KONUM, KONUMLANMA, KONUMLANDIRMA VE PEYGAMBERİN BİR GÜNÜ
MAKALE
Paylaş
19.10.2026 12:14
142 okunma
Tahsin Güngör

Kâinat, konumlandırmanın kusursuz olarak hayat bulduğu bir şaheserdir. Öyle kusursuzdur ki, oturtulduğu denge, kurulduğu ilk günden itibaren aksamadan devam etmektedir.

Tespit ettiğimiz ya da edemediğimiz galaksilerden güneşe, güneşten atom altı zerreciklere kadar herşey, konumlandırıldıkları yerler itibariyle, keşfedebildiğimiz ya da edemediğimiz öyle bir iletişim ve etkileşim halindeler ki, bu sayede tüm yaratılanlar için ayrı ayrı uygun hayat şartları sağlanıyor, aralarındaki denge sebebiyle de kıyamete kadar sürecek bir ahenk içinde hareket ediyorlar.

Konumlandırmanın önemini kainattaki bu dengeden daha güzel gösterebilecek başka bir örnek var mıdır bilmiyorum ancak bu bana kendi hayatımızda da konum, konumlanma ve konumlandırmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Ancak konumlandırma yaparken öylesine yanlışlar içine düşüyoruz ki, bazen çok değer verdiğimizi göstermek için onunla aramıza mesafe koyuyoruz ve uzaklaşıyoruz.

Mesela ülkemizdeki Müslümanların evinde Kur’an genelde duvarda yüksek bir yerde asılı durur, neden? Çünkü verdiğimiz değeri ifade için onu en yükseğe koymamız gerektiğini düşünürüz. Ama bunu öyle abartırız ki onu ulaşılmaz kılarız. Sonra da gerçekten ulaşamayız, orada unuturuz ve açıp okumak gelmez aklımıza bir süre sonra. Ya da en üst raflarda tozlanmış halde kalır yıllarca.

Oysa o, hayatımızı doğru yaşayabilmemizi sağlamak için bir rehber olarak indirilmiştir ve her an elimizin altında olması gerekir. (Nahl. ayet 64 "Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.")

Peygamber Efendimiz (sav) ile olan durumumuz da aynıdır ne yazık ki.

Elbette yaratılmışların en üstünüdür, Habibullah’tır ama, onun ömrünün gayesi, kendisine verilen tebliğ emanetini yerine getirebilmek için kendi zamanında yaşayanların ve kendinden sonra kıyamete kadar geleceklerin hepsine ulaşıp, herkesin de kendisine erişebilmesini sağlamaktı.

Biz ise, kendi devrimizin şartlarında büyüklüğü ve yüceliği erişilemez bir kibir abidesi olmakla tanımladığımız için Efendimizi (sav) de ulaşılamaz bir yere konumlandırıyoruz ve hayatımıza indiremiyoruz bir türlü onun hayat tarzını.

Oysa rehberimiz de örnek alacağımız tek kişi de Peygamberimiz değil mi?!

Lakin biz onu doğru konumlandıramayınca kendi konumumuzu da yanlış belirliyoruz.

Kâinattaki denge gibi hayatımızın dengesini kurabilmek de her şeyden önce kendimizi nasıl konumlandırdığımızla başlar.

Bunu sevgili Metin Karabaşoğlu “Peygamberin Bir Günü” adlı eserinde, “… aslolan, âleme nizamat vermek değil, âlemler Rabbinin âlemler için vaz’ettiği nizamla barışık ve uyumlu yaşamaktır” diye ifade ettikten sonra insanın doğru konumlanmasının nasıl olması gerektiğine dikkat çekiyor; “Peygamberin bir gününü bu yönüyle kavramak umulur ki, bizi daha merhametli, daha kucaklayıcı ve daha mütevazi kılacaktır. Ve bize, kâinatta rab değil abd, mâlik değil memlûk olduğumuzu hatırlatarak, hayatımızın ritmini kâinat kardeşlerimizle buluşturabildiğimiz bir zemine, İnşaallah kapı aralayacaktır.”

Oysa ne yazık ki bugün neredeyse hepimiz ağzımızı açtığımızda kendimiz hariç âlemdeki her şeye nizamat vermeye başlıyoruz. Unutuyoruz kul olduğumuzu ve en hafifinden kendimizi kemale ermiş kabul ederek başlıyoruz her söze.

Sanıyoruz ki bu dünyada sahip olduğumuzu düşündüğümüz her ne varsa, en başta canımız ve hayatımız olmak üzere herşeyin bize emanet olduğunu unutuyoruz ve mülkiyet duygusunun esiri olup kibre düşüyoruz.

Modern hayatın kıskacında çırpınıp durmaktan öte yapabildiğimiz başka bir şey yok oysa. Modern dünyanın ürünü şehirlerimizde esir olduğumuzu fark edemeyip, herşeyi bu dünyadan ibaret sanarak yaşıyoruz hayatımızın her anını. Ve fıtratımızdaki sonsuzluk arzusunu sınırlı ve sonlu olan bu dünyada ve dünya nimetleriyle tatmin etmek gibi beyhude bir çaba içinde helake götürüyoruz kendimizi.

Bir “mikro siyer” olarak tanımladığı bu eserinde şu tespitte bulunuyor Metin Karabaşoğlu: “Modern kentin bildik ritmine teslim olarak, günlük hayatımızda onun dayatmalarına rıza göstererek, hiç olmazsa kendi iç dünyamızda ‘kent’ ten ‘Medine’ ye bir hicret yaşamadan Peygamberin bir gününü kendi gündelik hayatımıza yansıtmamız zor gözüküyor…”

Ve sonrasında da bunu başarmanın yolunu gösteriyor bizlere:” O halde, modern ‘kent’lerde hayatın bu hızlı akışına kendimizi kaptırmayıp frene basabilmek, gerektiğinde ‘durup düşünmek’ gerekmektedir. Peygamberin bir gününe zihin ve yürek hicreti, bu takdirde gerçekleşebilir”

Ama zamanı öyle doldurdular ki bir boşluk bulup, durup düşünmemize fırsat bırakmıyorlar.

“Dün, köstekli saat zarafetinde Müslümanca yaşanıyorken zaman

Bugün dijitalleşti, bir fasık hoyratlığında koşuyor hiç durmadan” (TG)

Peygamberî günlerden kopuşumuzun hikayesi, rahmetli Ahmet Haşim’in makalesinde yer bulan ifadeyle bizden, “Müslüman Saati” ni alıp yerine Frenk saatini hediye(!) etmeleriyle başladı.

Aşağıdaki paragrafında; dayatılan modern hayatın bizi günbegün olması gereken konumumuzdan uzaklaştırdığı bu devrin insanları olarak nasıl savrulduğumuzun idrakine varıp, yapmamız gerekeni gayet sade ve fakat derinlikli bir kapsayıcılıkla ifade eden Karabaşoğlu da sanki bizleri, yeniden Müslüman Saatine göre yaşamaya davet ediyor.

“Bakıldığında, iman-küfür mücadelesinin ‘hayat tarzları’ üzerinden gerçekleşmeye başladığı şu zamanlarda, gündelik hayat yeni mücadelenin en önemli sahnesidir. Dünyeviliğin temsilcileri, bir günün içini doldurabilmek için bize birçok şey önermektedir. Hafta içine, hafta sonuna, gündüze ve geceye dair pek çok şey… Yaşadığımız çağda hem ‘çalışma’ nın böyle kutsanmış, hem de ‘eğlence’ nin böylesine ayrıntılı ve sistemli hale getirilmiş olması boşuna değildir. İman edenler safının karşısında yer alanların günün içini doldurma biçimine karşı bizim cihadımız, Peygamberin bir günü iledir. Yimidört saati nasıl (boşa) geçireceğimizi tarif edenlere karşı günümüzü kurtarmanın yolu, günün içinde Peygamberin sünnetine sarılmaktan geçmektedir. Ve elbette bu sünnetin içinde, onun bir günündeki herşey vardır”

Başka söze ne hacet…

Vesselam.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya