ama biz de hasat dönemi biraz iyi geçsin ilk iş taraktörü yenilemek oluyor. Üstelik değiştirilenler öyle yirmi otuz yıllık da değil. Üç beş dönüm arazisi için traktör ve diğer tarım araçlarını kiralamak yerine satın alanları saymıyorum bile” dedi.

Oysa eskiden imece denen bir kültürümüz vardı bizim...

Peki gerçekte nedir israf ve sınırı nerede başlayıp nerede biter? 

Bu sınırı kitabımız Kur'an-ı Kerim çiziyor aslında;

Furkan suresinde Allah (cc), Efendimize hitapla öncesi ve sonrasındaki ayetlerde "iyi kulların" özelliklerini sayarken, 67nci ayetinde mealen şöyle diyor. "Yine o iyi kullar, harcama yaptıklarında ne saçıp savururlar (israf ederler) ne de eli sıkı davranırlar (cimrilik ederler); harcamaları bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur."

Görüldüğü gibi bu sınır "itidal" dir. Yani mutedil olmak.

Ve sadece maddi harcamalarla sınırlı da değildir "itidalli" olmak, hayatımızın her anına dahildir.

Mesela "Abdest alırken akar suyun kenarında bile olsanız suyu aşırı dökmek israftır" Hadis-i Şerifinde Efendimizin bize nasihatini, "artık dere kenarında abdest devri geçti" deyip çeşmeden akan suyu boşa akıtarak abdest almak bizi israftan kurtarır mı yoksa Peygamberimizin sünnetine muhalafet mi etmiş oluruz, düşünmek gerekir.

Ve Zümer Suresi 53ncü ayetinde mealen şöyle der Rabbimiz: "De ki: Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."

Bu ayet-i kerime'den; haddi aşmanın en büyük israf olduğunu anlamak yerine, şeytan ve şeytanın yeryüzündeki insan suretli vekillerinin bizi Kur'an ile aldatmasına izin verip, "nasılsa affediyor, yapacağımızı yapar sonra da tövbe ederiz" dersek eğer, aldananlardan olmaz mıyız?

Ömrümüzü israf etmiş olmaz mıyız?

Zira, ölüm meleği ile ne zaman tanışacağımızı bilmediğimiz bu dünya hayatında, tövbeye fırsatımız da olmayabilir !!

Aslında formül basit; bu ömür yolumuzun orta şeridinde bizi doğruya götürecek "itidal", sağında ve solunda ise bizi doğru yoldan saptırmak için sürekli tatlı tatlı taciz eden "cimrilik" ve "israf"  sapakları var.

Yani ifrat ve tefrit.

İtidalli tavrın getireceği faydayı veresiye cennet, ifrat ve tefritin sunduğu cazibeyi ise peşin haz ve keyiften bir ödül olarak görmek de şeytanın en etkili taktiği olsa gerek.

Çünkü peşin ödül hoşumuza gidiyor.

Çabasız ve gayretsiz ödül istiyoruz bir de üstüne üstlük. Bir televizyon programında bir katılımcı günümüz neslini şöyle tarif etmişti; "her türlü hakka talip ancak hiçbir sorumluluk üstlenmek istemiyor"

Oysa ne diyorlar; "peynir güzel ve büyük, üstelik yol kısaysa o tuzaktır, kanma hemen uzaklaş..."

Vesselam. 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya