ZAMANIN RUHU: KÜRESEL VİCDAN - 1
MAKALE
Paylaş
28.09.2026 11:57
279 okunma
Tahsin Güngör

Medeniyet Yolculuğumuzun Çok Kısa Bir Özeti

İnsanlık tarihinin bazı büyük kırılımları vardır. Zamanın ruhuna bağlı oluşan bu kırılımlar aynı zamanda yeni medeniyetlerin de inşasına imkân sağlar.

Milâdî takvim başlangıcı esas alındığında, ilk altı yüz yıllık zaman diliminde medeniyetler de hakimiyet alanları da genellikle küçük şehir devletlerinin sınırlarıyla kaimdi. Elbette o dönemde Doğu Roma ve Sasani gibi devletler ve medeniyetler de kurulmuştu. Ancak bunların yerel ve bölgesel sınırları aşan hakimiyetleri güce ve zora dayanan hakimiyetler olduğundan, medeniyetlerini ülkelerini işgal ettikleri toplumlara taşıyamamıştır.

Bu anlamda cihanşümul bir medeniyetin ilk örneğinin başlangıcı, Efendimiz (sav) ‘in peygamberlikle müjdelenmesidir. Bu müjde ve ilk vahyin tebliği ile birlikte de bir anlamda İslam Medeniyeti’ nin iki mütemmim cüzünden biri olan “mana” kısmının inşası da başlıyordu.

İlk andan itibaren içtimai ve sosyal temeller; İnsan merkezli olarak iman ve İslam ahlakı zemininde atılırken, tarihin yazılı ilk anayasası olarak kabul edilebilecek Medine Vesikası ile de idari ve devlet yapılanması şekillendirilerek, İslam Medeniyeti ’nin inşa süreci tahkim edilmiş oluyordu.

Bu tebliğ dönemi, Peygamber Efendimiz ’İn (sav)bir hadis-i şeriflerinde ifade ettiği gibi ümmetinin en hayırlı üç nesli olan; sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin döneminde, İslam Medeniyeti inşa faaliyetleri ile birlikte oldukça geniş bir alana ulaştırılıncaya kadar devam etmiştir.

Uzak coğrafyalardaki farklı toplumlara tebliğ edilip kabul görmesiyle, yerel saiklerden doğan yeni ihtiyaç ve sorunlara getirilen çözümlerle birlikte oluşan dört hak mezhep ile de medeniyetin, “mana” kısmı tekemmül ettirilmişti de denebilir.

Ve haliyle artık sıra, medeniyetin “maddi” kısmı olan yeryüzünün imarına gelir.

Mana kısmıyla oluşan sosyal ve toplumsal huzur, bütünlük ve manevi refahtan sonra maddi kısmının oluşturulması için de ilim ve bilime daha fazla ağırlık verilmeye başlanacaktır.

Abbasi döneminde Çin sınırından Ege kıyılarına, Horasan’dan Basra’ya uzanan çok geniş bir alanda hakimiyete ulaşan İslam devleti, Beytü’l Hikme dönemi ile diğer medeniyetlerde üretilen ilim ve doğa bilimlerine ait eserleri, tercüme yoluyla İslam alimlerinin hizmetine sunarak bir yeni ufuk açmıştır. Beytü’l Hikme, elbette sadece bir tercüme bürosu değildi. Bununla birlikte devlet kütüphanesi, araştırma enstitüsü, rasathaneden oluşan bu yapının temel amacı, aynı zamanda bürokrasiye ve tıp, astronomi, matematik, coğrafya gibi pratik alanlara yetişmiş eleman sağlamaktı.

Burada eski Grekçe, Süryanice, Sanskritçe (Hint), Çince ve Persçe gibi birçok dil ve kültürden eserler Arapçaya çevrilerek alimlerin hizmetine sunulmuştur.

Kindî (ilk İslam fiozofu), El Harezmî (Cebirin kurucusu), Farabi (Filozof ve bilim adamı), İbn-i Sina (Tıp bilgini ve filozof), Huneyn b. İshak (Başmütercim) bu dönemin önde gelen şahsiyetlerinden birkaçıdır.

İslam alemi için bilgi açısından girdi dönemi olarak da adlandırılabilecek bu sürecin ardından 10ncu yüzyılda Şii Büveyhîler ’in Bağdat’ı işgali, şii-İsmailî Fâtımîler ‘in Kuzey Afrika ve Mısır’da kurdukları devletin tehdidi ile Abbasiler zayıflar ve merkezin zayıflamasıyla bölgesel hanedanlıklar oluşur. Bu siyasi anlamda bir çözülme ve baskıya neden olurken, ilmî alanda; Nişabur, Buhara, Gazne, Şiraz, Halep ve Kurtuba gibi ilim merkezlerinin bağımsız hale gelmesine sebebiyetle de daha özgür bir çalışma alanı sunmuştur diyebiliriz bir başka açıdan.

Ve bu dönem bir önceki girdi döneminde kazandırılan eserlerle kendi birikimlerinin sentezlenerek ilim ve bilim alanında oldukça verimli, üretken bir çağ olmuştur İslam Medeniyeti açısından.

Önceki dönemde yetişen Farabi ve İbn-i Sina yanında; Birûnî (Astronomi, coğrafya, matematik, mukayeseli dinler tarihi), el Heysem (optik), Râzi (Tıp ve kimyada ampirik yaklaşımının geliştiricisi), el Eşarî, el Maturidi gibi alimler döneme damga vuran şahıslardan sadece bir kısmıdır.

Büyük Selçuklu Devleti’nin önce Büveyhiler ‘den Bağdat’ı kurtarıp Hilafeti himayesine alarak özgürleştirmesi ve sonrasında başlattığı çalışmalar, zamanın ruhundaki ilk büyük kırılmayı yaşatmıştır.

Bir yandan Nizamülmülk eliyle; Peygamber Efendimiz (sav) tarafından atılan devlet esasları temeli üzerinde, farklı zamanlarda kurulup varlık gösteren Müslümanlık öncesi ve sonrası Oğuz Devletleri dahil, Gazneliler ve Arap devletleri ile birlikte bir çok devlet geleneğinden de faydalanılarak güçlü ve sürdürülebilir bir devlet yapısı ve modeli oluşturulmuş, diğer yandan da ilmî çalışmaların kurumsallık kazandığı Nizamiye Medreselerine baş müderris olarak İmam Gazali getirilerek, ilmi mücadele başlatılmış, tekke-medrese entegrasyonu ile İslam geleneğindeki bâtınî ve harici ekoller fiziken de birleştirilmiş, akıl, vahiy karşısında doğru konumuna oturtularak toplum bu ifsattan arındırılmıştır.

Ayrıca İslam dininin; peygamber efendimiz (sav)’in vefatının üzerinden geçen bu uzun süreçte yerel geleneklerle ya da dışarıdan girdilerle oluşan bozulmalardan kurtarılarak ihyası (Gazali - İhya-ı Ulumiddin) da sağlanacaktır ki bu bir anlamda, Sünnî restorasyon olarak da kabul edilebilir.

Bu, Peygamber Efendimiz (sav) ile başlayan tebliğ dönemi ve Medine Vesikası ile temelleri atılan medeniyet inşasının artık tamamlanması demekti.

Böylece, bir kısmı birbirileriyle eş zamanlı olarak, Endülüs Emevî, Selçuklu (Büyük – Anadolu) ve Osmanlı devletleri ile yeniden ve daha güçlü bir şekilde cihana yayılarak büyüyecek ve yüzlerce yıl sürecek bir İslam Medeniyeti çağı başlayacaktı.

Elbette bu mücadele esnasında cihatlar da oldu ancak asıl etken, medeniyetin gidilen coğrafyalardaki insanların takdirine sunulup gönüllü olarak kabulüyle gerçekleşen bir hakimiyet idi ki bu yüzden hala bu coğrafyalarda İslamiyet varlığını sürdürebilmektedir.

İslam Medeniyetinin bayraktarları, her gittikleri yere önce medeniyetin mana kısmını yani maneviyatını götürüp tanıttılar sonrasında da maddi (imar) kısmını inşa için fetihler gerçekleştirdiler.

Bu parlak uzun dönemin ardından gelecek, zamanın ruhundaki ikinci ana kırılmayı doğru okuyacak olanlar ne yazık ki biz değildik.

Çünkü biz artık üretemez hale geldiğimiz gibi gelişmeleri de ya göremez ya da reddeder olmuştuk.

Tarihçilerin önemli bir kısmı bunun başlangıcı olarak 16 ncı yüzyıl sonlarını gösterir. Yani ilim ve bilim alanında yapılan yenileştirme ve geliştirmelerin bir anlamda ilerlemenin Fatih Sultan Mehmed Han dönemindeki Sahn-ı Semân ile Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında yapılan Süleymaniye Medreseleri’nden sonra duraklayarak akamete uğradığı yönündedir. Sonrasında yavaş yavaş eğitim ve ilim alanındaki eski tartışmaların ve ikiliklerin öne çıkmasıyla birlikte gerileme de başlar.

Batı yani Avrupa ise 13ncü asırdan itibaren Endülüs’teki Toledo Tercüme okulu (fiziksel bir okul değil ama bir okul gibi çalışan mütercimler olarak düşünmek gerekir) tarafından hem İslam alimlerinin ve bilim adamlarının eserleri hem de İslam alimleri tarafından yapılan şerhlerle zenginleştirilen ve güncellenen eski yunana ait eserlerle tanışmaya başlayacak ve bunların sayesinde Rönesans ve 1789 ihtilali sonrası oluşacak Batı Aydınlanmacılığı’nı kurarak devamında kendi medeniyetini oluşturacak, böylece bilim alanındaki çalışmaları da geliştirerek kendileri için bir altın çağı başlatacaklardır.

O günlerden bugüne her asra damgasını vuran olaylar ya da icatlar olsa da zamanın ruhunda bir kırılmaya neden olmamıştır.

Örneğin buharlı gemilerin icadı, matbaanın icadı, iki dünya savaşı, atom bombası, bilgisayar teknolojisi ve günümüzde de yapay zekâ bulundukları döneme damga vurmuş ya da vurmaya aday olaylar ve icatlardır.

Ancak hiçbiri zamanın ruhunda bir kırılmayla birlikte bir yeni medeniyet inşasına sebebiyet vermemiş ancak batı medeniyeti, kendi varlığını ve etki alanını daha da vahşileştirerek yayılıp, devam ettirmiştir.

Emperyalizm ve kapitalizm, versiyon yükselterek bugüne kadar hükmünü icra etmeyi başardı.

Ancak görünen o ki onlar için deniz bitti gibi…

 

Vesselam.

(Devam edecek)...

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya